Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Kurbağaya, Kurbağa Prense ve Prensese Dair…


14 Nisan 2010 00:03

1 Yorum

Bildiğimiz, bildiğimizi zannettiğimiz şeyler aslında birilerinin bize bildirdikleridir. Genelde inanır geçeriz çoğu şeyi, ince eleyip sık dokumayız. Söze dayalı bir kültürden geldiğimiz halde görüntünün baskısı, sözü kelamı kovması gibi bir süreci yaşıyoruz. Elimden geldiği kadarı ile söze “söz hakkı” tanımaya çalışıyorum.

Kurbağa Prens… nice genç kızın kadının hayatını kaydıran bir masal… masallıktan çıkarılan aslından başka bir şeye dönüştürülen bir masal. Hollywood eline düşüp, sözden görüntüye aktarılınca neler oldu sorusunun peşine düşelim bakalım. Prenses kurbağayı öper… kurbağa yakışıklı bir prense dönüşür evlenirler mutlu olurlar… happy end…

Film haline getirilen sonrasında da çocuk masalı olarak yutturulan masalın orijinaline kısaca göz atacak olursak: Canı sıkılan bir prenses elindeki altın topu ile her gün sarayın yakınındaki bir ormana gider, oradaki bir kuyunun yakınındaki ıhlamur ağacının altında elindeki altın topu havaya atar tutar… oyun oynar vakit geçirir. Günlerden bir gün altın top havaya zıplar ancak eline düşmektense yuvarlanıp kuyuya düşer. Prenses ağlamaya başlar, bir ses duyar, neden ağladığını soran bir ses. Prenses bakar ki “kocaman kafasını sudan kuyudan çıkarmış suratsız bir kurbağa”dır konuşan. “ah ben ağlamayayım da kimler ağlasın… topum kuyuya düştü” üzülmemesini söyler kurbağa topu kuyudan çıkaracaktır. Ama karşılığında ne verecektir prenses? Ne isterse verebileceğini söyler prenses “giysilerimi mi istersin, incilerimi mi, mücevherlerimi mi…” kurbağa ise “ giysilerin inci mücevherlerin senin olsun, sen yeter ki beni sev, beni arkadaş edin kendine, yanından ayırma! Yemek yiyeceğin zaman beni kaldır yanına oturt, senin altın tabağından yemek yememe, senin bardağından su içmeme, senin yatağında uyumama izin ver, başka şey istemem. Bunları yapacağına söz ver ben de kuyuya dalıp senin altın topunu alayım” demiş. Prenses kurbağaya istediği her şeyi yapacağını söylese de içinden “ Şu sersem kurbağanın söylediklerine de bak! Kendi gibi kurbağaların yanında suyun içinde yaşar o, hiç insanla arkadaşlık edebilir mi?” der.

Kurbağa kuyudan altın topu alır prensese verir. Prenses topunu alır almaz havada ata tuta saraya doğru yollanır. Kurbağa arkasından “ dur beni bekle ben senin kadar hızlı gidemem” dese de prenses hiç oralı olmaz…

Yemek zamanı sarayın kapısından içeri girer kurbağa prensese neden kendisini beklemediğini sorar. Kral neler olduğunu sorunca da prensesle olan konuşmalarını anlatır. Kral söz verilmişse tutulması gerektiğini söyler. Kurbağa masaya çıkar prensesin altın tabağından yemek yer, su bardağından su içer… gece olunca da prenses istemese de kral babası tekrar sözünü hatırlatır… bu durum üç gece devam eder. Üçüncü gecenin sabahında… prenses uyandığında başucunda yakışıklı bir prens bulur. Prens bir büyücü tarafından nasıl büyülendiğini… büyüden kendisini ancak bir prensesin sevgisinin kurtaracağını… şimdi büyünün bozulduğunu… söyler. Kral babaya gider kızı ister; alır götürür memleketine… onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine gökten üç ayva düştü artık kime nasipse v.s

Atlayarak kısmen yazmış da olsam; masalın genel serencamı böyle. Öpülen bir kurbağa yok gördüğünüz gibi. Bir kurbağanın “beni kötü bir cadı büyüledi, öp beni de prens olayım” olayı da yok. Öyleyse… kızlarımız neden buldukları her kurbağayı öpme, bir öpücükle kurbağayı prense çevirme hayalleri kurarlar?

İlla da kurbağa prens sahibi olmak isteyen prenseslere ne denebilir… kısaca şöyle bir şeyler…

Öncelikle sizin için değerli olan bir şeyi kaybetmeniz lazım. Ve onun bir kurbağa tarafından bulunması lazım. Kaybettiğiniz kimliğiniz olabilir, hayalleriniz olabilir, yaratıcı gücünüz olabilir, bir şekilde “gerçekten” sizin için en önemli şey neyse… onun kaybı ve bulunması söz konusudur. Kurbağa ile biraz zaman geçirmeniz lazım. Ancak ondan sonra “kurbağa” prense dönüşür.

Prenses masaldan anladığım kadarı ile büyümemiş olgunlaşmamış çocuk kalmış bir genç kız. Tavır davranışları ve düşünce tarzı ile bariz belli ediyor kendini. Biraz büyümüş olsa ruhen ve zihnen… ilk anda şu soruyu sormalı: “ kurbağalar konuşmaz, ‘tamam ben bir masal kahramanıyım ve bir masalı yaşıyorum’ ( komik olurdu değil mi bunu demesi… masal kahramanı değil o gerçek bir karakter… ona masal karakteri diyen bizleriz) bu kurbağa konuştuğuna göre… sanırım garip bir şeyler var burada. Farklı bir durum var.” bunu düşünmez bile. Aklı fikri kuyuya düşen toptadır.

Yerine getirmeyeceği sözler vermekte üzerine yoktur. Bariz şekilde “yalancı” olduğunu söyleyebiliriz. Kral babası olmasa… sanırım evde kalacaktır: )

Üç günün sonunda büyünün “son kullanım tarihi” dolduğu için büyü bozulmuştur. Prens “bir prensesin ilgisi ve sevgisinin” kendisini tekrar insana dönüştüreceğini “zannederek” prensesin altın topunu kuyudan çıkarmıştır. Oysa onu insana dönüştüren tekrardan insan eden “true love’ın gerçek öpücüğü” filan değil; insanlarla biraz zaman geçirmek, tabaktan yemek yemek, bardaktan su içmek, yatakta ya da yastıkta yatmaktır sadece.

Hazır insan olmuşken, masalın girişinde anlatıldığına göre “dünyalar güzeli” bir prenses de bulmuşken; bu kadar macera yeter, evlenip çoluk çocuğa karışayım filan demiştir. Görünüşe göre prenses hala yaşadığı “olağanüstü” deneyimin onu büyüten “erginleştiren” bir sürecin içinde olduğunun farkında olmadan, yetişkin bedenli çocuk akıllı olarak evlilik teklifini kabul eder. Kabul etmesinde en büyük etken muhtemelen karşısındaki insanın bir prens olması… şatosunun sarayının filan olması… para pul v.sdir… hadi biraz yumuşatalım; davul bile dengi dengine… prensese de prens yakışır v.s

Kral baba… durumun farkında olan tek insan. Kızına verdiği sözde durmasını söyleyerek kızına “büyüme” fırsatı tanımış, kızı bu durumu anlayamamış olsa da… neticede görünüşe göre hep “çocuk akıllı” kalacak kızına da ( kurbağaya filan dönüştüğüne göre) gün görmüş, feleğin sillesini yemiş, bu yüzden de maceraya filan atılmayacak “evinin erkeği” olacak bir koca bulmuştur. Kızı “çocuk akıllı” olmasa; muhtemelen prensi bir köşeye çekip “evladım de bakalım ne yaptın da seni kurbağaya çevirdiler? Haksızlığa mı uğradın yoksa hak ettin mi, bilelim öğrenelim” derdi muhtemelen…

En azından masalın sonuna bir şey demeden geçelim. Mutlu mesut yaşasınlar masallar aleminde gökten başımıza ayvalar düşsün, kerevetlerde oturup hasbihal edelim. Değilse bu evliliğin sonunu “pek de” hayırlı görmüyorum.

Filmlerden aklımızda kalan durumun “saçmalığına” birkaç kelam yeter. Bir kurbağa “ beni kötü bir cadı büyüledi, aslında ben bir prensim, beni öpersen tekrar prens olurum” der mi? diyemez. Öncelikle bu büyünün mantığına masalın ve hakikatin mantığına ters. Eğer ki filmlerde söylendiği gibi “ gerçek aşkın ilk öpücüğü”nü filan arıyorsak; içinde bulunduğu durumu söyleyememesi anlatamaması lazım öncelikle. Bunu söyleyebiliyorsa, herhangi bir prensesin ya da herhangi bir kızın öpmesi yeterlidir. O zaman da kurbağa da prenses de gayet genel tanımlı olurlar, bir özellikleri olmaz, masal masal olmaz… bir başka nokta ise… kurbağalar konuşmaz. Gerçekten konuşmaz konuşamaz, iş olsun diye söylemiyorum. Büyücü prensi sadece “şeklen” kurbağaya çevirmiş. Özünü ruhunu v.s insan olarak bırakmış. Tümden kurbağaya çevirse; ancak vraklar ondan ileriye gidemez… bir hint efsanesinde kendini dişi domuza çeviren bir tanrıça anlatılır… ( belki de tanrı erkek domuz olmuştur ne fark eder) evrenin düzeni bozulur da bir türlü tekrardan tanrı/tanrıça olmaya ikna edemezler… ( domuz işte… domuzluk yapıyor!) tanrı yada tanrıçalardan birisi nasılını unuttuğum bir şekilde eski haline döndürdüğünde… sorarlar “nasıldı domuz olmak?” anlatamaz bile. Aynı anda hem tanrı/tanrıça hem de dişi/erkek domuz olmamıştır çünkü… bir halden diğerine geçmiştir.

Kurbağa prensi ve prensesi kendi hallerinde bırakalım yazının sonunda kurbağalar arasında anlatılan bir masalı sizinle paylaşayım…

Bir zamanlar kurbağalar sessiz sakin yaşarlarmış… ta ki bir gün kötü bir büyücü onlara büyü yapana kadar… büyü de şuymuş… bir prenses tarafından öpülerek insana çevrilmek… o zamana kadar sessiz sakin yaşayan kurbağalar o günden sonra sürekli bağırır olmuşlar… ne mi diyorlarmış? “ Tehlikenin farkında mısınız ey kurbağa milleti… kaçın insan kızından. Sizin cinsiyetinize bile bakmadan alayınızı birden öperler de insan olmak zorunda kalırsınız… uyanın, uyanık kalın ey kurbağa milletiiii!!!”

Okunma Sayısı: 222
Kategori: Ramazan DOYUK

Yazarın Diğer Yazıları

Kes Traşı!

Zaman Makinesine bindik; ve gittik Milattan önce yüz yılına… Günlerden… Günü bilmiyoruz ama güneş tepemizde…...

Bayan Öğretmenden Az Kullanılmış İkinci El Hikayeler

 Lise talebesi, araba tutkunu… hayatta en sevdiği şey belki de arabalar. Çocuk yaştan itibaren araba...

Kelebek Konsun Dudağıma.

Dün akşam yatsı namazı için camiye gittim. ( Akşam ve yatsı şimdilik, inşallah 5’e doğru...

2015’de CHP % 85 Oyla İktidar

BAR(!) Stratejik Düşünce Üretme Merkezi “muhtemel” 2015 Genel Seçim sonuçlarını açıkladı. Buna göre: CHP %...

“13’ün Uğursuzluğu” ya da…

“13’ün Uğursuzluğu” ya da “Seni Leylekler Getirdi Yavrum” Bir varmış bir yokmuş… Evvel zaman içinde...

Yazıya Yapılan Yorumlar

  1. Hazal Seyitoğlu dedi ki:

    Facebook bağlantına yaptığım yorumu buraya da eklemek istedim. Bana çok mantıklı geldi. Hiç öpüşme ile ilgili birşey olmadığı halde orijinal masalda sonradan “kurbağayı öpme nereden çıktı”ya takıldım. Bu bir empoze olabilir. Ahlaki bazı değeri kaldırıp yerine cincel dürtülerin ön plana (masum bir öpücükle) çıkarılması olabilir bilinç altına işlenen! Sonuçta kurbağanın istediği orijinal hikayede nedir? Birlikte küçük de olsa hayatın bir bölümünü paylaşmak ve bu paylaşımda tensel bir temas masum da olsa küçük bir öpücük yok öyle değil mi? Bir parça yeşil noel babaların coca cola için bir gecede kırmızıya dönmesi gibi bir mantık var sanıyorum altında…