Geçen gün uzun zamandan sonra yolum Ulus’a düştü. Ancak gördüğüm manzara adeta kanımı dondurdu.
Ankara’ya geldiğim yıl ilk görmek istediğim yerlerden biriydi. Hep kitaplardan gördüğüm, Atatürk’ün en güzel heykellerinden biri olarak kabul ettiğim bir heykeldi o. Anıtkabir’den sonra mutlaka ilk görmem gereken yer olarak kabul etmiştim orayı. O heykeli ilk gördüğümde ise adeta büyülenmiştim. Resimlerinden 
1927 yılında halkın kendi arasında topladığı para ile Atatürk ve Kurtuluş Savaşı şehit ve gazileri adına, heykeltıraş Heinrich Krippel’e yaptırılan o güzelim heykelin şimdiki hali içler acısı. Güvercin pisliğinden rengini kaybetmiş. Bu görkemli heykeli adeta bok götürüyor. Ama sadece onlar değil; plastik su kapları, ekmek artıkları ve çöplerle çevrili etrafı. Bir de bunlar yetmezmiş gibi adeta kadın pazarlanan bir meydan haline gelmiş alan. Oraya yaklaşan her bayana o gözle bakılıyor olmuş. Bir kadın olarak o meydanda olmak bir zamanlar onur vesilesi iken şimdi öyle değil. Çirkin bakışlardan kaçmak istiyorsunuz adeta. Bu durumu gören hiçbir devlet yetkilisi yok mu?
Atatürk ve simgesel figürleri ile birlikte üzerindeki günü anlatan sözlerle, sanat ve tarihi değeri büyük olan kabartmaların bulunduğu mermer kaide üzerinde, bronz heykel ve konumlandığı meydan, güvercinlerin yemleme alanı haline getirilmiş. Ankara’da Cumhuriyetin temsil aksı üzerindeki temsil mekânları ve anıtları üzerinden yürütülen siyasal hesaplaşmanın bir sonucu olarak karşımıza çıkan Atatürk Anıtının 
Tesadüfe bakın ki, Ankara’da Atatürk isimleri bir bir kazaya uğrarken, Osmanlı isimleri ve anıtları yükseliyor sırayla. Atatürk’e saldırı had safhaya ulaşmış durumda. İsmine bile tahammülleri kalmamış. Oysa bu vatanı kanlarıyla, canlarıyla bize armağan eden Atatürk ve silah arkadaşlarına borcumuzu ne yaparsak yapalım ödeyemeyiz.










