İSTİKLÂL MARŞI
- YIL
İstiklâl Marşı’nın kabul edilişinin 105.yılını kutluyoruz; bugün.
Coşkuyla okuduğumuz, inançla, yürekten söylediğimiz “İstiklâl Marşı” neden yazıldı? nasıl bestelendi? kısaca anımsayalım.
23 Nisan 1920’de Meclis açılmıştır. Ordularımızın işgalci güçlerle savaştığı Kurtuluş Savaşı yıllarıdır. Böylesine duyarlı bir dönemde, kurtuluş mücadelesinin heyecanını verecek, bu uğurda halkı birleştirecek bir şiir gereklidir. Öyle bir şiir ki ulusu temsil etmeli, halk arasında ulusal birliği sağlamalı ve kimliği güçlendirmeli, bağımsızlığın marşı olmalıdır.
Millî Eğitim Bakanlığı tarafından bu ruhu yansıtacak, İstiklâl Marşı olabilecek bir şiir yarışması açılır.
Etnomüzikolog ve araştırmacı yazar Etem ÜNGÖR o güne gelene dek ulusal bir marşımızın olmaması nedeniyle yaşananları şöyle açıklıyor:
“Cumhuriyet devrine kadar bir millî marş yaptırılması düşünülmemiş. Padişahların şahıslarına yaptırdıkları marşlar kullanılmış. Halk kitlesine mal edilmediği için bilhassa dış memleketlerde birçok defa güç durumlarda kalınmış, sıra bize geldiğinde topluluğumuz şaşkınlığa uğramış, bazen de ‘bizim milli marşımız yok’ deme cesaretini göstermişler. Hatta bir futbol ekibimiz, yine böyle sıkışık bir durumda kalarak millî marş yerine ‘Hamsi koydum tavaya’ türküsünü bile okumuştur.”
12 Mart 1921‘de, Mustafa Kemal’in başkanlık yaptığı meclis oturumunda büyük bir coşku yaşanmaktadır. 724 şiirin katıldığı yarışmada ön incelemeyi kazanan yedi şiir tartışılmaktadır.
Savaşın kazanılacağına olan inancını, Türk askerinin yürekliliğini, özverisine güvenini, Türk ulusunun bağımsızlığa, Hakk’a, yurduna ve dinine bağlılığını dile getiren Mehmet AKİF’in şiiri alkışlarla kabul edilir.
Mehmet AKİF’in yazdığı şiiri için şöyle bir açıklaması vardır:
“O şiir bir daha yazılmaz… Onu kimse yazamaz… Onu ben de yazamam… Onu “yazmak için o günleri görmek, o günleri yaşamak lazım. Allah bir daha bu millete bir İstiklâl Marşı yazdırmasın.”
“O şiir artık benim değildir. O, milletin malıdır. Benim millete karşı en kıymetli hediyem budur.” diyerek, şiirlerini topladığı SAFAHAT adlı yapıtında yer vermez ve Türk ulusuna armağan eder.
Yarışmada kazandığı beş yüz liralık ödülü de yoksul kadın ve çocuklarına iş öğreterek; yoksulluklarına son vermek için kurulan, Türk ordusuna giysiler diken Darülmesai’ye bağışlar.
Büyük utku kazanıldıktan sonra dostlarının;
“Doğacaktır sana vadettiği günler Hakk’ın,
Belki yarın, belki yarından da yakın.”
Mısraları bir kehanet mi? Bu kadar nasıl inandın? sorusuna;
Başımızdaki adam… Kim görse, zaferin doğacağına inanırdı.” diyerek verdiği yanıta duygulanmamak olanaksızdır.
Şiir hazırdır ancak, ülke savaşta olduğu için bestelenmesi iki yıl sonraya kalmıştır.
İstanbul Maarif Müdürlüğünün, 1923 yılında açtığı beste seçimi yarışmasına 24 yapıt katılır. Ancak zor koşullar, sonuç belirlenmesine olanak vermez. Bu nedenle; Edirne’de Ahmet Yekta Bey, İzmir’de İsmail Zühtü Bey, Ankara’da Osman Zeki Bey, İstanbul’da Ali Rıfat Bey ve Zati Bey’in besteleri çalınmakta, okunmaktadır.
1924 yılında, Ankara’da toplanan seçici kurulun kabul ettiği; Ali Çağatay’ın bestesi, 1930 yılına dek tüm ülkede okutulur.
Ancak; “Çok melankolik ve batılı anlamda marş niteliğinden uzak’’ gerekçesiyle kaldırılır. Osman Zeki ÜNGÖR’ün 1922’de hazırladığı, bugün okunan bestesi yürürlüğe girer.
Osman Zeki ÜNGÖR; orkestra şefi, Batı tarzı eğitim alan ilk Türk keman konser sanatçısı, Musiki Muallim Mektebi’nin ve operanın kuruluşunda önemli görevler üstlenmiş, müzik tarihimizde önemli bir isimdir.
O sıralar Muzıka-yı Humayın’da yani saraya bağlı çalışan bir öğretmen olan Osman Zeki ÜNGÖR; İstiklâl Marşı’nın besteleniş öyküsünü şöyle anlatır:
“İstiklâl Savaşı devam ettiği sıralar… İlkokul öğretmeni İhsan… Büyük bir heyecan içinde süvarilerin İzmir’e girişlerini anlatmaya başladı. Odadaki hepimiz coşmuştuk. Hemen kalkıp piyanonun başına geçtim ve derhal içimde doğan parçayı çalmaya koyuldum. İlk olarak marşın girişini besteledim… İki gün sonra beste bitti… Arkadaşlar çok beğendiler. Bunun üzerine bu müziği Milli Marş olarak takdime karar verdim.”
Marşın, orkestra uyarlaması Edgar MANAS, bando düzenlemesi İhsan Servet KÜNÇER tarafından yapılır.
Ankara’da verilen bir baloda ilk kez Atatürk’ün huzurunda çalınır.
1930 yılında kabulüne değin, İstiklâl Marşı bestelerinin çok tartışıldığı günlerde değişik yerlerde çalınıp söylenir.
“Bu marş bizim inkılabımızı anlatır. İnkılabımızın ruhunu anlatır. Bunu ne unutmak ne de unutturmak lâzımdır. İstiklâl Marşında, istiklâl davamızı anlatması bakımından büyük manalar vardır. Benim en beğendiğim yeri de burasıdır:
Hakkıdır, hür yaşamış bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk’a tapan milletimin istiklâl!
….Hürriyet ve istiklâl aşkı bu milletin ruhudur…” ATATÜRK
TBMM’de Kabulünün 105’inci yılında; İstiklâl Marşı’nı bu ulusa armağan edenlerin anısına saygıyla.
Fazilet ÖZKAN POR
11/03/2026























