Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Ucube, Heykel ve İnsanlık Anıtı…

BU GÜN PAZARTESİ
Yakup HALICI

17 Ocak 2011 00:01

Yorum Yapılmamış

Başlıktan anlaşılacağı üzerine konumuz Kars’taki heykel.
Bu konu çok yönlü incelenebileceği ve tüm yönlerin de birbirleri ile alakalı olabilecekleri için yazımın oldukça karmaşık bir yazı olma ihtimali var. Olsun, biz yine de deneyelim…
Önce heykeli bir sanat eseri olarak ele alalım;
Sanat eserlerine sayın başbakanın dediği gibi şöyle bir bakıp “bu ucube de ne?” diyemeyiz. Yani bir sanatkârın emeği, alın teri olan bir esere beğensek de, beğenmesek de hor gözle bakıp herhangi bir çirkinleştirici sıfatlar eklemek medeni olmakla bağdaştırılamayacak bir şeydir.
O eseri eleştirebiliriz, amacına uygun olmadığını iddia edebiliriz, bu bizim en tabii hakkımızdır. Ama hakaret asla…
Peki, adı geçen anıt amacına uygun tasarlanmış-mıdır?
Ben bunu heykel ya da anıt uzmanı olarak analiz etmeyeceğim. Sade, mürekkep yalamış bir vatandaş, görsel sanatlardan birinin mensubu ve aynı zamanda biraz da siyasetle meşgul olan birisi olarak analiz edeceğim.
Bilindiği gibi anıt ölçü olarak(35 metre yüksekliğinde) yöresel olmaktan çok bölgesel bir özellik taşıyor. Hatta ülkeler arası bir bölgeye hitap ediyor. Ve (her ne kadar) adı “İnsanlık Anıtı” olsa da Türkiye ile Ermenistan ile alakalı meselelere atıfta bulunuyor. Nitekim Başbakanın anıtın yıkılacağını ifade etmesinden sonra Ermenistan devlet başkanı “Türkiye’nin barış istemediği bir kez daha anlaşılmıştır” diye açıklamada bulundu.
Kısaca anıt barışa katkı sağlasın diye dikilmek istenmişse;
Anıtın tasarlanmasında taraflar eşit ve denk bir şekilde ifade edilmeliydi. Anıtta görüyoruz ki iki insan figürünün biri hazır ol vaziyetinde dururken diğeri elini uzatıyor. Yani biri diğerinden daha “insancıl”. Ünlü bir heykeltıraşın yapmayacağı kadar büyük bir hatadır. Bence bu hatadan da öte bir şey…
Gelelim heykelin siyasi anlamındaki araza;
Diyelim ki, Türkiye Ermenistan’la arasındaki sorunları gidermesine yardımcı olur düşüncesi ile böyle bir anıtın dikilmesine karar verdi. Türkiye’nin önünde iki türlü seçenek vardı. Birincisi bölgesel barışı, yani tüm Kafkaslardaki barışı ve insani ilişkileri anlatan bir anıt yapılırdı. Bölgedeki tüm devletler ve halklar bu anıtta ifade edilirdi. Ve bu anıt ilelebet dikildiği yerde kalırdı. Yani Ermenistan barışın bir parçası olarak ifade edilirdi.
İkincisi, eğer sadece Ermenistan’la olan ilişkiler ifade edilecekse;
Bir cadde veya küçük bir meydanda Ankara ya da İstanbul’da bir heykel dikilebilirdi. Zira iki ülke arasındaki ilişkilerin(halklar ifade edilseler dahi) ne zaman ne olacağı belli olmayabilir. O zaman bu heykelin kaldırılması ya da göz ardı edilmesi çok daha kolay olmaz-mıydı?
Şimdi olduğu gibi bu denli büyük bir anıtı yerinden yok etmek dikmekten daha zordur. Hem teknik olarak hem de siyaseten. Kaldırılmaya kalkışıldığında ”Ben size küstüm” hesabı olmaz mı? Nitekim olmadı mı?
Kaldı ki;
Bu tür anıtlar karşılıklılık esasına göre kurulurlar. Tıpkı Iğdır’da Ermenistan’ın soykırım anıtına karşılık dikilen soykırım anıtı gibi… Yoksa müzakere edilen devlete karşı elin zayıflaması olmaz mı?Ya da kendi kendine gelin –güveyi…
Bir başka konu ise;
Türkiye eğer bölgesel güç olmaya çalışıyor ise, hiçbir zaman Ermenistan(muadili bir başka devlet de olabilir) gibi kendi ölçeğine göre çok daha küçük ve zayıf bir devlet ile hangi şartlarda olursa olsun kendini denk kabul edemez.
Mesela, dünyada hangi emperyalist güç koltuğunun altındaki böyle bir devleti denk alarak anıt dikmiştir?
Hem bölgenin ağasıyım diyeceksiniz, hem de idare etmeye çalıştıklarınızla kendinizi denk göreceksiniz, bu çelişki değil mi? Hatırlatma fayda var, güçlü devlet “ikna” eden devlettir.
Özetle;
AKP hükümeti Ermenistan’la arayı düzeltmek için böyle bir “anıtın” dikilmesine göz yumdular, hatta onay bile verdiler. Ama işler ters gitti, hem arayı düzeltemediler hem de Azerileri küstürdüler. Fakat seçim günü yanaşınca bu sefer “anıtı” yıkarak onun üzerinden pirim yapmak istediler. Bütün mesele bu…
Bu arada, AKP kurmayları bölgesel güç olacağız deseler de anıt olayıyla gördük ki daha henüz kırk fırın ekmek yememiz gerekecek değil mi?

Okunma Sayısı: 62
Kategori: Yakup HALICI

Yazarın Diğer Yazıları

Corona’nın Gözünü İbn-i Sina mı Yoksa Behçet mi Şişirdi?

Alman Şansölyesi Merkel; “ Bulaştırma oranı 1.1 olursa Ekim ayında, 1.2 olursa Temmuz’da, ama eğer...

“Reyiz” Olmak Kolay Değil…

Rahmetli anam benim din hocası olmamı isterdi. Anam rahmetli… Vefat edene kadar hep öbür dünyanın...

Virüsün Şimdiki Adı”Korona”

Evin hanımı, kocası daire kapısından adımını dışarı atarken mutfaktan seslendi; “Kolonya almayı sakın unutma… Maskenin...

“REYİZ” Olmak Kolay Değil

Rahmetli anam benim din hocası olmamı isterdi. Anam rahmetli… Vefat edene kadar hep öbür dünyanın...

Haftanın Menüsü “Böcelü Pancar”

Rahmetli Anam, Böcelü pancarı çok iyi yapardı. Belki de ben ilk onun elinden yediğim içindir....