Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Özgür


17 Mayıs 2020 00:02

3 Yorum

Kendimizi iyi hissetmemizin ilk kuralıdır “Özgür Olmak”.

Anne karnından ilk çıktığımız andan itibaren kundaktan, bebek yatağımızdan ve odadan firar etmeye çalışırız, evin otoritesine kafa tutar isteklerimiz olmazsa yaygarayı basarız. Oysa sadece, özgürce dolaşmayı, ihtiyaçlarımızın karşılanmasını, güvenli ve huzurlu uyumayı istiyoruzdur.

TDK resmi sitesinde sıfat olarak tanımlanan “ÖZGÜR” kelimesi, herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya, şarta bağlı olmayan; kendi kendine hareket etme, davranma, karar verme gücü olan; yabancı bir gücün etkisi altında bulunmayan; tutuklu olmayan, serbest, başkasının kölesi olmayan; siyasi bir güç tarafından denetlenmeyen, engellenmeyen; bağımsız, hür şeklinde açıklanıyor. İronik olan ise şu; tarif edilen her şey kurallara bağlı demektir ve zaten bir sınırı vardır.

Dünden bugüne insanoğlunun uğruna nice mücadeleler ve savaşlar verdiği “özgürlük” yeryüzünün zirvedeki popüler kavramlarından biri. Ancak, öylesine farklı versiyonları var ki, en az “aşk” kadar kişiye ve duruma özel karşılık buluyor. İnsanoğlu önce bedensel, sonra zihinsel, son olarak da ruhsal özgürlüğünü önemsiyor. Temelde ise özgürlüğümüzün sınırları “bizim sınırlarımız”la belirleniyor.

Bizim sınırlarımız!

Sosyal ve siyasal sınırlarımız: Hangi bireylerle nerede olduğumuz, hangi ailede, evde, sokakta, mahallede, okulda, şirkette, şehirde, ülkede yaşadığımız…

Zihinsel ve düşünsel sınırlarımız: Algıladığımız dünyamızda neleri deneyimlediğimiz, görüp, okuyup, izleyip, nelere dokunarak, neyin sesiyle, tadıyla, kokusuyla yaşadığımız…

Ruhsal ve duygusal sınırlarımız: Yaşama kattığımız bireysel özümüz, öz benliğimizin bilinç, bilinçaltı, duygusal ve ruhsal deneyimleri ve bunlardan damıttığımız tüm tekâmülümüz ya da travmalarımız…

Fiziksel anlamda, kendi bedeninde varoluşunu bulan, kendini bilen ve kendine yeten birinin özgürlüğe yaklaşımıyla, dünyayı ayakları altına alsa da gözü dışarda olan, evrenin boşluğunda bile kısıtlanmış hisseden birinin yaklaşımı farklı olabiliyor. Zihinsel anlamda, kimileri soyut dünyasında sınırsızca uçabildiğini düşünürken, bilinçaltına yerleşen kuralların görünmeyen sınırları bazı insanları öylesine etkiliyor ki “hayalleri” bile olamıyor. “Özgürce düşünebilse” bile tamamını olduğu gibi ifade edebilmesi mümkün olmuyor.

Carl Gustav Jung der ki: “Kendi kalbine bakamayanın yaşamı bulanıktır; kendi yüreğine bakabilme cesareti gösterenler gönlünün muradını keşfedenlerdir. Dışarıya bakan rüya görür, hayal dünyasında kaybolur; içeriye bakan uyanır, kendini keşfeder.”

Yarattığımız tüm sınırlar zihnimizdedir aslında… Ve orası hepimizin en az bildiği yerdir!

Kendi içinize, dışınıza bir bakın; sınırlarınıza bakın!

Sevdiklerinize ve nefret ettiklerinize bakın!

Cesaret ve korkularınıza bakın!

Elinizde olanlara ve ihtiyaç duyduklarınıza bakın!

Nelere bağımlı olduğunuza bakın!

Yaşamımızın uzunluğunu mu genişliğini mi esnetiyoruz?

Her kaçtığımız hücreden daha büyük bir hapishaneye ya da Matrix’e mi giriyoruz?

Gerçekten özgür müyüz?

 

Okunma Sayısı: 326

Yazarın Diğer Yazıları

Atiye

Her sır açığa çıkmak için çağrısını bekler. “Hepimiz İlahi Planın Parçalarıyız. Hepimiz Birbirimizin Devamıyız. Sen...

Dünyanın Uyanışı

Düşmekten beterdi düşünmek  “Oku daha doğmamış günleri bulacaksın. Oku geleceğin evladı. Oku ve sana çok...

Yalnız Seni Arıyorum

Orhan Veli’den Nahit Hanım’a Mektuplar Hiçbirine bağlanmadım Ona bağlandığım kadar. Sade kadın değil, insan. Ne...

Sosyal İkilem

Var Olmanın Dijital Ağırlığı! “Ölümlülerin hayatına giren tüm büyük olaylar Beraberinde lanet getirir” Sophocles Klavyeli...

Ezelden Ebede

“Beni görmek demek  mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu...

Yazıya Yapılan Yorumlar

  1. Tuğba ZENGİN dedi ki:

    İlknur Hanım, Özgür başlıklı yazınızı keyifle okudum. “Yaşamımızın uzunluğunu mu genişliğini mi esnetiyoruz?” Vurucu bir cümle olmuş gerçekten. Uzun yaşamaya öyle odaklanıyoruz ki ve geleceğe, plan yapmaya; içinde bulunduğumuz anı unutuveriyoruz. Halbuki yaşam denilen serüven şimdilerin arka arkaya gelmesi değil midir? Yaşadığımız anları doyasıya yaşasak belki genişleyecek anlar, geniş bir ferahlık saracak içimizi ve daha engin bir farkındalık düzeyine çıkacağız. O yüzden ben oyumu yaşamı genişleterek esnetmekten yana kullanıyorum.

  2. İlknur hanım asla özgür değiliz. Özgürlük yolunda aldığımız onca mesafeyi ne yazık ki son 20 yılda kaybetmiş durumdayız. Özgürlük tabii ki sınırlıdır amma birilerinin kendi sınırını habire genişletmesi, bunda ısrar etmesi (!) diğerinin özgürlüğünü kısıtlamakla kalmıyor, YOK ediyor. Hem de göz göre göre. Gözünüzün içine baka baka….

  3. Sevgili Tuğba Hanım ve Mustafa Kemal bey depğerli yorumlarınız için çok teşekkür ederim.

    Mutlaka biliyorsunuzdur bu hikayeyi ama ben yine de buraya bırakıyorum 🙂

    İncitmeyecek kadar uzak,üşümeyecek kadar da yakın olabilmek…

    Eski zamanların dondurucu bir kışından bütün hayvanlar çok etkilenmiş, büyük kayıplar vermişler.

    Ama en çok kayıp veren kirpilermiş.

    Çünkü onların pek çok hayvan gibi kalın kürkleri yok, kendilerini sıcak tutması zor olan dikenleri var. Bu durumdan en az zararla kurtulmak için kirpiler meclisi toplanmış,çözüm aramaya başlamış.

    Tartışa tartışa,nihayet gece olunca tüm kirpilerin bir araya
    toplanmasına,birbirlerine yakın durarak geceyi geçirmelerine karar verilmiş.

    Böylece kirpiler birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak,aralarındaki
    hava tedavülünü önleyerek donmaktan kurtulacaklarmış.

    İlk geceki deneyimlerinde bunun işe yaradığını görmüşler.
    Ama başka bir problem çıkmış ortaya.
    Üşüyen kirpiler birbirlerine fazla yaklaştıklarından yaralanmalar gerçekleşmiş.

    Daha sonraki gece yaralanma korkusundan birbirlerinden uzak durmuşlar ama bu
    seferde donmalar meydana gelmiş.

    Ne var ki, her gece kah uzaklaşa kah yakınlaşa, deneye yanıla birbirlerinin
    vücut sıcaklığından yararlanacak kadar yakın,ancak birbirlerini incitmeyecek
    kadar uzak durmayı öğrenmişler.

    Genişliğin ve uzunluğun, yakınlığın ve uzaklığın göreceli olduğunu, bir çok farklı boyuttan ele alınabileceğini bilecek kadar “hamlığımızı” attık ama hala pişiyoruz 🙂

    sevgilerimle