Bu ara dünya yapay zekâ ile yatıp kalkıyor. Ben de herkes gibi havsalam elverdiğince kafa yoruyorum.
Yapay zekâ İngilizce kısaltması ile AI; makinelerin insan benzeri düşünme, öğrenme ve problem çözme yetenekleri kazanmasını sağlayan bir teknoloji alanı.
Tanıma bakınca önce insan ne kadar faydalı olabileceğini düşünüyor. Öyle ya duygulardan arınmış, hatalı karar verme olasılığı en az….
Oysa işler böyle değil. Ben bu “AI” yüzünden kendimi bir salın üzerinde koca bir okyanusta bir o yana bir bu yana savruluyormuş gibi hissediyorum…
Yahu ben kendi halinde bir öğretmenim. Bana bunu yapan “AI” başkalarına neler yapmaz…
Geçen günlerde sabah gözümü açıp, telefonu elime aldım. O gün Avustralya Açık Tenis Turnuvası’nın finali oynanacaktı. Telefon beni canlı yayına yönlendirdi. Belki bir, belki iki dakika yayını izledim. O arada da düşünüyorum, herhalde canlı yayın yasak olduğu için görüntü ile oynamışlar. Sonra dikkatli baktım oyuncular sahte, yayın sahte. Bir de teyit ettim. (Google’dan oyuncuların adını yazdığınızda gerçek skoru veriyor. Maç başlamamış bile…)
Tamam elbette bu benim hatam. Teyit mekanizmasını hızla devreye sokmam gerekiyordu…
Ama elimde olmayan işler de var. Bir arkadaş için ev bakmıştım. Banka bana konut kredisi teklifi sunmaya başladı. Başka zaman olsa ihtiyaç kredisi teklif ederdi…
Öyle akılı ki bu AI, ben neden hoşlanıyorsam veya hangi kitleye kızıyorsam ona göre hareket ediyor. Herkesin bildiği gibi “saç örme” hikâyesi vardı. Ben konu ile ilgili yine kullanılan “kadınlar” diye düşünmüştüm. O da önüme çıkardıkları ile tabiri caizse gazımı aldı…
Bu “AI” bana Ömer Seyfettin’in Yüksek Ökçeler’ini anımsatıyor…
Dünyadan olabildiğince habersizim. Televizyonlara olan güvenimi kaybedeli çok oldu. (Birçoğunun yazılan senaryolar üzerine, yönetmenin yönlendirmesi ve izlenme oranları ile sürdürüldüğünü biliyorum.) Sosyal medyaya zaten inanmıyorum. Birçok kişiye gelen arkadaşlık istekleri gibi bana gelen isteklerin de tamamına yakını bot hesap. Bir de sosyal medyada görmek istediklerimi görmek için bana ekli, olsalar bile onları aramam gerekiyor. Çünkü öncelik “AI’nin” bana sunduğu reklam, para harcatma politikası ve beni yönlendirmek istediklerinde…
“Ayros’u” bilmeyenler varsa bir baksın. Ne güzel söylüyor değil mi? Onu görünce aklıma bir başka ünlü daha geldi. “Nia Noir.”
Milyonlarca kişi güzellik izliyorum diye bir hayale tutunmuş…
Bize bir derste öğretmişlerdi, görüntüler arasında bir tutarsızlık varsa o görüntülere çöp gözü ile bakın. İyi de artık görüntülerde hiç tutarsızlık yok yine de hepsi sahte…
Bu satırları okurken kim bilir sizin aklınıza hangi “AI “dalavereleri geldi…
Benim “AI” ile imtihanım bitmez… Bence siz izlemediyseniz şu “The Capture” dizisine bakın.






















