Yazar Portal | Turkiye'nin Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Başımıza Örülen Çoraplar

NÖBET
Ahmet YALÇINKAYA

19 Şubat 2015 00:02

Yorum Yapılmamış

Zamanı biraz geri alıp Amerika ve Saddam Hüseyin işbirliğiyle gerçekleştirilen Kuveyt işgali ve onu izleyen yıllara döndüğümüzde, o dönemde bir planın ilk adımlarının atıldığını hissetmeye başladığımızı hatırlar, Ortadoğu ‘da artan kan ve gözyaşını gördükçe de bu hissimizde yanılmadığımızı anlarız.

Kuveyt işgaliyle başlayan yeni dönemde, Siyonizm güdümündeki, Batı diye adlandırılan, kokuşmuş Yunan-Latin medeniyetinin vahşi ve acımasız uzantısı güçlerin, kendileri dışında kalan ve iliklerine kadar sömürdükleri tüm dünyaya yeni bir düzen getirmeye çalıştıkları iyice ortaya çıktı. Bu yeni düzende artık sömürü yeterli görülmüyor, tüm dünya tam kölelik ile ölüm arasında bir tercih yapmaya zorlanıyordu. Müslümanlar içinse iki seçenek bile fazla görülmüştü.

Bosna ‘da ilk Avrupa saha denemesini yaptıklarında, İslam dünyasının belli oranda kör ve sağır olduğunu, bu oranın dışında kalan ve çığlıkları duyanların da ağlamaktan öte bir güçlerinin bulunmadığını gördüler. Fakat bilmedikleri bir şey vardı. Gözyaşı o kadar güçlüydü ki aktıkça kör ve sağırların göz ve kulaklarını açmaya başlamıştı. Evet, çok Müslüman öldürdüler ancak çok Müslümanı da uykudan uyandırdılar.

Aynı dönemde, kendi tezgahlarını bahane ederek Irak ‘a uyguladıkları ambargo ile bir milyonu aşkın çocuğun ölümüne sebep oldular. Bunun bir trajedi olduğuna hiçbir zaman beni kimse inandıramadı. Olaya hep modern yöntemlerle uygulanan bir soykırım olarak baktım.

Bu soykırım yöntemini yeterli görmemiş olacaklar ki kendilerinin sahneye koydukları bir 11 Eylül oyunu ile dünyayı şaşkına çevirip önce Afganistan ‘ı, sonra da Irak ‘ı işgal etmekle ikinci büyük adımı attılar. Bir taraftan işgal altındaki yerlerde katliam yaparken bir taraftan da katliamların tesiriyle Müslüman coğrafyada oluşan nefret potansiyelini kanalize edebilecekleri IŞİD gibi örgütler kurdular. Böylece hem katliamın boyutunu bu örgütler aracılığıyla büyüttüler hem de bu örgütlerin göstermelik bazı atraksiyonlarını kullanarak kendi coğrafyalarındaki İslam karşıtı nefreti körüklediler.

Bu da yetmedi.

İşgal ettikleri coğrafyalarda,  vahşi Yunan-Latin egoizminin zulmü altında sömürülen, eziyet gören ve öldürülen Müslümanların çığlığı artık dünyayı sarmış ve diğer sömürülen coğrafyaların dikkatini çekmişti. İnsan fıtratı gereği Batı toplumlarındaki bir kısım birey, çevre ve sivil toplum kuruluşlarının da bu çığlıkları duymaya başladığı anlaşılınca üçüncü adım için harekete geçtiler.

Artık hedef kendi toplumlarındaki Müslümanların emniyetini ortadan kaldırmak, bunun sonucunda ya onları o coğrafyalardan sürmek ya da katledilmeleri için altyapı oluşturmaktı.

Son haftalarda yaşananlar bu üçüncü adımın parçalarıdır. Fransa ‘da Charlie Hebdo adlı derginin ismiyle artık somutlaşmış provokatif, seviyesiz, edepsiz, kalitesiz ve kapasitesiz küfür artıklarının faaliyetleri de -bu faaliyetlerin kısmen sebeplerde payı olduğu düşünülse bile-  dergiye yapılan saldırı da bu adımın unsurlarıdır. Saldırının Siyonist planların yeni bir aşaması olduğunu anlamak biraz dünyayı ve olayları takip edenler için o kadar kolay ki…

Nasıl Kuveyt işgali ve onu izleyen Irak işgali sonrasında dünya eskisi gibi olmadıysa, bu saldırıdan sonra da dünya hiç mi hiç eskisi gibi olmayacaktır.

Bundan sonra Siyonizm güdümündeki Batı yönetimlerinin Müslümanlara yönelik cadı avı hız kazanırken, bir yandan da diğer coğrafyalarda Müslümanlara yönelik katliamların yine bu zulüm merkezinin desteğiyle artacağını tahmin etmek zor değil. Ancak tahmin etmesi zor olan, akan Müslüman kanının bunu seyreden Müslümanların yüreğinde nasıl etkisi olacağıdır. Halen bir yerlerde güç arayan, komşusu açken tok yatan, Müslüman kardeşini hakir gören ve buna çağdaş kılıflar bulan Müslümanların oranı bundan sonra nasıl değişecektir acaba?

Ben şahsen Batı ile özdeşleşmiş ve Yunan-Latin kültürüne dayanan bu  zulüm medeniyetinden fazla bir şey beklemiyorum. Zalimlerin çizdiği çerçeveler dahilinde mazlumluğunu ispat için mantık aramaya kalkan Müslümanlara ise sadece aşağıdaki gibi bir tavsiyede bulunmak isterim.

Mevcut dünya düzeninde, gücün hakim olduğu yerde mantığın önemi kalmaz. Güçlü bildiğini okur, siz ise mantığı ayakta tutmaya çalışırken yine mantığın delirmesine vesile olursunuz. Öyle olmasa, sanki Bosna ‘da katliamı kendiler yapmamış gibi medeniyet satmaya, başta İngiltere olmak üzere gazetecileri hapse atıp basın özgürlüğü savunmaya, başta Almanya ve Amerika olmak üzere göstericilerin kafalarını coplayıp Türkiye ‘de göstericilere biber gazı sıkıldı diye küstahlık etmeye, teröristleri kendileri beslemiyormuş gibi terör kınamaya kalkışabilirler miydi? Örnekler çoğaltılabilir.

Yunan-Latin kültüründe mantık, merhamet, empati ve yardımseverlik yoktur. O kültürün ana unsurları egoizm, çıkar ve güçtür. O kültürün mensupları güçlü oldukça küstahlaşır güçsüz oldukça da yaltaklanır. Mantık sadece çizeceği çerçeve ile oynayacağı oyunun kurallarını belirlemek içindir ve ancak kendi o kuralları bozana kadar geçerlidir. Hele bir de bu kültüre Kabalist-Siyonist unsurlar yön veriyorsa mantığın düştüğü durumu anlayın. Bunun dışında kalanlar o toplumlarda yaşasalar bile o kültürü özümsememiş olanlardır.

Yunan-Latin kültürünün çocuklarına hak, hukuk ya da mantık anlatmaya çalışmak beyhudedir. On ayrı Müslümanın on defa ayrı ayrı derdini anlatmaya kalkarak mantık krizleri geçirmeleri yerine bir araya geldiklerinde ve seslerini yükselttiklerinde sonucun çok daha farklı olabileceğini tarih göstermiştir. Şimdi de ölçümüz bu olmalıdır.

Tüm bunların özeti aslında şu ki, tarih boyunca Müslümanların başına farklı farklı çoraplar örüldü. Bunların kimisi kızıl ve ferdiyet düşmanı, kimisi kara ve din düşmanı, kimisi mor ve toplum düşmanı idi. Hepsi de sarı ve İslam düşmanı şemsiye unsurun himayesindeydi. Bu durumun çok fazla değişmeyeceği fakat örülen yeni çorapların artık tüm bu renkleri içeren alacalı bulacalı çoraplar olacağı, Müslümanlara yönelik düşünülen topyekûn imha stratejisinin bir sonucu olarak sırıtmaya başladı bile.

Bunu iyi anlayıp kardeşlerimizle aramızdaki ufak tefek farklılıkları artık gözümüzde büyütmememiz gerektiğini ve ister matematiksel, ister sosyolojik, ister dini, ister siyasi açıdan bakalım bir an önce güç birliği oluşturmaktan başka çıkar yolun bulunmadığını görürüz.

Siyonist efendisinin her sözüne itaat eden vahşi Yunan-Latin canavarı, yetiştirip yedeğine aldığı İslam görünümlü uşaklarıyla topyekûn bir kuşatmayı başlattı. Bir şans daha tanımak istediğini de zannetmiyorum.

Elbette Allah ‘ın hesabı tüm hesapların üstündedir. Peki biz üzerimize düşeni yapıyor muyuz?

 

Okunma Sayısı: 14

Yazarın Diğer Yazıları

Ah Şehr-i Ramazan

Sen…Ey on bir ayın sultanı! Ne kadar yüce olduğunu anlatmaya hangi dilin kudreti var ki?...

Algı Operasyonları Had Safhada

Üniversitedeki öğrencilik yıllarımdan bu yana dış basını takip ederim. Hem Türkiye ‘nin dışarıdan nasıl göründüğünü...

Düşüncenin de Bir Namusu Olmalıdır

Son üç aydır ülke içinde ve ülke dışında yaşanan olaylar turnusol kağıdı görevi görmüş, farklı...

Gezi ‘de Gezinmenin Faydaları

Üç haftadan fazla bir süredir ülke gündemini meşgul eden gezi parkı eylemleri hakkında çok şey...

Nükleer Bir Güç Olma Hakkı

Gençliğimizde, ABD ile Sovyetler Birliği arasında çıkacak muhtemel savaşla ilgili bir sürü hikâyeyle doldurulmuştuk. Sovyetler...

Yorum Yazın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

Yukarı