Dengesi bozulmuş ve evi çöp deposu haline getirmişti. Nine, ne bulursa depoluyordu. Nine, “Kendimi kontrol edemiyorum, ninemde istifliyordu,” diyordu.
Şehrin kenar mahallesinde, tek katlı ve düz ayak, dededen kalma, evlerden birinde oturuyordu. Dedemden kalma, diyordu. Kalabalık bir aileydik. O büyük olaydan sonra, çil yavrusu gibi dağıldık.
İstifçi Nineyi uzun zamandır tanıyorum. Annem, genç iken insanlarla konuşur ve bu illeti anne annesinden miras aldığını söylerdi. Hatta şöyle ekliyordu, baba annem de aynı hastalığın kıskacındaydı, diyordu.
Genç halinden, bugüne kadar nasıl çöktüğünü yıllar içerisinde eğrildiğine tanık oluyorum. Nineye çok üzülüyorum. Evleri şenlikliydi, kalabalık bir aileydiler ve müzikle doluydular.
Sokaklarda ne bulursam topluyorum. Bulamazsam eski eşya satın alıyorum, diyordu. Yaşlanıp kimsesiz kalınca konuşmamaya başladı. Rastladığımızda annesini soruyoruz, kız kardeşinin nerede olduğunu bilmek istiyoruz, cevap bile vermiyor. Büyük olayın da ne olduğunu bilmiyorum. Mahallede illaki bilen vardır.
Ninenin saçları dökülmüş, bacakları pergel kesmişti. Yüzü buruşmuş fakat gözleri gençliğini anımsatıyordu, diyordu annem. Kız kardeşi de ikizi gibiydi. Erkek kardeşini tanımadım. Bakkal ile konuştuğunu gördüm. Bakkaldan yiyecek alıyormuş. İlk zamanlar para veriyor, şimdi ise vermemeye çalışıyormuş. Bakkalın oğlu çalışıyor ve nineye de yiyecek veriyormuş.
Nine Pazar arabasını çekiştiriyordu. Çekiştirmeye yardım etmeyi kabul ediyordu. Fakat bir şey sormayacaktın. Evine yaklaştıkça kokular geliyordu. Bugünlerde evini çöplük olmaktan kurtarmak için belediye gelecekmiş, diyorlar.
Ninenin evinin ilginç yanı devamlı müzik çalmasıydı. Radyo kapanmıyordu. Nine eve girdikten sonra ses açılıyordu. Arada kendisi de söylüyormuş, diyorlardı.
Sokakta ekmekle peynirini yiyordu. O haliyle böyle bir duruma nasıl düştüğüne üzülmemek elde değildi. Hayatın acıları onu iyice sarmıştı. Bakkala, nereye el atsam çöp diyormuş.
Beyni çöplere karşı bağışıklık kazandı. Beyninin emrini uyguluyordu. Onun için evin düzenlenmesine hafta sonu başlayacaklardı.
Nine, siyah elbisesi üzerine kırmızı manto giyiyordu. Giydiği eşyaların renkleri değişmişti. Lekeden renk belli olmamaya başlamıştı. Eşyaları eve bıraktığında bir daha el değdirmiyorum, diye bakkala söylermiş. Çöp eşyaları seviyorum.
Evin içi çöp tepeleri şeklindeydi. Arabasını bıraktığımızda görüyorduk.
Bahçede çöplerin artıkları yer alıyordu. Onlar eşyalar arasında eve gelmişti.
Bahçesi çiçekler içerisindeydi. Şimdi ise çöp kokusundan yaklaşılamıyordu.
Hasan TANRIVERDİ














