6.BÖLÜM VE 18. KISIM
Demirci Mustafanın yüzünden, tain isteyip köyden ayrıldım.
O sırada demirci Mustafa söz istemiş oldu. Buyurun Sayın Mustafa Bey, bu konuda sizinde düşüncelerinizi alayım, dedim. Keşke demez olsaydım.
Mustafa’nın ilk sözü, öğretmen bey sen bizi iki yıldır kölen yaptın. İnsanları çalıştırıp duruyorsun. O bir yana, hepimize kızıyor ve yaşlı insanımızı da azarlıyorsun. Bir takım hizmetlere öncülük etmeniz, size bu hakkı vermiyor. Bunun ötesinde neredeyse, falan yerini de boynumuza asacaksın. Hiç kusura bakma köylülerimiz senin kölen değildir. Bu yaptığın işler neyse ne. Benim için hiçte önemli değildir. Senin çıkarın nedir ki, bu kadar işlere el atıyorsun. Ben sizi ilgili makamlara şikâyet edeceğim, dedi.
Bu söz üzerine bir anlık kendimden geçtim. Dünya başıma yıkıldı. Mustafa’nın, “senin çıkarın nedir ki bu kadar işe el atıyorsun. Seni şikâyet edeceğim.” Demesi çok gücüme gitti. Benim yoksulluk içinde yaşayan bu halka yaptıklarımın mükâfatı bu mudur? Demek benim sizlerden çıkarım var öyle mi? Dedim. Kendimden geçtim ve çok sinirlendim. Küfür hariç, ağzıma ne geldiyse söyledim. İnsanlar beni sakinleştirmeye çalıştılarsada, ben hüngür hüngür ağlamaya başladım. Bir yandan gözyaşlarımı silerkem, bir yandanda Mustafa sitem etmekteydim.
Toplantıda bulunanlar Mustafa’yı dövmeye kalkıştılar. Araya girenler sayesinde olayın daha çok büyümesine meydan verilmeden, mani olmuş olundu. O sinirle eve geldim. Sabaha kadar gözüme uyku gitmedi. Sabah kalkar kalkmaz doğruca ilçeye gidip, Kars’a tayin istedim. Bunu duyan köylüler, tayinimi durdurmak için uğraştılarsa da, inadımdan dönmedim. Yaptıklarımın karşılığı durumuna çok içerlemiş ve bu köyden gitmeye bir kere kararımı vermiştim. Burada vermiş olduğum hizmetimi içine sindirmeyen birileriyle artık aynı alanda bulunmayı kendime yakıştıramadım. O günlerde eşim yeni doğum yapmış, Sibel adında bir kızımız olmuştu. Amacım kızımın kırkı çıktıktan sonra gitmekti. Ne var ki bu sinir belasına kızım on beş günlüktü yola çıktık. Yola çıktığımız araba Kars’tan canlı hayvan almaya gidiyordu. Bizim için tam bir fırsat olmuştu. Eşyamızı yükledik ve köyden ayrıldık. Gece tavşanlı yolunda, arabanın tekeri çukura düşünce rot kırıldı. O geçe yolda kaldık. Kızım hastalandı. Sabah yeni bir arabayla Tavşanlı’ya, oradan da Eskişehir’e hareket ettik. Kızım ateşler içinde yanıyordu. Hemen çocuk doktoruna götürdüm. Gerekli ilaçları alıp ötele getirdim. Ne yazık ki, otelde ruhunu teslim etti. Gerekli bildirimleri yaptıktan sonra, ikinci gün defin işlemini yaptık. Sonrasında yolumuza devam ettik. Görev yerimden ayrıldığımda, birlikte çalışmış olduğum heyete ev adresimi vermiştim. Eğer başınız sıkışırsa, mutlaka bana yazabilirsiniz demiştim. Bunu üzerine, bir ay sonra uzunca bir mektup aldım. Yazılanları okudukça, içim sızlamaya başladı. Yaptığıma pişman olmuştum ama iş işten geçmişti. Sonrasında heyete devamlı olarak neler yapmaları gerektiğine ait uzunca bir mektup yazdım. Sonraki aylarda da haberleştik. Akabinde, artık kendi işinizi kendiniz yürütün, benden bu kadar demek zorunda kaldım. Ne yazık ki, benim takındığım bu inadım, ileriki yıllarda, içinden çıkılamayacak kadar birçok ihanetçinin tuzağına sürükleyip götürdü!..
Benim çalışmalarımı içine sindiremeyenler bazı zavallılar, yaşantımın ve düşüncemin önünde engeller çıkarmaya sebep oldular. “Ne ele yaradım ne de elsize.” Sonrasında işi oluruna bıraktım ve bu derbederlik içinde akıp gittim. Bütün gayretimle her işin doğrusu, en iyisi olsun diye düşündümse de, fayda etmedi. Doğrusu insanının acımasızlığı benim için daha tehlikeli olmaya başladı. İnsanlıktan nasibini almayanların boy hedefi oldum. Bu inançsız insanların içinde, büyük bir yalan selin akışına kapılıp gittim. Başıma gelen bu kadar olumsuzluğun içinde, o demirci Mustafa’nın çok büyük payı olsa gerek. Mustafa o gün gelmeseydi, ne kızım ölürdü, nede sonraki başıma gelenler gelirdi. Belki bugün yaşantım daha bir başka olurdu.
DEVAM EDECEK
Mürsel ADIGÜZEL
Eğitimci Yazar ve şair





















