Yazar Portal | Turkiye'nin Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Algı Operasyonları Had Safhada

NÖBET
Ahmet YALÇINKAYA

11 Ağustos 2015 00:02

Yorum Yapılmamış

Üniversitedeki öğrencilik yıllarımdan bu yana dış basını takip ederim. Hem Türkiye ‘nin dışarıdan nasıl göründüğünü anlamama yardımcı olur ümidiyle hem de seyahat ettiğim ülkelerde halkın kafasında oluşmuş Türkiye imajıyla basındaki Türkiye imajını karşılaştırabilme düşüncesiyle bu alışkanlığımı uzun yıllar sürdürdüm. Geçmişte bana oldukça maliyet yükü getiren bu alışkanlık Internet ‘in yaygınlaşması ve basının Internet ortamına da taşınması sonucu artık çok düşük maliyetle sürdürülebilmektedir. Ne var ki bu konuda eskisi kadar heyecanlı değilim.

Yıllarca devam eden bu faaliyetlerden ne fayda gördüğümü sorarsanız, biraz aklım karışık diyebilirim. Yabancı dil bilgilerime kattığı bazı olumlu yönlerini bir kenara bırakırsak acaba boşuna zaman mı kaybettim diye kendi kendime sorduğum olmuştur.

Eskiden özellikle Batıdaki yurt dışı basını takip ederken basını kategorize eder, şunlar Yahudilerin, şunlar sosyalistlerin, şunlar mutaassıp Hristiyanların diye bunları sınıflandırarak beklentilerimi de ona göre belirler, yorum ve analizlerimi de bunu dikkate alarak yapardım. Ara sıra dış basında yazdığım yazılar ve gönderdiğim okuyucu yorumları olurdu. Beklentim ve tahminlerimde de doğrusu çok fazla yanılmazdım.

Bu günlere geldiğimizde değişen çok şeyin olduğunu zannediyordum. Fakat değişen bir şey yokmuş. İnanç ve düşünce ölçülerimizin aslında bize fikir verdiğini ancak bu ipuçlarını çok iyi kullanmadığımızı fark ettim.

Bir zamanlar daha objektif gibi görünen bir kısım basın yayın organlarının son zamanlarda niçin oldukça yanlı ve manipüle edici bir görüntü sergilediklerini ilk sorgulamaya başladığımda yukarıda bahsettiğim ölçünün hayatımızdaki eksikliğini gördüm.

Aslında her şey oldukça netmiş.

Sadece biz biraz iyimseriz ya da köklerimize fazla inmemişiz. Her ne kadar genel tahminlerimiz doğru olsa da ayrıntılardaki baş döndürücü gelişmelerin sebep olduğu kafa karışıklıkları her şeye fazla hoşgörülü bakmamıza neden olmuş. Birileri biraz ülkemizi övse hemen onun çok objektif olduğu zannına kapılmış, içimizden birileri yurt dışında ülkemizle ilgili biraz laf etse Türkiye ‘ye çok büyük hizmette bulunduğunu zannetmişiz.

Küçük resimlere takılarak büyük resmi görmemişiz…

Bilindiği gibi Orta Doğu ve Türkiye üzerine oynanan oyunlar Osmanlı ‘yı çökertme çabalarının başladığı dönemden bu yana devam etmekte.

Her aşamada duruma göre yöntem değiştirilmiş, zaman zaman toprakların işgal edilmesi, zaman zaman ise beyinlerin iğfal edilmesiyle bir sonraki adıma geçiş kolaylaştırılmaya çalışılmış. Alınan sonuçlardan memnun olunduğu dönemlerde gösterilen güler yüz, aksi vaki olduğu dönemlerde somurtkan, saldırgan ve gerçeklerden uzak iddialarda bulunan bir yüze dönüşmüş fakat biz bunu bile demokrasi, barış, özgürlük gibi aslında çok temel fakat uygulamalarıyla çağdaş sömürü kavramları haline gelmiş ifadelerle tevil etmeye çalışmışız.

Sonuçta, dış basında neden şu anda yaşadığımız topyekûn saldırıya maruz kaldığımızı anlasak bile aynı bilinçaltıyla tevil etmeye devam ediyoruz.

Halbuki saldırının sebebi çok açık.

Bir süredir, özellikle de AKP döneminde alınan sonuçlardan dışarıdaki “müttefiklerimiz” ve elbette içerideki uzantıları memnun değiller. İçerdeki uzantıların medyadaki durumu Osmanlı ‘nın son döneminden bu yana aynı. Bunu biliyoruz da dışarıdakilerin durumu farklı mı?

Tabii ki hayır ama bunu görmek için biraz zamana ve bilgiye ihtiyacımız varmış. Ülke olarak birilerinin vesayeti altında iken, örneğin Frankfurter Allgemeine hakkımızda biraz tarafsız bir şey yayınladı mı sempati bile duyardık. New York Times, The Times veya Die Welt gibi gazetelerle Fox, CNN, BBC gibi televizyonların hakkımızda zaten hiçbir zaman iyi bir şey yayınlamayacağını bilirdik fakat Frankfurter Allgemeine veya Süddeutsche Zeitung gibi gazetelerin ya da Deutsche Welle gibi televizyonların daha objektif olduklarını zannederdik.

Bu günlere gelindiğinde, tabir caizse takke düştü ve kel göründü.

Açık, kripto ve maskeli tüm ihanet biçimleriyle saldırıya uğrayan ülkemiz sözde dünyanın haber alması için ancak fiiliyatta dünyanın manipüle edilmesi için akıl almaz bir operasyon içindeler.

Eskiden de bunlar vardı.

Örneğin 19. Yüzyılın sonlarında ve 20. Yüzyılın başlarında Londra ‘da ve Paris ‘te yayınlanan gazeteler Osmanlı ‘nın Ermenilere baskı uyguladığı yalanını yayardı. Berlin ‘de yayınlananlar ise Osmanlı ile Almanya ‘nın ilişkilerinin konumu nedeniyle olsa gerek buna karşı çıkarlardı. O dönemden bu yana, bu tür yayınlar, ülkeler arası ilişkilerin seyrine göre rüzgâr alırlardı.

Türkiye ‘de de ülkeyi İslam ‘dan uzaklaştırma projesinin bir parçası olarak ülkede baskın olan gazete ve diğer yayın organları operasyonu sürdürürlerdi. Keçisi çalınan imamı “İmam keçi çaldı” diye haberleştiren soysuzlar akıllara kazınmış önemli örneklerdendir. Geçmişte bunlar basında hakimiyeti tamamen elinde bulundurduklarından işin doğrusunu ispat etmek pek mümkün olmazdı.

Yeni dönemde Türkiye ‘de bu durum kısmen değişti. Bu tür iftiralara, soysuzluklara ve yönlendirmelere cevap verecek yayın organları çoğaldı. Peki, dışarıda değişen bir şey var mı?

Dışarıda durum maalesef daha kötü.

Bir zamanlar Batı basınında objektifmiş gibi görünenlerin bile gerçekte ne oldukları her ne kadar anlaşılmışsa da bunun pratikte çok faydası yok. Türkiye aleyhine yayın yapan basın yayın organlarının ağırlığı % 90 seviyelerinde. Üstelik dünya konusunda Batı ülkelerinin halkı bilgili değil.

Kürtçe ‘nin halen Türkiye ‘de yasak olduğunu zannedenlerin, Türkiye ‘nin ülke mi şehir mi olduğunu bilmeyenlerin ya da Türkiye ‘nin nerede olduğundan haberi olmayanların günlük siyasi tartışmalarda bu basın yayın organlarının empoze ettiklerinden başka bir yorum yapmaları mümkün mü? Türkiye ‘de de bu tür ahmaklar az değil.

Son dönemde Türkiye haber ve yorumları özellikle Batı basınında revaçtadır. Yayınlanan haber ve yorumlar tamamen yalan ve iftiralarla dolu, okuyucusunu manipüle etmek için hazırlanmış algı operasyonlarının unsurları. Bu yayınlar vasıtasıyla Batılı halkın beynini rahatlıkla iğfal ediyorlar. Aksine bir yazıyı bırakın, aksine bir sese ve yoruma bile yer yok. Bir zamanlar Batı basınına gönderdiğim makaleler bile yayınlanırken, bu yaşadığımız sıkıntılı dönemde The New York Times, Boston Globe veya Frankfurter Allgemeine gibi gazeter bir tane okuyucu yorumumu bile yayınlamadı. Çünkü o yorumlar, yazılanların ve yazılara yapılan yorumların yanlışlığına işaret ediyor ve işin doğrusuyla ilgili bilgi veriyordu. Haber alma hakkı ve dürüstlükten yana olanlar buna hemen sarılır ve yayınlar, ayrıca başka bilgiler de ister değil mi? Amaç o değil ki…

Tahmin edebileceğiniz gibi Türkiye aleyhine yazılan her şeyin yayınlanmasında ise bir sorun yok.

İç ve dış taşeron örgütler aracılığıyla yapılan topluca saldırının bazen cephe gerisi, bazen ise cephe önü faaliyeti olarak hemen hemen tüm Batılı yayın organları ve halen ciddiye alınacak ölçüde olan yerli işbirlikçileri aracılığıyla sürdürülen algı operasyonu tüm hızıyla devam ediyor. Hedef ise bilindiği gibi bir taşla birkaç kuş vurarak Türkiye ‘yi Kürtleri katleden, Ortadoğu ‘da teröre yardım eden ve paranoyaya kapılarak Dünyaya meydan okuyan bir ülke gibi göstermek. Halen Müslüman olduklarına inandığım bir kısım kişi ve oluşumların da buna alet olmaları, onlarla aramızdaki hukuku düşündükçe beni ayrıca kahrediyor.

Özelde Türkler Oğuz Han ‘dan bu yana, tüm İslam alemi ise sahabe döneminden beri çok tehlike atlattı, bunu da atlatacaktır inşallah. Ancak, hiçbir şey kendiliğinden olmaz.

Başımızın hem içeride hem dışarıda algı operasyonlarıyla belada olduğunu iyi anlamalıyız. İçinde bulunduğumuz zorlu dönemde bu tür operasyonların had safhaya ulaştığını görüyoruz. Fazla hoşgörü ve fazla iyimserliği artık bir kenara bırakmalı ve nasıl mücadele edeceğimize odaklanmalıyız.

Merhum Erbakan hocanın deyimiyle “Domuzdan post gavurdan dost olmaz” düsturu hepimizin bilinçaltında yer almalıdır. Aksi takdirde daha çok uzun süre kime neyi anlatmaya çalışacağımızı düşünüp dururuz.

Okunma Sayısı: 21
Etiketler: , ,

Yazarın Diğer Yazıları

Ah Şehr-i Ramazan

Sen…Ey on bir ayın sultanı! Ne kadar yüce olduğunu anlatmaya hangi dilin kudreti var ki?...

Başımıza Örülen Çoraplar

Zamanı biraz geri alıp Amerika ve Saddam Hüseyin işbirliğiyle gerçekleştirilen Kuveyt işgali ve onu izleyen...

Düşüncenin de Bir Namusu Olmalıdır

Son üç aydır ülke içinde ve ülke dışında yaşanan olaylar turnusol kağıdı görevi görmüş, farklı...

Gezi ‘de Gezinmenin Faydaları

Üç haftadan fazla bir süredir ülke gündemini meşgul eden gezi parkı eylemleri hakkında çok şey...

Nükleer Bir Güç Olma Hakkı

Gençliğimizde, ABD ile Sovyetler Birliği arasında çıkacak muhtemel savaşla ilgili bir sürü hikâyeyle doldurulmuştuk. Sovyetler...

Yorum Yazın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

Yukarı