PERVOLO İBRAHİM’İN VERESİYE DEFTERİ
Dedem, Pervolo lakaplı İbrahim Çınar, mübadeleden önce Girit’ten Bodrum’a gelenlerdenmiş.
Geldiği zaman Türkçe konuşmayı bilmiyormuş. Zamanla öğrenmiş tabii. Bodrum’a kız kardeşinin yanına gelmiş; oldukça çalışkan, akıllı bir gençmiş.
O zamanlar Bodrum’a gemi yanaştığı zaman, liman olmadığı için kayıklarla gidilip yolcu ve eşyalar taşınırmış. Fırtına olduğunda kimse gemiye gitmek istemezmiş. Dedem “Hadi bre!” deyince cesaretlenir, kayıklara atlayıp gemiye giderlermiş.
Dedem bir sürü iş yaparmış. Kasapmış, altın ve ziynet eşyalarını üzerinde taşıyıp satarmış, denizciymiş. Bodrum’da birkaç yer satın almış. Durumu da oldukça iyiymiş.
Son zamanlarında ise hastalanmış. Hastalığı döneminde uzun süre yatmış. Yavaş yavaş her şeyi elinden gitmiş, dara düşmüşler.
Anneme:
“Kızım, bana bir sigara yak bakalım, iyileşiyor muyum?” dermiş.
Sigaradan hiç zevk almayınca da:
“Hâlâ hastayım.” deyip üzülürmüş.
Bir gün kapıları hızlı hızlı vurulmuş. Anneannem gidip bakmış ki dedemin arkadaşlarından biri. Adam dedemi sorup hemen evdeki kantarı istemiş. O zamanlar Bodrum’da kantarı olan birkaç kişiden biriymiş dedem.
Anneannem:
“Bekle biraz.” deyip dedemin yanına gelmiş.
“Arkadaşın kantarı istiyor. Vermeyeceksin değil mi? Ne zamandır hastasın, senin yanına gelip nasılsın diye bile sormadı. Şimdi işi düşmüş, geldi.” demiş.
Dedem:
“Çağır arkadaşımı, yanıma gelsin. Kantarı da hazırla. Onun bana borcu var, o yüzden utanıp gelemiyordur.” demiş.
Arkadaşı utana sıkıla, yatmakta olan dedemin yanına gelmiş:
“Pervolo, hastasın, ihtiyacın var ama ben sana borcumu veremiyorum. Çok mahcubum.” demiş.
Dedem de:
“Sana kantarı bir şartla veririm. Bundan sonra her gün işin bitince bana uğrayıp o gün olanları anlatacaksın.” demiş.
Ve o arkadaşı, dedem son nefesini verene kadar her gün yanına uğrayıp çarşıda olanı biteni anlatmış.
Bir gün dedem anneanneme:
“Gülizar, bana veresiye defterini getir.” demiş.
Anneannem de defterde borcu olanları çağırıp borçlarını isteyecek zannetmiş. “Biraz ferahlarız hiç olmazsa.” diye düşünürken dedem, gözünün önünde defteri yırtmaya başlamış.
Anneannem:
“Yapma bre Pervolo!” demiş.
Dedem:
“Bu andan sonra bana kimsenin borcu yoktur, bilesiniz.” demiş.
Ve birkaç gün sonra da vefat etmiş.
Annem derdi ki:
“Herhâlde bizi borçlularla muhatap etmek istemedi de defteri yırttı.”
Tabii ki dedem Pervolo İbrahim’in o defteri neden yırttığını bilemeyiz.
Ama bildiğim bir şey var:
Ben böyle insanların hikâyelerini dinleyerek büyüdüm.
Zeynep Figen Işık














