SAZ USTASI
Babasının geliştirdiği sazlara hayrandı. Sazların sesi gür ve olgundu. Babasının yanından ayrılmaz ve nasıl yapıyorsa onu taklit ederdi.
Yalnızlık çizgisinde, anlamsız hayalleri ve sıkıcı izlenimleri kalmıştı. Hayatı ağaca ses vermek olarak görüyordu. Ahşaba yatkınlığını, çok iyi değerlendiremiyor ve babasını taklit ettiğini zannediyordu.
Oğul, çırpınsam da babama yaklaşamıyorum, diyordu. Babam eline ağacı aldığında sanki kendiliğinden şekilleniyordu. Ağaç ile kurduğu bağ farklıydı. Yaptığı sazları satma diye bir problemi olmazdı. Çünkü insanlar almak için sıraya girerlerdi.
Soğuk bir gündü, soba harlı yanıyordu. Malzemeler ve boyaların tehlikeli bir yerde durduğunu, oğlu gördü. Fakat babamın bir bildiği vardır, dedi.
Saz ustasının eline dikkat edenler, çoğalmıştı. İçerisi boğucu bir hal almıştı.
Oğlu köşede sazın kabasını alıyordu. Yalnızlık yıllarını aklından geçirirken, hayallere dalmıştı. Boya kutusu alev aldı. Yanındaki yeni sazlar yanmaya başladı. Oğlu kabanını ıslayıp alevlere sardıysa da içten içe yanma devam ediyordu.
Baba sazlarım, diye feryat ediyordu. Sazlarım, oğlum dışarıya çıkmalısın.
Ustanın sazına âşık olanlar kaçıyorlardı.
Ustanın kesintisiz altmış yıllık emeği, ateş topuna dönmüştü.
İtfaiye geldiğinde, baba sazlarına sarılmış ve dışarı çıkmaya çalışıyordu.
Sevdiklerinin yüreğine, tok sesli anılar bırakan, saz ustası, alevlere teslim olmuştu.
Oğlu, babam diye bağırırken kimse onu bırakmıyordu.
Ustanın sazları, alevler arasına çıtırdılar çıkarıyordu. Dükkân sigortalıydı. Oğlu sigorta ustamı geri getirecek mi? Diyordu.
Yaşanan bunca olay, oğlunu kendine getirememişti. Büyük olay ustasının elinden kayıp gitmişti. Elinden kaymıştı, ustası, sazları ve aletleri.
Oğlunun eli boş kalmıştı. Karanlık çökmüştü üzerine, kurtulmak zor olmuştu. Acı içerisinde ustanın sesini aradı günlerce. Günlerce gerçek duyguya boyun eğmişti. Boyun eğmişti, sesin güzelliğine.
Kulakları uğulduyordu, çektiği hüznü kalıcıydı. Kendini kaybetmiş ve sazının sesini bekliyordu.
Saz atölyesini yenilemek kolay değildi. Sazın sesi ağaçtan gelmiyordu. Ustanın gönül zenginliğinden doğuyordu.
Hayatın çıkmazları diyerek, günlerce emek verdi. Çalıştı tanıdık yakınlarıyla uğraştı ve ustanın gönül nağmesini çıkaramadı. Ustanın gönül nağmesi, küsmüş olamazdı. Diyerek dükkândan hiç çıkmadı.
Ustaya benzemek adına, giyimini ve sözlerini taklit etmeye başladı. Buna rağmen sazına benzer bir tane bile yapamadı.
Usta, oğlunun daha dikkatli olmasını, çok çalışmasını kafa ve gönül olarak dükkânda kalmasını söylemişti.
Oğlu, gönül dolusu sevgisini, sazına verecekti.
Güneşin ilk ışığını, sevgi çemberinde tutacak ve sazının tellerini bağlayacaktı.
Hasan TANRIVERDİ














