Bir anne-baba için dünyanın en zor işi nedir biliyor musunuz?
Çocuğunu bir başkasına emanet etmek…
Sabah işe giderken çocuğunu kreşe bırakan bir anne, akşam çocuğunu yurda teslim eden bir baba aslında yalnızca bir binanın kapısından içeri çocuk bırakmıyor.
En değerli varlığını emanet ediyor.
İşte tam da burada devletin sorumluluğu başlıyor.
Ben açık konuşacağım:
Kreşler ve çocukların kaldığı yurtlar çok daha sıkı denetlenmelidir.
Öyle yılda bir kez evrak kontrolü yapılarak, birkaç imza alınarak bu iş olmaz.
Çocuk söz konusuysa denetim sürekli olmalı.
Çünkü çocuk kendisini koruyamaz.
Hakkını arayamaz.
Yaşadığı bir olayı anlatamayabilir.
Bu nedenle devlet, çocuğun yerine de düşünmek zorundadır.
Kreşlerde denetim daha sıkı olmalı.
Ben özel kreşlerin tamamı kapatılsın demiyorum.
Ama çocukların bulunduğu bir kurumun sıradan bir ticarethane gibi görülmesine de karşıyım.
Devlet ister özel olsun ister kamu kurumu olsun, her kreşi aynı ciddi standartlarla denetlemelidir.
Personel seçimi sıkılaştırılmalı.
Çocuklarla çalışacak kişilerin geçmişleri ayrıntılı şekilde incelenmeli.
Mesleki yeterlilikleri sürekli kontrol edilmeli.
Kurumların hijyeninden güvenlik sistemine, çalışan sayısından çocuk başına düşen personel oranına kadar her şey düzenli olarak denetlenmelidir.
Üstelik denetimlerin tamamı önceden haber verilerek yapılmamalıdır.
Habersiz denetim de şarttır.
Çünkü önceden haber verilen denetimde herkes hazırlığını yapar.
Asıl mesele, devlet görevlisinin beklenmedik bir anda kapıyı çaldığında karşılaşacağı tablodur.
Madde kullanımı konusunda da önlem alınmalı.
Bir başka konu ise madde kullanımı.
Bu mesele artık toplumun her kesimini ilgilendiriyor.
Çocuklarımızın bulunduğu kurumlarda görev yapan insanların madde kullanımı konusunda ciddi risk taşıyıp taşımadığı da devlet tarafından, hukuka uygun ve kişilerin temel haklarına saygılı bir sistem içerisinde kontrol edilebilmelidir.
Belirli risk durumlarında veya mevzuatın izin verdiği çerçevede uyuşturucu ve alkol testleri gündeme gelebilir.
Burada amaç kimseyi suçlu ilan etmek değildir.
Ama çocukların güvenliği söz konusu olduğunda riskleri önceden tespit etmek zorundayız.
Nasıl ki bir otobüs şoförünün görevini güvenli şekilde yapıp yapamayacağı önem taşıyorsa, çocuklarla günün büyük bölümünü geçiren personelin de güvenilirliği aynı derecede önemlidir.
Elbette yapılacak testler keyfî olmamalı.
Hukuki dayanağı bulunmalı.
Kişisel veriler korunmalı.
Ancak çocukların güvenliği için gerekli mekanizmalar da işletilmelidir.
Devlet daha fazla sorumluluk almalı.
Benim asıl üzerinde durduğum konu ise burada başlıyor.
Kreşler ve çocukların kaldığı yurtlar konusunda devlet yalnızca denetleyen makam olmamalı.
Gerektiğinde doğrudan sorumluluk da almalı.
Neden devletin daha fazla kamu kreşi olmasın?
Neden çalışan ailelerin çocuklarını güvenle bırakabileceği ücretsiz veya düşük maliyetli kreşler ülkenin her yerinde bulunmasın?
Neden çocukların kaldığı yurtlarda kamu standardı en yüksek seviyeye çıkarılmasın?
Devletin görevi sadece “denetledim” demek değildir.
Devletin görevi, vatandaşın çocuğunu emanet ederken endişe duymayacağı bir sistem kurmaktır.
Çocuk güvenliği her şeyden önce gelmeli.
Özel kurumların tamamını suçlamak haksızlık olur.
İşini büyük bir özveriyle yapan, çocukları kendi evladı gibi gören çok sayıda eğitimci ve kurum çalışanı var.
Fakat birkaç kötü örnek yüzünden bütün sektör suçlanamazken, birkaç iyi örnek nedeniyle de denetimden vazgeçilemez.
Çünkü mesele kurumun özel veya kamu olması değildir.
Mesele çocuğun güvenliğidir.
Bu yüzden özel kreş ve yurtlar faaliyet gösterecekse bile devletin denetimi çok güçlü olmalıdır.
Kurallara uymayanın karşısında devletin yaptırımı net olmalıdır.
Çocukların güvenliğini tehlikeye atan hiçbir ihmale göz yumulmamalıdır.
Son söz
Bugün hepimiz çocuklarımızın geleceğini düşünüyoruz.
Onlara iyi eğitim vermek istiyoruz.
İyi beslenmelerini istiyoruz.
İyi bir çevrede büyümelerini istiyoruz.
Ama bütün bunlardan önce bir şey var:
Güvenlik.
Çocuğumuz sabah kreşe girdiğinde akşam sağlıklı şekilde çıkacağını bilmek istiyoruz.
Yurda teslim ettiğimiz çocuğumuzun başına bir şey gelmeyeceğinden emin olmak istiyoruz.
İşte devletin görevi tam olarak budur.
Çocuklarımızı yalnızca olay yaşandıktan sonra korumak değil, olay yaşanmadan önce gerekli bütün tedbirleri almaktır.
Benim düşüncem açık:
Kreşler ve çocukların kaldığı yurtlar daha sıkı denetlenmeli, çocuklarla çalışan personel için güvenlik kriterleri yükseltilmeli, gerekli ve hukuka uygun durumlarda madde kullanımına yönelik kontroller yapılmalı ve devlet bu alanlarda daha fazla sorumluluk üstlenmelidir.
Çünkü çocuklarımız ticari bir işletmenin müşterisi değildir.
Onlar bu ülkenin geleceğidir.
Ve geleceğimizi emanet ettiğimiz yerlerde devletin denetimi göstermelik değil, gerçek anlamda güçlü olmalıdır.
Araştırmacı Yazar | İsmail Yaman
📧 yazarismailyaman@gmail.com
📞 WhatsApp: 0541 850 78 84
















