Duvara yaslandı ve yere çöktü. “Bugün geçti, yarına çıkmayabilirim. Açlıktan ölüyorum, dedi. Çamura sıvanmış olan paltosuna sarıldı. Yüzü cüzzamlı ve bıçak izleri nakış gibiydi. Kafası köstereyi hatırlatıyordu. Gözleri perdelenmiş, alnı ve kulakları mumyalı bir insana benziyordu.
Elleri yeni monte edilmiş gibi koluna bağlıydı. Mimli birine benziyordu. Hareketleri kontrolsüzdü. Yüzündeki motifler elinde ve kollarında da vardı.
Baba, hanımı ve çocuğu, başına toplanmıştı. Baba, adın nedir? Diye sordu.
Adım Seyfi, dedi. Baba, nerelisin, nereden gelirsin? Sorusuna, sınır köyünde çiftçilik yaparım, dedi. Husumetten sınır köylüleri çatıştı ve beni de yaraladılar. Hastanede kaldım. Köye gidemem, yaraladığım köylülerden ölen olmuş, dediler. Birkaç ay daha köyün adını anmam, dedi.
Baba, hanımına yemek getir, dedi. Seyfi gözleri kapalı yemeğini yedi. Ekmeği bitirdi ve daha istedi. Korkuya kapıldım, yaralayanların elinden bıçağı aldım ve sapladım, kaçtım. Pişman oldum ama peşimdeler, dedi. Köyde mayın tarlasını aşarak sınırı geçtim. Boynumdaki su kabını da onlardan aldım.
Baba kaçıyorsun, kalmak için yerin var mı? Kış soğuklarında ne yapıyorsun? Diye sordu.
Seyfi, damlara sığınıyorum. İş verirlerse çalışıyorum, dedi.
Seyfi, babaya baktı ve patikada mıcırda kaydım ve suya düştüm. Üç gündür kayalıktaydım. Yalnız su ile yaşıyorum. Bana biraz daha ekmek getir, dedi. Baba peki dedi ve ekmek almaya gitti.
Konuşması uyduruktu. Çünkü zamanlaması doğru değildi. Baba, isminin de Seyfi olmadığını tahmin etti. Zelzele Rıfkı’yla birlikte yattık, sözünü ağzından kaçırdı. Baba, başka bir şey sormadı. Hanımına, çocukları al ve ağabeyine geç, orada kal. Belki geç gelirim, dedi.
Baba, Seyfiye hapiste niçin yattın? diye sordu. Seyfi kafasını kaldırmadan; elinden bıçağı aldığım adamın ve arkadaşının boğazını kestim. İlerideki köyde yakalandım. Koğuşta Rıfkı gürlüyordu. Bir gün kaçtık. Atılan silah ensesine isabet eden kurşunla yere yığıldı. Papaz yahnisi yemiş gibi konuşuyordu. Yine köyün birinde panayırı basmış ve birkaç kişiyi kesmiş oradan kaçabilmişti. Sıtmaya yakalanmış fakat ölmemişti. Olaysız günü geçmemiş, baba çekindi ve çarşıya diye gitti.
Baba, kahveciye başımıza kara bulut gibi çöktü, dedi. Mamutun Şakir neolitik çağdan kalma gibiydi. Seri kafa koparmak benim işim, diyormuş.
Seyfi, tavuk kümesine girse tavuklar bayılırdı.
Baba, geldiğinde akşam olmuştu. Seyfi, çam kozalağı yiyerek kışı geçirmiş. Köye gidebilsem kurtulurum, dedi. Köyün birinde onu mollaya götürmüşler. Molla ona sorular sormuş. İkna olmamış ki sorgulamaya devam etmiş. Seyfi, molla beni yakalatır kuşkusuyla, bıçağını çekip mollanın kafasını uçurmuş. Arka kapıdan kaçmış.
Seyfi esasında babadan kuşkulandı ama aldırmadı. Beni hayatta tanımazlar, dedi. Köye ilk defa geliyordu. Evleri boşmuş kimse kalmamış. Köyde ona Peltek Şakir de diyorlardı.
Şakir boynundaki peşkire elini sildi. Yanında kimse kalmamıştı. Kokusuna kimse dayanamadı. Ekmeği paltosunun cebine koydu. Ayağa kalktı, bir tencere yemeği yemişti. Öküzün çektiği kara sapanla toprağını sürebilirdi.
Seyfi, toparlanıp kaçtı. Köyün çıkışındaki ev boştu. Merekte sabahladı. Hemen kalktı ve patikaya geçti. Koyun sürüsüne rastladı. İki tane koyunu boğazladı ve işkembesini çıkarttı. Koyununu o halde gören çoban, aceleyle, tüfeğini ensesine dayadı ve tetiği çekti. Şakir işkembenin üzerine yığıldı. Çoban boğazına bastı ve soluksuz kaldı.
Silah sesine çobanın, ana ve babası geldi. Gördüklerine şaşırdılar. Heyecan içindeydiler. Kesilmiş koyunlarla birlikte, Seyfi’yi de çukura attılar. Üzerlerine dalları yığdılar. Ana, baba ve oğlu sabah yeni ışırken, sisli havada onları yaktılar.
Öğleye kadar yanma devam etti. Çoban koyunlarını tepeye götürdü. Çoban bir aydır arada koyunlarının boğazlandığını söylüyormuş. Meğer kesen, Mamutun Şakir’miş.
Baba, karakola gidiyor ve durumu anlatıyor. Hatta köyde altı aydır koyunlarımız boğazlanıyor, diyor. Karakol amiri, adının Şakir ve sizin köyden Mamutun büyük oğlu olduğunu duymuş olmanız gerekir, diyor. Ayrıca üç çocuğunu ve hanımını kesip kaçmış birisiyle karşılaştınız. Baba titriyor. Amir kesin köyde öldüreceği kişiler için gelmiştir, diyor.
Şakir’in anlattıklarına bakılırsa, belki de gece sizi kesecektir, dedi. Şimdi polislerle birlikte gidelim, dedi. Baba, olayları çok iyi hatırladı.
Amir, polisler ve baba eve geldiler. Evde kimse yok ve Mamutun Şakir kaçmış. Sabaha kadar beklemeliyiz, kararı alıyorlar.
Sabah, bir silah sesi ve kurtulan köylüler.
Hasan TANRIVERDİ












