KIZIMIN OKULU BİTMEDİ
“Kızımın okulu bitmedi, o daha çocuk. Böyle lafları bize yakın getirmeyin.” İfadesi anneye aitti. Bir parça toprakta, yarıcılıkla ekmeğimizi kazanmanın, gayreti içerisindeyiz. Ayakta kalabilmek için, gündeliğe de gidiyoruz.
Gece gündüz çalışıyoruz. Çocuğumuzu okutmak için elimizden geleni yapıyoruz. Zeynep, bizim sevgi yumağımız, her şeyimiz.
Çaresizlikle boğuşan ailenin en büyük destekçisi; okul müdürü ve öğretmenlerdi. Zeynep bizim de kızımız, istediğini yerine getireceğimizden emin olabilirsiniz. Onlar, anne ve babanın arkasında duruyorlardı. Zeynep dil ve gönüllerindeydi.
Baba, söylentileri içine atsa da anne, dedikodulara göz yaşlarıyla engel olamıyordu.
Köyde her geçen gün etkili olan dedikodu, kendi bağında tepinen katır misali sebzeleri ezmekle kalmıyor, istenmeyecek boyuta ulaşıyordu.
Anne, kızımın okuması önemli, diğer konu bizi alakadar etmez, demiş olsa da baba baskı altındaydı. Kendini bilmez odaklar, laf taşımaktan çekinmiyorlardı. Kendileri bizim yerimizde olsalar, acaba ne tepkide bulunurlardı. Anne, sarsak herif için, bu yoldan geçerse, dünyanın kaç köşeli olduğunu ona göstereceğim. Dışarıdan geldik diye bizi kimsesiz mi zannettiler, diyordu.
Süslünün, kazık çakmış kızına bakar mısınız? Senin çarık ağzın, kızımı anmaya layık değildir. El alemin tavuğuna kışı demiyor, alnımızın akıyla geçimimizin peşindeyiz. Fakat varlığımızı korumakta hayata bakış açımızdır. Arzumuz kızımızı okutmak ve yaşantımızı iyi yolda sürdürmektir.
Anne, ruhumuz doğayla iç içe yeniliklere açıktır. Ailemizin doğru yoluna engel olacak kimseye izin vermeyiz. Laf taşıyan beyin fukaralarına ihtarımızdır, demekten çekinmiyordu.
Çektiğimiz acılar, yaşamın ne demek olduğuna ilişkin gerçekleri öğretmiştir. Zeynep ise okulunda birinciydi. Anne ve baba olarak, kızımız gururumuz, diyorlardı. Onun için doğayla iç içe gerçek aile hayatını benimsiyoruz.
Bağımızda mutluyuz, kötülere yer vermiyor ve ailemize yöneltilen lafları duymuyoruz. “İt ürür, kervan yürür,” diyoruz.
Yaşam tarzımıza göre, gündelikçiliğe devam ederken, Zeynep okuyacak ve herkese yararlı büyük insan olacaktır. Soğuk sıcak demez, dersine çalışır ve biz gelene kadar yemeği hazırlar. Öğretmenleri Zeynep ile vilayete deneme sınavlarına gider ve birinci olurdu. İlçemizde lise ikide olduğu halde, hep birinciydi.
Okul müdürü; “Zeynep’e ne gerekirse verin, ben karşılayacağım,” diyordu.
Yıllar çabuk geçiyordu. Zeynep lise ikide, güzel genç kız olmuştu. Öğretim yılının son ayıydı. İlçe ve vilayette yılın birincisi yine Zeynep’ti.
Zeynep bu günlerde hiç tasvip etmediği haberlerle sarsılmıştı. Daha fazla etkilenmemek için, rehber öğretmeniyle, müdür beye çıkmıştı. Köyün arazi zengini Zeynep’i oğluna zorla da olsa alacaktı. Köyde lafların bini bir paraydı. Baba, ne yapacağını bilemiyordu. Ana direniyor, fakat bocaladığı açıkça belliydi. Zeynep bu bilgileri ayrıntılarıyla müdür beye anlattı. Müdür ilgili öğretmenlerle toplanıp Zeynep okuyacak, dedi. İki gün araştırın ne yapabileceğimizi sonra konuşalım, diyerek ayrıldılar.
Müdür, aldığı kararı üzerine Zeynep kızını çağırdı. Toplantıda rehber öğretmenin teklifi kabul gördü. Ağabeyim vilayette ticaretle uğraşıyor. Yengemle birlikte konuştuk. Çocukları da olmadığı için Zeynep’i kızımız olarak en iyi şekilde okutalım. Milletimize hayırlı bir insan olsun, diyorlar.
Toplantıda hepsi çok sevindi. Yalnız kimse bilmeyecekti. Ana ve baba da ilçede bir işte çalışacaktı. Milli eğitim bakanlığı okutuyor, diye haber yayılacaktı.
Zeynep, müdür, rehber öğretmen ve rehber öğretmenin ağabeyi ile vilayete gidiyor. Evde ağabeyinin hanımı onları çok iyi karşılıyor. Müdür bu iş gönlüme yattı. Zeynep okuyacak, diyor. Ana babayı da boş bir günde vilayete götüreceklerdi. Zeynep, bir prenses edasıyla, teşekkür etti.
Müdür Zeynep’i, Anadolu lisesine yazdırıyor. Yengesi giydiriyor ve amcası onları büyük şehre geziye götürüyor. Kitaplar alıyorlar, gönüllerince eğleniyorlar. Zeynep’in gözleri aydınlandı.
Zeynep özel eğitim kurumlarından hediyelere boğuluyor. Amca şaşırıyor. Bu kadar da bilmezdim, kızım sen neymişsin, diyor. Hatta dereceyle üniversiteye girersen, bizden bir otomobil, diyorlar.
Müdür ana ve babayı, yarıcılıktan ve köyün dedikodusundan kurtarıyor. Fabrikaya aldırıyor.
Zeynep, o yıl dereceyle tıp fakültesini kazanıyor. Özel eğitim kurumu arabasını alıyor. Amca şaşkın, Zeynep okula arabasıyla gidecek, diyor.
Bir başarı öyküsü ve kurtulan aile, yaşananlar için okula ne kadar teşekkür edilse azdır.
Hasan TANRIVERDİ















