HASAT GÜNLERİ
Osman ağa sesini yükseltti. “Hasat günleri, kalkın bakalım. Silkeleyeceğiz ve toplayacağız,” dedi.
Osman ağa, çocukluğundan beri çiftçiydi. Güneş yanığı yüzü parlıyordu. Hasat için tarlaya omuzunda aletleriyle gidiyordu.
Ayağımıza ne giyeceğiz, diye bağırdık.
Spor ayakkabısı gibi ne bulursanız. Kaç gömlek alalım. “Çalışmanıza bağlı,” dedi.
Saçına tutunmuş yaprak, hangi meyveden başlanacağına işaretti. “Önce zeytin,” dedi. Zeytini de meyve mi kabul ediyorsun, dedik.
Osman ağaya hangi meyveyi toplayacağımıza kendimiz karar veririz. Her şeyin bir sırası vardır. Sırası varsa ilk sırayı zeytin alır, dedi. Kabul ettik ve zeytin toplamak için ağacın yanına gittik.
Osman ağa beni taklit edin, daha başarılı olursunuz, dedi. Gölge aramayın, burası güneş memleketi. Gölge ararsanız Karadeniz’e gideceksiniz, dedi. Bizi güneşte tutarsan daha mı iyi toplayacağız. Toplamayı da tek tek olacağını sanıyordum. Elindeki değnekle dallara vurun zeytin dökülsün. Zeytin topluyoruz. Fındık toplamıyoruz. İyi dersiniz, fındığınızı da kokarca teslim almış, bir böcekle uğraşamadınız.
Osman ağa gibi zeytin ağacını önce sarsıyoruz. Sonra da değnekle dallara vurup dökülmesini sağlıyoruz. Yere dökülen zeytini topluyoruz. Osman ağa tek başına bizden çok topluyor. Zeytini çok olan ağaca gidiyorsun, onun için bizden çok topluyorsun, diyoruz.
Osman ağaya niçin cevizden başlamadık. Osman ağa, “ceviz toplandı, yalnız gölgesinde oturabilirsiniz,” dedi. Niyetimiz işten kaçmaktı, yoksa ceviz toplamak daha kolay değildi.
Sesimi yükselttim ve hasat gününü erteledim. Irgat değiliz, çöktüm, kolum kalkmıyor. Yorgunluğun da bir haddi var. Çekilmez bu hasat günleri, dedim.
İşini takip eden Osman ağa gülüyor, “güneşin yaktığı toplayıcılar olarak, gücümüzü gördünüz. Bizler yorgunluk nedir bilmeyiz,” dedi.
Dinlenmek için cevizin altına gittik. Gölgede hiç değilse yanmıyoruz. Osman ağaya, yanıyorsun zeytinin dibinde kıvranma, cevizin altına gelmelisiniz.
Hayatın zorluğuna uzağız. Yine de ağaçların dibinde, toplamaya devam ediyoruz. Sanki biraz daha alıştık. Birkaç ağacın altını temizledik. Artık susma tercihimizi kullanıyorduk. Çünkü Osman ağa laf atıyordu.
Topladığımız zeytin, susmamızın değeri olarak, görünüyordu. Çünkü Osman ağa “siz mi topladınız,” dedi. Bizde burada oynamıyoruz, çalışıyoruz, dedik. Azimli ve irademizi kullanıp zeytini bitirmeyi kafaya koyduk. Osman ağa yağ için gitti. Biz de fırsat bilip kalan parçayı topladık. Yardım edenimiz oldu. Yardımı konu etmeyecektik.
İşte çalışma azmimiz bir daha Karadeniz veya Akdeniz’den bahsetmeye gerek olmasın, diye konuşacağız.
Osman ağa geldiğinde karpuzu boşalttı. İşi bitirmeden karpuz, kim söyledi, dedik. Fakat sulu ve tatlı karpuzu da doyasıya yedik. Kaybettiğimiz suyu meyveden almış olduk. Osman ağaya teşekkür edip ağacın altını temizledik.
Böyle bir temizlik gördün mü? Bizi tebrik etmen gerek, dedik.
Osman ağa yaptığımız çalışmaya, memnun oldu. “Bu kadar başarılı olacağınızı zannetmiyordum,” dedi.
Zeytin atölyeye gittiğinde, sohbeti koyulaştırdık. Konu, Karadeniz’de kokarca istilasıydı.
Hasan TANRIVERDİ















