1982 yılı Anayasa Referandumundan sonraki günlerde, herkes daha bir sus pus… 1980 ihtilalinin etkisiyle halk hem suskun, hem üzgün, hem rahatlamış, hem sakin, hem de korkmuş durumda. O tarihlerde ortaokul birinci sınıftayım ve babamın tayini nedeniyle, yaşadığımız Kastamonu’nun Taşköprü ilçesindeyiz. Orman mühendisi ve Taşköprü Orman İşletme Müdürü Nadir amca samimi bir insan… Çevresindeki insanlara “Merhaba” deyip sonra sorardı… MUTLU musun? Koca işletme müdürü işçisinden memuruna, sitede yaşayan çocuk, genç herkesi gördükçe sorardı bu soruyu. Beni gördükçe de sorardı “Mutlu musun Nilgün?”
Ben de mutluluk nedir tam bilmeden sıkılarak “Evet” derdim. İçimden de “Nadir amca ne garip bir adam; nasılsın demiyor da mutlu musun diye soruyor” derdim.
Yıllar sonra tam 44 yıl sonra, şimdilerde TÜİK soruyor bu soruyu ve kendi yanıtlıyor.
Mutlu musunuz eeeyy millet ?
Millet suskun…
Tekrar soruyor TÜİK
Mutlu musunuz eeeyyy vatandaş?
Vatandaş suskun…
Tekrar sormuyor TÜİK ve
“Zaten soruyu sormanın anlamı yok… Nasılsa tüm yanıtlar bende” diyor ve TÜİK kendisi yanıtlıyor:
“Toplumun yarısından fazlası MUTLU”
“Oh ne ala” diye de kendini alkışlıyor.
Ya ne menem bir şeymiş bu MUTLULUK.
Bu milletin, bu halkın, bu toplumun, bu toprakların gariban vatandaşın baş belası mı nedir? Ben de Nadir amca ile karşılaştığım günden beri bu soruyu tam 44 yıldır ha bire duyuyorum. “Mutlu musun?” Mutlu musunuz ey ahali?”
“Size ne kardeşim benim yada bizim mutluluğumuzdan. Sen bana emeklilikte ancak ev kirası kadar maaş veriyorsun. Eee sonra mutlu musun diye soruyorsun. Herkes ticaret yapıp kendi birikimini kendisi yapsın diyorsa bu sistem, eee niye çalıştırdın beni 32 yıl kardeşim” diyesim var da; şöyle bir Ege efesi gibi efelenip, ama hemen kendime geliyorum. Şimdi durduk yere MUTSUZLUK yaratmanın ne gereği var deyip hemen bir geri vites yapıp; navigasyonda başka bir yol güzergâhı belirliyorum.
Sadece Ramazan ayında, gariban diye etiketlenen emekliyi hatırlayan, büyük bir iyilikmiş gibi iftar çadırlarında ağırlayıp şişkin egolarını iyice şişirenler; “Size ne bizim mutluluğumuzdan. Dar gelirliye gariban da dediniz ya helal olsun size Sanki sizin dedeleriniz Anadolu’nun köylüsü değildi. He he hepinizin dedesi Osmanlı’da vezir’i azamın adalet dağıtan birer kadısıydı ya ondan. Dar gelirli sizin lügatta gariban oldu dimi” diyesim var da, şöyle bir gerinip, Çerkes dedemin at üzerinde Seyh Şamil oyununu oynarkenki gibi bir cesaretle, sonra neyse canım belki ben yanlış anlamışımdır deyip yine vazgeçiyorum.
Sahi Nadir amca “Mutlu musun” diye sorarken etrafına, hayatın en mendebur sorusunu soruyormuş meğer. Yoksa psikolojinin en temel sorularından birini mi? En sinir bozucu yani mendebur soruların yanıtlarının arandığı sosyal deney laboratuvarı mı burası canım.
“Biri MUTLUYUM” diyorsa; tamam işte buldun kardeşim sen. Hayatın Ab-ı Hayat pınarını. Ayri sana ölüm bile cennetin. Osman Gazi Köprüsü gibi… Altınova oradan geç Dilovası’na sonra hop İstanbul… Geç 15 Temmuz Şehitler Köprüsünden de. Sonrası Edirne Kapıkule Sınır Kapısı ve Bulgaristan” diyesim var.
İyi de ne alaka bu güzergahı düşündüm şimdi ben. Köprü deyince de nedense bi kaçasım mı var acaba? Köprüler çıkıştır oysa. Beni irite ediyor sanırım… Yok canım ne alaka… Cep telefonuma gelen köprü ücretleri mesajları herhalde irite etti beni ondandır.
Yoksa gençler gidiyor ya yurtdışına, beyin göçü çok hızlı arttı ya; ondan mı geldi aklıma bu güzergah. Gençler de habire yurtdışına gidiyor dozunu kaçırdılar vallahi. TÜİK’in o menem sorusuna maruz kalmamak için değil de sorunun yanıtına “Mutsuzum” dememek için gidiyorlar dimi ama. Ama kimde bunu anlayacak o zeka.
“Mutlumu sunuz” sorusu resmen çöktü üzerimize… Yoksa anam babam biz ne biliriz mutluluk kimdir, nedir, kimin adamıdır, ne kadar zengindir.
Bize ne mutluluktan dimi yani. Şöyle ölmeyecek kadar gelirle geçinen bir milletiz. Şimdi karpuz kabuğunu niye akla getiriyorsunuz durduk yere… Oldu mu bu şimdi…
Bu soruya da ne takıldı bu toplum, ne gereği var. Milleti de anlamıyorum. Yanıtını bilmiyorsan takılma geç öbür soruya.
Ya bu YKSye hazırlanan kızım için söylediğim bir öneriydi. Bu ne şimdi, Nilgün yanıtını bilmiyorsan geç öbür soruya. Topyekün millet YKS sınavı gibi TÜİK in anket sorularına mı hazırlanıyoruz sanki bir yıl boyunca… Tövbe tövbe.
“Burası İsviçre olsa, hadi sorsunlar bu soruyu.
Burası Anadolu toprakları, emeklisi, gariban, çalışanının yarısından fazlası asgari ücretli… “Burası Yeni Zelanda mı kardeşim habire bu soruyu soruyorsunuz” diyecek gibi oluyorum, ama tekrar mutsuzluk yaratmaya gerek yok deyip, köprüleri kullanmayan, yeni bir yol güzergahı arıyorum navigasyonda.
Eee sorunun yanıtı yoksa o zaman, yanıtsız sorular problem olur dimi ama. Alsana bir problem… Ne gereği var yanıtını bilmeyen insanlara “MUTLU MUSUNUZ” diye sorup, sonra istenilen yanıtı alamayınca da, sanki bu milletin bir MUTLULUK sorunu varmış gibi algı yaratıyorsunuz…
Bizim mutluluk problemimiz yok, al sana TÜİK oldu mu sorup durma bu soruyu gariban emekliye… Bana da tabi, ben de emekliyim
Çocukken öğrenciyken Nadir amca sorup durdu bunu bana. Şimdi de TÜİK soruyor yahu artık emekliyim. Bitmedi bu soru kabus oldu bana ve bu millete 44 yıldır ben kaçıyorum…TÜİK arkamdan kovalıyarak koşuyor. “Kaçma dur” diyor “Mutlu musuuunn…” Ben kaçıyorum da nerdeee ben de o nefes ve o kese köprüleri…. Ücretleriyle kullanıp taaa uzak topraklara topuklamak… Sırf bu sorunun yanıtını düşünmeden, sadece HAYATI yaşama çevirip yaşayabilmek için.
TÜİK amca (ay pardon o Nadir amca idi.)
TÜİK hangi soruyu kime niçin
soruyorsun. Bak biz garibanlar çalışanlar, emekliler, işçiler 40 yılı aşkındır bu sorudan kaçıyoruz. Özgür bırakın gari bizi.
Mutluluk bir yerde sorulacak bir SORU olduysa eğer, zaten orada MUTLULUK SORUNDUR artık.
Mutluluk bir seçimdir.
Mutluluk kalpteki huzurdur.
Neden, niçin yaşıyorum bilincinin zihinden davranışa tezahürüdür.
Seçimlerimiz bizi istediğimiz sonuçlara ya götürür ya götürmez. Mutluluğumuz da bu seçimlere göre şekil alır.
Mutluluk dışarıdan bir sihirli değnekle gelmez.
Neyi niçin yaşadığını bilmek analitik bir düşünce biçimidir. Bu analitik düşüncenin pusulası vicdan ise; davranışlarda ki tezahürü iyilik kalpteki tezahürü de… çekirdeği huzur olan MUTLULUK olur ve tamamen insan eseridir, beşeridir yani.























