Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Ötekini Anlamayan Bir Toplumun Çocukları Olmak…


19 Temmuz 2009 00:03

Yorum Yapılmamış

Ne Büyük Trajedi!

Ötekinin acısını anlamayan, ötekinin duyarlılığının farkında olmayan, ötekini hissetmeyen, ötekini önemsemeyen… ötekinin de kendisi gibi hakkı olduğunu bilmeyen, ötekinin de insan olduğunu gör(e)meyen, ötekinin de kendisinin gibi inancı, etnik farklılığı, farklı bir dil konuştuğunu görmeyen, ötekinin de adalete, hukuka, demokrasiye ihtiyacı olduğunu fark edemeyen, ötekini sadece kendi haksızlığa uğradığında yanında görmek isteyen ancak öteki haksızlığa, adaletsizliğe, zulme, hukuksuzluğa uğradığından onu hissetmeyen, aksine ‘oh oldu’ diyen, ötekinin de kendisi gibi hakları olduğunu ve kendisinin haklarının korunmasının yolunun ötekinin haklarının korunduğu; adaletli, eşit ve evrensel bir hukuk sisteminin kurulmuş olmasından geçtiğini anlamayan bir toplum ve bireylerden oluşmak ne büyük bir acı.

Bu toprakların çocuklarının asıl sorunu,
ötekini anlamamak

Ötekilerle insan olduğumuzu fark edememek, ötekilerle zenginleştiğimizi görememek, ötekilerin acılarına duyarsızlaşmak, ötekilerle dünü, bugüne ve geleceği konuşamamak ne büyük trajedi.

Ötekiler olmadan bizim olamayacağımızı anlayamamak, ötekiler sayesinde kendi eksikliklerimizi tamamladığımızı bilememek…

Evet, bu ülkenin temel sorunu ötekini anlamamak… Kendi acımıza karşı toplumdaki ötekilerin duyarlı olmasını istiyoruz. Ancak ötekilerin acısına karşı duyarsızlaşıyoruz ve önemsemiyoruz.

Binlerce inanan insan nasıl yakmak için
zıvanadan çıkabiliyordu?

2 Temmuz 1993’de Sivas Madımak Oteli’nin önünde on binlerce bu ülkenin yurttaşları, yine bu ülkenin yurttaşlarını yakmak için toplandılar. Derin devletin organizasyonu olduğunu bugün o kadar açık ki… Derin devlet nasıl oluyor da, binlerce insanı bir otelde kalan insanları yakmak için harekete geçirebiliyordu? Asıl sorgulanması gereken bu değil miydi?
Otelin önünde toplanan binlerce insan hem  Müslüman’dı hem muhafazakârdı hem de milliyetçi olarak kendilerini nitelendiriyorlardı? Ve binlerce insan öteki diye gördüğü insanları yok eden, bir yerlerden organize edildiği açıkça belli olan bir katliamda rol alabiliyorlardı? Nasıl oluyor da binlerce insan aynı toprakların çocukları için yakmak ve linç girişiminde bulunabiliyorlardı? Nasıl oluyordu da 33 insan orada yanarken, insanlıktan çıkmış bir şekilde seyredebiliyorlardı? Ve evlerine döndüklerinde nasılda mutluydular, kim bilir? 33 insanın yakılmasını nasıl da çocuklarına anlatmışlardı?
Daha derin sorgulanması gereken bir gerçeğimiz yok mu? Nasıl insanlarız biz? Konuşmayacak mıyız? Farkında değil miyiz? Trafikte kendimize göre yanlış yaptığına inandığımız bile bir tek insanın üzerine bile sopalarla yürümüyor muyuz? Anasından emdiği sütü burnundan getirmiyor muyuz?

Bu toprakların övündüğü
insani değerler kocaman bir yalan

Ve orada yakılarak öldürülen insanlar Aleviydi. Sivas’ın ve bu toprakların çocuklarıydı. Nasıl oluyordu da, kendisine Müslüman ve Sünni diyen bir inancın çocukları, kendi inançlarının farklı yorumuna sahip, yaratana inananları (inanmasalar ne olurdu ki) yakabiliyorlardı? Ve en önemlisi aynı topraklarda bu girişimi kaç defa yapmışlardı?
Ve bu toprakların çok hoşgörülü(!) olduğu söylenen çocuklarının böyle ne çok günahları vardı. Tarihimize baktığımızda ne çok Sivas Madımak gibi günahla doluydu bu toplum… Yalandı hoşgörülü olduğumuz, yalandı güçsüzü koruduğumuz, yalandı yoksulu sevdiğimiz, yalandı farklı olanı sevdiğimiz, yalandı azınlık olanı koruduğumuz, yalandı yalandı yalandı övündüğümüz değerlerimiz… Yalan söyleyerek, vicdanlarımızdaki suçluluğumuzu ve gerçek kişiliklerimizi saklıyorduk.

Bakın tarihimize göreceksiniz içimizdeki şiddeti… Bırakın tarihe bakmayı, hemen şimdi bakın içinize; beğenmediğimize, kızdığımıza, bizim gibi düşünmeyene, inanmayana, konuşmayanlara karşı nasıl şiddet sever olduğumuzu, nasıl onu yok etmek için yanıp tutuştuğumuza…

Derin organizasyonlara kızgınlığımızda yalan,
yanıp tutuşuyoruz içinde yer almak için

Derin organizasyonlar, derin duygularımızın, derin zihniyetlerimizin üzerinde büyüyorlar. Derin organizasyonlar, derin şiddet duygularımızın üzerinde yükseliyorlar.

Derin organizasyonlar, içimizde derin olmak için yanıp tutuşan derin kişiliklerimizin üzerinde insan devşiriyorlar.

Derin derin derin şiddet severler, derin ötekini sevmeyen, ötekinden nefret eden faşist zihniyetlerimizin üzerinde kendilerine taban buluyorlar.

İşte bu derin organizasyonları çözmenin ve tasfiye etmenin yolu birbirimize yaptığımız; “Türk’e Türk propagandası” ile değil derin hukuk, derin insan hakları, derin adalet ve derin demokrasi, derin evrensel hakları bu toplumun genlerinin derinlerine yerleştirmekten geçiyor.

Esenyurt’ta 2 Temmuz tarihinde neden
sabah kahvaltısı düzenlendi?

Neden bu satırları yazıyorum biliyor musunuz? Geçtiğimiz günlerde Esenyurt’ta il derneklerinin organize ettiği; kaymakam, belediye başkanı, emniyet müdürünün de katılacağı bir kahvaltılı basın toplantısı düzenlenmişti. Toplantıyı birkaç nedenden dolayı merak ettim. Bir, toplantı neden 2 Temmuz tarihinde yapılıyordu ve kimsenin gündeme getirip getirmeyeceğini merak ediyordum. İki, belediye başkanı, kaymakam ve emniyet müdürünü üçü olarak katılacağı ilk toplantıyı görmek istiyordum. Üç, il dernekleri neden Esenyurt’ta birlik oluşturmuşlardı?

Ötekiler içinde;
ayrımsız eşit adalet istemini yükseltebilmek

Ve inanın toplantıda şunu gördüm. Ne bu toplantının yapılmasını isteyen il derneklerinin yöneticilerinin 2 Temmuz diye bir duyarlılığı vardı ne de toplantıyı organize eden belediye başkan yardımcısının. İnanıyorum ki, bir kişi bile belediye başkanını uyarsaydı toplantı bir gün öncesi ve sonrasında yapılırdı.

Belediye Başkanı Necmi Kadıoğlu’na, neden 2 Temmuz’da toplantının yapıldığını sorduğumda önce şaşırdı sonra gazetelere yansıyan sözleri söyledi. Söylediklerinin altına imza atıyorum. Ancak şunu ifade etmek istiyorum. Kendimiz için önemli gördüğümüz acılı günlerimizde nasıl duyarlı oluyorsak, ötekilerin acılarının olduğu günlerde de duyarlı olmak zorundayız.

Alevilerin dostu olmak, onları anlamak, onların yanında olmak basit bir duyguyu hayata geçirmekle mümkün diye düşünüyorum. Sonrasında arkası gelecektir.

O duygu ne mi? Ötekinin de benim gibi hakkı olduğunu bilmek ve onun hakkını kendi hakkım gibi talep edebilmek.

 Herkes için; ‘ayrımsız eşit adalet’ diyebilmek…

Okunma Sayısı: 67
Kategori: Ali TARAKÇI
Etiketler: , , , ,

Yazarın Diğer Yazıları

“Dünyanın en Devrimci ülkelerinden Birisi Olan Türkiye” En Devrimci Evladını mı Yedi?

Türkiye’de yapılanlara devrim ve bu devrimin liderinin de Erdoğan olduğunu söyleyen Berat Albayrak’ı bizzat devrimin...

Devletten Birazcık Akıl ve İzan Beklemek Nafile Bir Çaba mı?

Devletten birazcık akıl ve izan beklemek nafile bir çaba mı?’ Yüzsüz oyunu İtalya’yı anlatıyor, devletimiz...

Erdoğan Giderse Ne Olur?

Erdoğan giderse Türkiye Suriye’den çekilir. Erdoğan giderse FETÖ yeniden devlet olur. Erdoğan giderse APO affedilir,...

HDP’ye Kobani Operasyonları; Geçmişle ‘Hesaplaşma’ Vakti!

Neden böylesine bir dönemde HDP eski ve yeni yöneticilerine operasyon yapıldı? Kobani olayları nedeniyle yapılan...

CHP’Deki Bu Tartışma Kime Yarar? Vatandaş Kendi Derdine Yanar…

Vatandaşın tüketici kredisi ve kredi kartı borçları toplam 720 milyara yükselmiş. Açlık sınırı 2 bin...