KALENİN BEKÇİSİ
Bekçinin ayak sesleri duyulurdu patikada. Baharla birlikte, göçler ve sürüler, kale düzünde şenlikli günler yaşatırdı. Gerekirse iki hafta konaklanır ve sonra yaylalara çıkılırdı.
Göç ve sürüler için, bekçinin yüzü gülerdi. İşlerim artıyor ama yalnızlıkta zor, diyordu.
Kale, köy ve yayla arasında hayatın çilesiydi. Çünkü kale düzünde kalmak, alışkanlık olsa da zordu. Zorluğu onlarla yaşayan bekçi, elinden geleni yapıyordu. Hayvanlara ot veriyor ve soğuktan korunmak isteyenleri içeri alıyordu.
Bekçi, az kaldı, patika genişletilip vasıtalara yol açılıyor, dedi. Yol bir hafta içerisinde kaleye çıkıyordu. Kale alanı, herkese merkez olacaktı. Yaz ve kış katır sırtında eşyalarımızı taşımak oldukça zahmetliydi. Vasıtalar kale alanına gelmesi, gelip görmek isteyenlere büyük kolaylıktı.
Bekçi görevi babasından devir almıştı. Babasının büyük güvence olduğunu, onu kaybettikten sonra anlamıştı. Bekçi Fikri, babasının kopyasıydı. İri yarıydı. Yaşından daha olgun gösteriyordu. Uzun boylu, dolgun, başında kalpağı ve boyun atkısıyla babasının oğlu olduğunu ispatlıyordu.
Elleri ve ayakları büyüktü. Gözleri yuvarlar, kulakları kepçeydi. Yüzü, yazın güneşi ve kışın soğuğuyla yanmıştı.
Babasının bilgisini aynen ziyaretçilere anlatıyordu. Tarihi özellik olarak, savaşlara tanık, insanlara odak noktası ve ev sahipliği yapıyordu. Arabaların bir gelir biri de giderdi. Park yeri ayarlanmıştı.
İnsan gücü ikinci planda kalmıştı. O yönüyle rahat olduğunu savunan bekçi, ziyaretçilerin artmasıyla daha dikkatli olmak gerekiyor, diyordu.
Kalenin konumu ziyaret edenleri mutlu ediyordu. Çevreye hâkim olan bir noktada böyle bir yapı az bulunurdu. Kaleye gelen staj yapan öğrenciler, bekçiyle iyi diyalog içerisinde oluyorlardı. Kalenin içerisi boş kalmıyordu. Bekçi, kalenin kuralları uygulanır ve hukuk geçerlidir, derdi.
Bekçi kimsenin, kural dışı davranışına izin vermezdi. Çünkü üstlerinden kanun ne derse onu yapacağız, bilgisi gelirdi. Yapılan yanlışlar, kalenin yapısının bozulması olarak algılanırdı. Açılış ve kapanış saatlerinde, bekçi devreye girer ve alarm çaldığında kapılar otomatik olarak kapanırdı.
Yalnız merkez olarak, köylülere birkaç günlüğüne yüklerini arabaların almasına kadar, kalenin içerisine bırakmaya izin veriliyordu. Çünkü köylülerin kale ve düzüne önemli katkıları oluyordu. Korumak için eşyalarını bırakıp tekrar yaylaya çıkılıyordu.
Kaleye zarar vermek isteyenlere, kale zindanı seni bekliyor, diyordu. Bekçinin kıyafeti de psikolojik baskı yaratıyordu. Yaylaya yolun çıkması seneye kalmıştı. Seneye kale daha rahat edecekti. Çünkü eşya bırakmak olmayacaktı.
Kaleye kadar gelip mantar arayanlar eşyalarını da bekçiye teslim ediyordu.
Kalede araştırma yapmak isteyenler, merkezden izin almaları gerekmekteydi. Ayrıca düzlükte çadır kurmak, geçici ev yapmak da izne bağlıydı. Çadır kurulur ve çay ocağı olarak çalışırdı. Çay ocağı gece ve gündüz açık olurdu.
Bekçi bu tür yerlerin takibi zor, diyordu. Hatta bir gece çadırda kavga oluyor ve çadır yanıyor. Bekçi olaya karışmıyor, çünkü öyle olaylar zarar verir diye babasından tembihliydi.
Kale sahasında gürültüye de izin vermiyordu. Ziyaretçilerin rahatsız edilmesini uygun görmemişlerdi.
Yaz sonu, okulların açılmasına, göçler yaylalardan köylere iniyordu. Arabalar çalıştığı için kaleye sığınma durumu olmadığı için bekçi rahatım, diyordu.
Dağların boşanması, açık olarak yaşanıyordu. Soğuklar başlamış oluyordu. Kar düşmeden sahile iniliyordu. Coğrafi şartlar kalenin koruma görevini sağlıklı yapmanın gerekli olduğunu gösteriyordu.
Yeni yol bekçiyi daha rahat bir yaşantıya kavuşturmuştu.
Hasan TANRIVERDİ















