Bilemedim. Bir dost ile sohbet, seviyeli bir fikir alışverişi, psikoterapi seansı ama bedava… Tadı damağımda, doyamadım. Sorular, cevaplar, sorulamayanlar, sorulmadan cevap alınanlar…
Psikoterapist, aile danışmanı, takdir ettiğim bir kadın. Sakin tavırları, arka planda sahip olduğu dengelerinin açıkça delili. Bir toplantıda „İnsanların iyiliğe inanmak istiyorum.“ demiştim. “Ama kötülük var.“ dediğinde ise oturup konuşmaya davet etmiştim. Kabul etme nezaketinde bulunması ayrı bir incelik. İnsana, fikirlere, farklılıklara değer verdiğine işaret.
Online konuşmak üzere randevulaştık. Kayıt yapıp sosyal medyada paylaşmak istedim. Kabul edilmedi. Düşüncelerini diğerlerine açmaktan çekindiğini sanmıyorum. Olsa olsa benimle özel görüşmek istemiştir. Beni yakından tanımadığı için ne söyleyeceğimden emin olamamıştır. Veya öğrenmek isteyeni bulmadan söylemenin israf olduğunun bilincindedir.
Ama yine de ses kaydını aldım. Ve sonra ilk kez dinlediğimde 5 dk kadar devam edebildim. Eee, yani, yarım kalan cümleler… Ses dosyasını birbirimize ayna olduğumuz bir dostuma gönderdim. Onunla karşılıklı olarak yazılarımızı kritik eder, eklemeler, çıkarmalar, değiştirmeler tavsiye ederiz.
Benim konuşmam için tanımı “Doğal.“ oldu, psikoterapist için ise “Profesyonel.“ Dostum beni üzmek istemediği için mi böyle söyler yoksa sürekli pozitif mi bakar hadiselere?
Tabii ki, doğal olmak, sakince, düşündüklerimizi tastaman anlatabilmemizin önünde engel olamaz. Verdiğim görüntü, öğrenme yolculuğumda yeteri kadar ilerleyemediğimin açıkça delili. Ancak bu yolculukta profesyonellik ile tanımlanan bir aşama bulunmuyor.
Dostumun verdiği motivasyon ile ses kaydını bir kez daha dinledim. Ciddi bir sınavdan geçmişim. Tökezleyebilirmişim ama zerre miktar rahatsız olmadan devam edebilmişim.
Toplantı davetimi, mesleğinin refleksi ile kabul ettiğini asla düşünmüyorum. Ama akışta ön plana çıkan bu olmuş. Sanki terapi seansı ancak danışan ben değilim.
Genelleme yapmamam konusunda ikaz edildim. Nedenlerimi, niçinlerimi, hedeflediklerimi aktardım. Ancak sormadım. Genelleme yapmadan, hayatımızı en kolay ve risksiz yönetebilmek, iletişim kazaları yaşamamak üzere kriterlerimizi nasıl belirleyebiliriz?
Devam ettik. Zorlanarak, nasıl söylesem, ifade etsem, bu bana da bakıyor olabilir vb giriş cümlelerinden sonra ona/insanlara hissettirdiklerimi kelimelere döktü. Üstten bakan, kibirli, küçümseyen… Bir an bile düşünmeden „Özgürüm.“ dedim. “Muhataplarımın özgürlüğüne de önem vermeye çalıştığımı ilave ettim. Sobhetlerde düşüncelerimi açıkça belirttiğimi söyledim. Tezlerime antitezlerini süremediklerinde ne yapabileceğimi bilemediğimi de.
Dostum, bana saygı gösterilmediğini gözlemliyor ve bu nedenle üzülüyormuş. Niçin bana söyler, bilemedim. Saygı görmek için ne yapabilirim? Evet, problemlerin nedenini ve çözümünü diğerlerinde bulmak, aramak gibi bir açmazımız var. Bazen susamayıp “Biz ne yapabiliriz?“ diye sorduğum oluyor. Ve bu pek istenmiyor. Kabulümdür. Bu konuda en uygun tavrı, davranış biçimini henüz bulabilmiş değilim.
Kendimiz olmanın önemine dikkat çektim. Saygı gösterebilmek için kendimize saygımızın olmasının gereğine de. Ne kadar da tılsımlı kelimelermiş bunlar… Hemen anlaşıverdik ama iç dünyalarımızdaki karşılıklarının aynı olduklarını düşünmüyorum.
Bir hayalimi, arzumu sürdüm ortaya. Farklılıkları fark edebilmek üzere en temel kavramlardan başlayarak tüm konuları ele aldığımız, bize ne ifade ettiğini paylaştığımız açık oturumlar… Planlama aşamasına geçemediğimize göre, ne düşünebilirim? En doğruyu bildiğini mi sanıyor, dolayısıyla diğerlerin düşüncelerini duymaya ihtiyaç hissetmiyor? Bilmeyi yeterli mi görüyor? Farklılıklara açık olmadığımızı kabul mü etmiş? Veya farklılıklara zaten açık olduğumuzu mu sanıyor? Yoksa takılıp kaldığım bu noktayı çoktan geçmiş olduğundan çırpınışlarıma için için gülüyor mu?
Sohbeti derinleştirmek üzere sonrasında bir kaç satır yazı paylaştım. Herkesin kendi yolunu bulabileceği gerçeğini dile getirdi. Gerçekten böyle olmak zorunda mı, bilemiyorum.
Evet, muhataplarımızın algılarına hükmedemiyoruz. Öğrenme yolculuğu yapayalnız yürünmeli. Ama sorularımız veya cevaplarımız birbirimize ışık olamaz mı?






















