Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Tabular Yıkılıyor, Gerçekler Gün Işığına Çıkıyor…

DİBÂCE
İlhan YARDIMCI

28 Şubat 2020 00:02

1 Yorum

GÜL DİKENİ
“Dinlemek/Anlamak/Yaşamak”,
Başarının üç temelidir.
Müşkül olanları başarmak,
Her insanın pȋr emelidir.
DİNLE/ANLA/YAŞA VE YAŞAT,
VEBÂLİNDEKİ TAŞLARI AT.
KEMÂLİ
TABȖLAR YIKILIYOR, GERÇEKLER GÜN IŞIĞINA ÇIKIYOR…
Tevhit Değerlerine, İslam’a, Kur’an’a ve Müslümanlara saldırıların çoğaldığı bir zaman dilimi içinde; Tarihin karanlık sayfaları açılarak, birbirinden özel Bilgi/Belgeler Gün ışığına çıkmaya başladı.
Atatürk’ün yeniden gündeme getirildiği, bunun üzerinden saldırıların yapıldığı tabûlar, demagoji halini aldı.
Özellikle sahte Kemâlistler ve menfaat baronları bu kişinin üzerinden parsa toplamaya gayret (!) ediyorlar.
Günümüz kaosunda Mevlana, Atatürk, Hacı Bektaşi Veli, Pȋr sultan Abdal, Alevi/Sünni, Tarikat, Mezhep üzerinden nemâlanmak isteyenlerin sayısı az değil…
Teknoloji hayra kullanıldığı zaman, büyük faydaları oluyor. İnternet sayfalarında birbirinden güzel/özel Bilgi/Belgeler yayınlanıyor. Doğru veya yanlışlığı tartışalabilir. İşte bir tanesi. Sizinle paylaşmak istieyorum.
Akşam Gazetesi 4788 numaralı, 6 ocak 1932 tarihli nüshasında Yaşar Gören imzalı bir yazı yer aldı.
İngilizlerin İslamsızlaştırma Projesi yürürlüğe girdi.

Müslümanlardan ve islam dininden hoşlanmayan Mustafa Kemal yeni bir din yaratmaya girişti.

DİNDE REFORM ADI ALTINDA MÜSLÜMANLIK YOK EDİLİYOR.

SADETTİN KAYNAK, MİNBERDE FRAKLA TÜRKÇE HUTBE OKUDU.

MUSTAFA KEMAL, KAYNAK’IN HUTBESİNİ RADYODAN DİNLEDİ.

88 yıl önce / 29 Ocak 1932 tarihinde bir Ramazan ayında başlayan ‘dinde reform’ girişimlerinin bir parçası olan Türkçe Ezan,

İlk kez Hafız Rıfat tarafından Fatih Camii minaresinden seslendirilmişti.

‘Dinde reform’ adı altında İslam dini çiğnendi.

Türkçe ve Türklük vurgusu yapılarak / milliyetçi nutuklar atılarak hedefe ulaşılmaya çalışıldı.

Halkın Türkçe Ezana, Türkçe hutbeye ve Türkçe Kur’an-ı Kerim’e karşı gösterdiği tepki görmezden gelindi.

‘Reform için her yol mubahtır’ düsturu ile Mustafa Kemal yapacağını yaptı.

İlk Türkçe Kur’an için Yerebatan Camii 22 Ocak 1932,

İlk Türkçe Ezan için Fatih Camii 29 Ocak 1932,

İlk Türkçe Tekbir için Ayasofya Camii 4 Şubat 1932 ve

İlk Türkçe Hutbe için de Süleymaniye Camii 5 Şubat 1932 tarihi seçilmişti.

Aslında ‘reform’ hareketi sadece ibadetin dilinde görülmeyecek ;

Giyimden kuşama, medeni hayattan sokaklara, harften kanunlara kadar her alanda kendini gösterecekti.

Zaten ilk Türkçe hutbeyi, Süleymaniye’de seslendiren Hafız Sadettin Kaynak’ın fraklı ve başı açık, cemaatin de fötr şapkalı olması bunun açık göstergesiydi.

İLK NABIZ YOKLAMASI

‘Dinde reform’ adı altında yapılan girişimler için 1926 yılında seçilen aktörlerden biri, Göztepe Camii İmamı Cemaleddin Efendi’ydi.

Cemaleddin Efendi, 1926 yılının Ramazan’ında, Göztepe Camii’nde ilk Türkçe namaz kıldırarak dikkat çekmişti.

Cemaleddin Efendi’nin bu girişimi, her ne kadar ferdi bir çıkış gibi görülse de aslında bir nabız yoklamasıydı.

Nitekim halktan gelen yoğun tepkiler üzerine Cemaleddin Efendi görevinden alınmış, ancak maaşı kesilmediği gibi bir kaç ay sonra da imam hatip mektebi muallimliğine atanmıştı.

Dönemin Diyanet işleri Reisi Rıfat Börekçi ise Türkçe namaz kılınamayacağını, namazlarda ayet ve surelerin orijinallerinin okunması gerektiğini söyleyecekti.

“HAŞA, TÜRKÇE KUR’AN”

Kur’an-ı Kerim’i tercüme görevini ise daha sonra meşhur müfessir Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır yerine getirdi.

Elmalılı, bu görevi yerine getirirken içten içe endişeliydi.

Çevirdiği Kur’an’ın önsözüne, “Haşa, Türkçe Kur’an” şeklinde bir ifade yerleştirdi.

Türkçe Kur’an olamayacağını anlatmak için kullandığı bu cümleyi, mukaddimeden çıkarması istendiğinde ise bir adım daha atarak

“Türkçe Kur’an mı var be hey şaşkın!” ifadelerine yer verdi.

Tartışmalar sürüp gidiyor ancak kimse ‘dinde reform’ taleplerinin gerçekleşebileceğine ihtimal vermiyordu.

1932’ye gelindiğinde ise artık planlananların yavaş yavaş gerçekleşmesine yönelik adımlar atılmaya başlandı.

1932’DE ‘DİNDE REFORM’ GERÇEKLEŞMEYE BAŞLIYOR

1932 yılının Ramazan ayından itibaren ise uygulamaya konulan ‘dinde reform’, ibadetin Türkçeleştirilmesi girişimleriyle olmuştu.

Ocak ayında ilk provayı Dolmabahçe Sarayı’nda yaptıran Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle Hafız Yaşar Okur, ilk Türkçe Kur’an’ı Yerebatan Camii’nde okumuş ve bunu Fatih Camii’ndeki Türkçe Ezan takip etmişti.

İLK TÜRKÇE HUTBE: SÜLEYMANİYE CAMİİ

İlk Türkçe Hutbe ise 5 Şubat 1932 günü İstanbul Süleymaniye Camii’nde okundu.

Sadettin Kaynak, fraklı, başı açık olarak çıktığı minberde,

Mustafa Kemal tarafından da onaylanan o meşhur hutbesini, “Ey Ulu Tanrı…” ifadesiyle okumaya başladı.

Sadettin Kaynak, o günü hatıralarında anlatırken hutbenin konusunun Mustafa Kemal tarafından seçildiğini,

Mustafa Kemal’in kendi elleriyle Türkçe Kur’an’dan seçtiği ayetin ise Bakara Suresi’nin 11, 12 ve 13. Ayeti olduğunu yazar.

HUTBENİN KONUSUNU ATATÜRK BELİRLEDİ

Bu ayetlerin Türkçesi ise ;

“O gafillere, ‘yeryüzünde bozgunculuk çıkarmayın’ denildiği zaman, ‘biz bozguncu değiliz, ıslah ediyoruz’ derler.

Halbuki işte onlar bozguncuların ta kendileridir.

Fakat ne yaptıklarının farkında değillerdir.

Onlara, ‘insanların inandığı gibi inanın!’ denildiğinde, ‘o beyinsizlerin inandığı gibi biz de mi inanalım’ derler.

Bilesiniz ki asıl beyinsizler kendileridir fakat bilmezler.” şeklindedir.

O günün akşamı hafızlara, Dolmabahçe Sarayı’nda iftar yemeği veren Mustafa Kemal, hizmetlerinden dolayı kendilerine tek tek teşekkür ettikten sonra 200′er lira da para verir.

Hatta hafızları otomobille evlerine kadar bıraktırır.

“OKUYACAĞINI ÖNCE TERTİP ET”

“Türkçe Kur’an’ın anlattığım bu tecrübesinden sonra, Fatih Camii’nde ilk defa olarak Türkçe Kur’an okudum.

Bunu müteakip, Türkçe hutbeye sıra gelmişti.

Atatürk, ‘Haydi bakalım.

Türkçe hutbeyi de Süleymaniye Camii’nde mukabele oku!

Amma okuyacağını önce tertip et, bir göreyim’ dedi.

Yazdım, verdim. Beğendi.

‘Fakat Paşam, bende hitabet kabiliyeti yok.

Bu başka iş, hafızlığa benzemez.’ dedim. ‘Zarar yok, tecrübe edelim’ buyurdu.

“SARIK SARACAK MIYIM?”

Bunun üzerine tekrar sordum,

‘Hutbeye çıkarken sarık saracak mıyım?’

O da ‘Hayır, sarığı bırak! Benim gibi başı açık ve fraklı ol!’ Ne diyeyim, inkılâp yapılıyor.

Peki dedim.”

“YÜZ ELLİ SİVİL POLİS VARDI”

O gün hınca hınç dolmuş Süleymaniye Camii’nde, cemaat arasına karışmış yüz elli de sivil polis vardı.

Bu tedbirin isabetli olduğu çok geçmeden anlaşıldı.

Ben Türkçe hutbeyi okur okumaz, kalabalık arasından bilahare Arap olduğu anlaşılan biri sesini yükselterek ‘Bu namaz olmadı’ diye bağırdı.”
Atatürkle ilgili yıllardan beri çok şey yazılır, konuşulur, tartışılır. Özellikle sahte Kemalistler tarafından zaman zaman ateşe körükle gidilir, ideoloji meddahlığı yapılır.
Yukarıda ileri sürülen Bilgi/Belgeler; zaman içinde çok sayıda araştırmacı, yazar, hatip, ilim adamı tarafından gündeme getirilmiş, çok sayıda kitap basılmış, konferanslar verilmiştir.
Güneş balçıkla sıvanmayacağına göre, saklanan gizli gerçeklerde elbet bir gün meydana çıkar. Hesâbı da Mȋzân’a kalır.

Okunma Sayısı: 148
Kategori: İlhan YARDIMCI

Yazarın Diğer Yazıları

Ak Parti Nereye Gidiyor?…

GÜL DİKENİ REİS/KUMANDAN BELLİ… Tabûlar yıkılıyor, Devr-i Saadet yakın. Rozetler takılıyor, gelen gençliğe bakın. Tıpalar...

Büyük Hata/İhânet Olan Bu Karar Düzeltilmelidir!..

BÜYÜK HATA/İHÂNET OLAN BU KARAR DÜZELTİLMELİDİR!.. Dünyanın en büyük ve uzun ömürlü imparatorluğu Osmanlı’nın son...

Fatihin Sembolü Kelepçeli Ayasofya, Ne Zaman İbâdete Aılacak?…..

İBÂDETE AÇILACAK?….. “Papazlar kaldırırken kadehleri Şerefe, Ayasofya’da maznun Minber ile Şerefe.” Beyitinde acı bir gerçek...

Tabular Yıkıldı, Keller Göründü…

GÜL DİKENİ RÜZGÂR EKEN Rüzgâr eken kimseler, Fırtınalar biçerler. Bilinmeyen Nesneler, “Boş ver” deyip geçerler....

“İstanbul Sözleşmesi” Bir Zina Tuzağıdır!

GÜL DİKENİ ÂR İLE HÂYAMIZ Âr ile Hâyamızı, kapı ardına koyduk. Utanma nedir bilmez, bu...

Yazıya Yapılan Yorumlar

  1. Bugün huzuru kalp ile namaz kılıyor, duamızı yapabikiyor, camileri tıklım tıklım doldurabiliyor ve namustan, ahlaktan, şereften, onurdan, özgürce bahsedebiliyorsak ATATÜRK ve silah arkadaşları sayesindedir. Deve sidiğini şifa sayan zihniyet değildir .