Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Kur’an Tarihi ve Taraf’ın Oryantalizimi (II)

Selami SAYGIN

29 Eylül 2011 00:00

Yorum Yapılmamış

657’de günümüzdeki Irak Suriye sınırına yakın bir yerde, Sıffın diye adlandırılan bir yerde Hz. Ali ve Muaviye taraftarları arasında meydana gelen “Sıffın Savaşı” diye bilinen olayın sonunda, yenilmek üzere olan Muaviye taraftarlarının ön cephelerinde bulunan askerlerinin mızraklarının ucuna Kur’an sayfaları taktırarak, Hz. Ali’nin tarafını savaşı durdurmaya, aradaki anlaşmazlık konusunun “Kur’an’ın hakemliğinde” çözülmesini teklif ettikleri bilinmektedir. Her ne kadar Hakem Olayı da denilen bu olay Kur’an’ın Hakemliğinde sonuçlanmamış olsa da o dönemde yazılı Kur’an sayfalarının, nüshalarının yaygınlaştığı, savaş alanlarında bile askerlerin elinde az çok bulunduğunu göstermesi bakımından dikkat çeken bir örnek olaydır. Dönemin Müslümanları yazı nedir bilmez değillerdi. Kur’an’ın yazılı şeklini hiç bilmez, görmez ve okumaz durumda değillerdi.

Kur’an’ın cemi konusunda olup bitenler yukarıda üç şekilde (Hz. Muhammed, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Osman dönemlerinde yapılmış olanlar) özetlenmişti. Bu çalışmaları takip edenler ise Emevi ve Abbasi dönemlerinde görülmüştür.

Kur’an’ın yazılması hakkında dikkat çeken bir gelişme de Emeviler döneminde yaşanmıştır. Emeviler Arapçayı bir çeşit resmi dil haline getirmişlerdi. Ancak Emevilerin sınırlarının Maveraü’n-Nehir’den İspanya’ya kadar genişlemiş olması, Emevilerin yönetimi altında bulunan Arapların bile farklı lehçeleri nedeniyle Arapça yazıları değişik okuma, farklı anlamlar çıkarmalarının yanında, Arap olmayan toplulukların Arapça yazıları doğru okuma ve doğru sonuçlar çıkarmada bazı güçlüklerle karşılaşmalarına bağlı olarak, Arap Alfabesinde bazı değişiklikler yapılmasına, Alfabeye günümüzde “hareke” denilen bir takım eklemeler yapılmasına yol açmıştır. Emevi Halifesi Abdülmelik döneminde (M.685-705), Kur’an’ın harekelenmesi fikri ortaya çıkmıştır. Çünkü harekesiz ve bu gün kullanılan başka bazı noktalama işaretlerinden yoksun olan dönemin Arap yazısını, Arapçanın farklı lehçelerini kullanan Araplar farklı okuduğu gibi, Arap olmayan Müslüman topluluklarda aynı şekilde Kur’an’ı farklı okuyabiliyorlardı. Farklı okumalar zamanla ciddi anlam değişmelerine aynı Kur’an ayetlerinin ayrı hükümler ihtiva ettiği gibi kabul edilemez anlayışların, kabullerin oluşmasına yol açabilirdi. Suphi Salih’in konu hakkındaki tespiti ise: “Kur’an yazısının düzeltilmesi bir defada tamamlanmadı. Nesil nesil tedrici olarak, ıslah edilerek düzeltilmiş ve nihayet hicri 3. asırda zirveye ulaşmıştır.”
Bilindiği gibi Arap alfabesi sessiz (ünsüz) harflerden oluşur. İşte bu sessiz harflerin biri biriyle nasıl bağlanacağını tayin edecek işaretler ise “hareke” diye bilinmektedir. Latin alfabesindeki sesli (ünlü) harflerin görev olarak karşılığıdır. Üstün, esre, ötre, cezm ve şedde denilen işaretlerden oluşur. Zannedildiğinin aksine harekeleme, noktalama işaretleri bir kararla bir dönemde oluşmadığı gibi toplumun bütün kesimleri de bunu kabullenmedi. Çünkü Kur’an yazısına yapılacak her türlü eklemeyi, doğrudan Kur’an’a müdahale sayan ve buna itiraz eden toplum kesimleri de hep olmuştur. Noktalamanın yanında, Kur’an surelerinin başlangıcına sure adlarının yazılması, surenin Mekke’de mi Medine’de mi indiğini gösteren Mekki-Medeni kaydının düşülmesi, ayetleri biri birinden ayıracak özel işaretlerin konulması, çok sonraları ayetleri ayıran özel işaretlere numara verilmesi, Kur’an’ın önce otuz cüze (bölüm), sonra her cüzün kendi içinde dört hizbe (parçaya) ayrılması da çok uzun süren bir dönemde peyder pey oluşturulmuştur. Kur’an yazısına bu şekilde ilaveler yapılmasını hoş karşılamayanlar hicri dördüncü yüz yılın sonuna kadar harekesiz şekilde yazılan Kur’an nüshalarını okumaya devam etmiştir. Harekesiz ve noktalamasız eski usulle yazılı nüshaları ısrarla okuma isteği ise şüphesi Kur’an’ı tahriften koruma çabasından başka bir nedenle açıklanamaz. Noktalama, harekelemenin tahrif değil yazı yoluyla Kur’an nesrini koruyacağı kanaati bütün topluma yayılmasından sonra ancak, toplumun her kesimi harekeli, noktalama işaretlerine sahip, hizip ve cüzlere ayrılmış haliyle yazılan nüshaları okumaya başlamıştır.

Matbaanın kullanılmadığı uzun asırlar boyunca İslam toplumunda Kur’an’ı güzel bir yazı (hat) ile yazmak son derece önemli ve değerli bir iş, bir maharet sayılmıştır. Emevi Halifesi Velid (M.705-715/H.86-96), güzel hat/yazısı ile ünlü Halid bin Ebi’l-Hayyac’ı, Kur’an nüshaları yazmak için görevlendirmiştir. Hicri dördüncü yüz yılın sonuna kadar hattatlar (yazıcılar) Kur’an’ı Kufi denilen bir yazı şekliyle yazmaya devam etmiştir. Sonra Kufinin yerini Nesih denilen yazı biçimi almıştır. Nesih yazı biçimi günümüzde de kullanımını sürdürmektedir.

Matbaa yazısı ile Kur’an’ın basılması uzun asırlar ihmale uğramıştır. Hinkelmann tarafından ilk defa 1694’te matbaa yazısı ile Kur’an bastırılmıştır. Bir Müslüman olan Mevlay Osman tarafından 1787’de Rusya’da Saint-Petersburg şehrinde matbaa yazısı ile Kur’an bastırılmıştır. Tahran’da Kur’an’ın matbaada taş baskısı 1828’de yapılmıştır. İstanbul’da ise ilk defa 1877’de Kur’an matbaada bastırılmıştır.

Kıraat kelimesinin karşılığı ise doğrudan “okuma” veya okuma biçimi demektir. Kur’an’ın içerik olarak korunması elbette o içeriği kapsayan bir şeklin ve onun nasıl okunacağının da bir kurala bağlanması ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Çünkü Kur’an yazısının, noktalama, harekeleme gibi bazı ilavelerle zenginleştirilmesine, herkesçe aynı şekilde anlaşılması çabasının yanında, o yazılı şeklin de belli bir kurala göre okunması kaçınılmaz olmuştur. Kur’an’ın “yedi harf” üzere indiği, farklı okumaların keyfi ve kural tanımaz bir şekilde okunmasını ortadan kaldırmıştır. Örnek olarak, Fatiha suresinde yer alan “maliki yevmi’d-din” (din gününün sahibi) ayeti aynı zamanda “meliki yevmi’d-din” (din gününün sahibi) şeklinde de okunmaktadır. Kıraat farkı böyle bir farklı okuma biçimidir. Ancak anlam farklılığına yol açmayan bir ayrı bir okuma biçimidir. Nasıl ki konuşma insan cinsinin bir iradi tasarrufu ise kıraatte aynen öyledir. Çünkü gelişi güzel çıkan her ses veya gürültü, şamata konuşma sayılmaz. Seslerin konuşma sayılması, onların ancak bir kurala veya kuralara bağlı olarak söylenmesine bağlı olması gibidir kıraat. Oda gelişi güzel ve kural tanımaz bir şekilde rast gele bir okuma biçimi değildir. Kur’an’ın bir düzene, bir sıraya (tertil) bağlı olarak okunmasıdır. Kur’an’ın tıpkı yazılmasında, harekelenmesinde görülen tedrici çaba kıraatinde de görülmüştür. Kur’an’ın “yedi harf üzere indiği” görüşü yedi kıraatin kabulüne yol açmıştır. Ancak günümüze kadar ulaşabilen kıraatler ise, Ebu Amr Nafi ve Asım kıraatidir.

Günümüzde Kur’an surelerinin farklı şekilde sıralandığı üç ayrı Kur’an baskısı vardır: Hz. Ali, Hz. Osman ve Abdullah İbni Mesut. Bunların arasında Hz. Osman mushafı diye bilinen Kur’an, onun Halifeliği döneminde Zeyd bin Sabit başkanlığında kurulan ve Kur’an’ı çoğaltmakla görevli olan komisyonun sıralaması ve yazmasıdır. Ancak komisyonun görevlendirilmesi Hz. Osman dönemine (M.644-656) tekabül ettiği için o Mushaf; Hz. Osman Mushafı diye bilinmektedir. Dikkat edilirse, Hz. Osman’a, Hz. Ali’ye ve Abdullah İbni Mesut’a nispet edilen Kur’an’larda surelerin sıralaması dışında bir değişiklik yoktur. Bu durum ise ayetlerin hangi surede ne kadar sayıda yer alacağının tevfiki, buna karşılık surelerin sıralamasının nasıl yapılacağının ise içtihadi olduğunu kuvvetlendiren bir sonuçtur. Hz. Ai taraftarlarının Hz. Osman’a muhalif oldukları bilinmektedir. Onun hemen her işini şiddetle eleştirmişlerdir. Ancak Kur’an konusundaki tutumu nedeniyle Hz. Osman’ı eleştirmemişlerdir. Daha çok oryantalistlerden kaynaklanan, “Kur’an’da falanca sure eksik yer almış veya fazla yer almış” gibi akıl dışı iddiaların mesnetsizliğine, Şia’nın Hz. Osman Mushaf’ı hakkındaki tutumu, onun doğruluğunu reddetmeyişi de açıklayıcı bir başka örnektir.

İbn-i Batuta (1304-1369) ünlü seyahatnamesinde Hz. Osman’ın okurken şehit edildiği Kur’an’ın Basra’da Hz. Ali mescidinde olduğu görüşündedir. İbn-i Batuta’nın gördüğü Hz. Osman Kur’an’ı günümüzde nerededir? Maalesef bu konu hakkında başka bir bilgiye sahip değiliz.

Ayşe Hür’ün önemli saydığı kanıtlarından birisi de “Sana’da bulunduğu iddia edilen” Kur’an’dır. Aslında bu iddia da yeni değildir. The Guardian gazetesindeki bir yazıyı kaynak gösteren Radikal Gazetesinin 16 Ağustos 1999’da Alman arkeolog Dr. Gerd Puin’e atfen yazılan iddialardır. Adı geçen Puin her ne kadar sonradan böyle bir şey söylemediğini açıklasa bile Salman Rüşdi ekolünün görüşlerine her zaman yer veren batılı yayın organları, farklı görüşlere karşı ilgisiz kalmıştır. Yine Dücane Cündioğlu’nun radikal Gazetesine cevap mahiyetinde 29 Ağustos 1999’da yazdığı yazda Ayşe Hür tarafından kasten görmezlikten gelinmiştir. Gerd Puin’in adıyla gazetelere konu olan iddiaları Ayşe Hür, onların adını anmaksızın sahiplendiği gibi bundan daha da önemlisi Mayıs 1988’de İkibin’e Doğru dergisinde isimsiz olarak çıkan “Asıl Kur’an Yakıldı” başlıklı yazıyı, yine o derginin adını anmaksızın Ayşe Hür’ün sahiplenmesidir. İkibin’e Doğru Dergisinde ki yazıyı kimin yazdığı belirtilmemiştir. Ancak Turan Dursun’un yazmış olması kuvvetle muhtemeldir. Bu yazıda kaynak olarak, Buhari’nin Sahih’i, Celaleddin Es-Sututi’nin El-İtkan, Suphi Salih’in Mebahisü Fi-Ulumil Kur’an isimli kitaplarının Arapça baskılarından fotokopilere yer verilmiştir. Ayşe Hür ise o yazıyı sahiplenip kendi adıyla yeniden piyasaya sürdüğünde adı geçen kitapların Türkçe baskılarını kaynak göstererek, yazıyı kendisine mal etmeye çalışmıştır. Oysa yazı Dr. Gerd Puin gibi bazı önemsiz ilavelerin dışında İkibin’e Doğru dergisindeki yazının tekrarıdır.

Ayşe Hür; Taraf Gazetesi yazarlarındandır. Taraf Gazetesi okuyucu kitlesi kimlerden oluşmaktadır? Kur’an’ı kutsal bilen nice insanların böyle bir gazeteyi siyasi nedenlere bağlı olarak sahiplenmelerine karşılık bu gün “Kutsal Kitaplarının” bu gazete tarafından oryantalist bir üslupla eleştiri ve tahkir konusu yapılması ibretlik bir sonuçtur. Siyasi mülahazalarla arka çıkılan istikameti ne idüğü belirsiz olsa bile kimlikleri malum olan şahısların, Kur’an’ı kutsal bilen çevrelerin de katkısı ile hedef haline getirilmesi sıradan basit bir cehalet olayı değildir.

Ayşe Hür, Türkler Nasıl Müslüman Oldu başlıklı yazısında da açıkça ama saygısızca ve müstehzi bir dille Kur’an ayetlerini eleştirmiştir. Salman Rüşdi’nin Türkiye’deki muadilleri sayılan İlhan Arsel, Turan Dursun vb kimselerin takipçisi olmuştur. Ancak adı geçenlerin bilgi birikiminden yoksun olduğu için olmalı ki onların yazılarını, isimlerini anmaksızın sahiplenmektedir.

Yine bunun yanı sıra “İslam Kaynağı” payesini taşıyan bazı kitaplarda da oryantalistlere malzeme olacak bir takım hurafelerin bulunduğu bilinmektedir. Konuya vakıf olmayan pek çok insanı tereddütlere düşürecek içerikte, biri biriyle uyumsuz uçuk görüşler aynı kaynaklarda bazen yer almıştır. Kur’an’ın asli hakikatiyle içeriği ile bağdaşmayan bu rivayetlerin İslam düşmanları için oldukça değerli bir malzeme olduğu görülmektedir.

S E Ç İ L M İ Ş K A Y N A K Ç A
1-Abdülhamit Birışık, Kur’an/İslam Dininin Kutsal Kitabı, T.D.V. İslam Ansiklopedisi, C.26, Ank. 2002, s.383-388.
2-Adil Kara, Ayşe Hür’den Skandal Yazı, tımetürk.com, 29-08-2011.
3-Ali Ünal, Hangi Kur’an mı? Zaman Gazetesi, 31 Ağustos 2011.
4-Ayşe Hür, Hangi Kur’an? Taraf Gazetesi, 28 Ağustos 2011.
5-Dücane Cündioğlu, Radikal Özür Dilesin, Yeni Şafak Gazetesi, 29 Ağustos 2000.
6-Frantz Buhl, Kur’an, M.E.B. İslam Ansiklopedisi, C.6, İstanbul Tarihsiz, s.995-1012.
7-2000/İkibine Doğru Dergisi, İslam Kaynaklarındaki İddia/Asıl Kur’an Yakıldı, Y:2, S:23, 29 Mayıs 1988.
8-Edward W. Said, Oryantalizm, Çeviren: Nezih Uzel, İrfan yayınevi, İstanbul 1998.
9-Fazlur Rahman, Ana Konularıyla Kur’an, Çeviren: Alpaslan Açıkgenç, Fecr Yayınevi, Ank. 1987.
10-İbn-i Batuta, Büyük Dünya Seyahatnamesi / Tuhafetü’n-Nüzzar Fi Garibi’l Emsar ve’l-
Acaibi’i-Esrar, Çevirmen: Muhammed Şerif Paşa, Sadeleştiren: Mümin Çevik, Yeni Şafak Yayınları, İst. Tarihsiz.

11-İmam Celaleddin Es-Suyuti, Kur’an İlimleri Ansiklopedisi/El-İtkan Fi-Ulumi’l Kur’an, Tercüme Edenler; Sakıp Yıldız-Hüseyin Avni Çelik, Hikmet Neşriyat, İst.1987.
12-İsmail Cerrahoğlu, Tefsir Tarihi, D.İ.B. Yayınları, Ank.1988.
Muhammed Hamidüllah, Kur’an-ı Kerim Tarihi, Çevirenler: Abdülaziz Hatip-Mahmut Kanık, Beyan Yayınları, İst. 2000.

13-Osman Keskioğlu, Kur’an Tarihi, İstanbul 1953.
14-Suphi Es-Salih, Kur’an İlimleri, Tercüme: M. Said Şimşek, Hibaş Yayınları, Konya Tarihsiz.
15-Şinasi Gündüz, İslam’ın Temel Kaynaklarına Yönelik Sorunlu Okuma, tımetürk.com, 1-09-2011.
16-Tayyar Altıkulaç, Hz. Osman’a Nispet Edilen Mushaf- Şerif (2. Cilt), İsam Yayınları,
İst. 2008.

17-Yücel Bulut, Oryantalizm, T.D.V, İslam Ansiklopedisi, C.33, İstanbul 2007, s.428-436.
Muhammed Mustafa El-Azami, Kur’an Tarihi, Çevirenler: Ömer Türker-Fatih Serenli, İz Yayıncılık, İst. 2006.

Okunma Sayısı: 127
Kategori: Selami Saygın

Yazarın Diğer Yazıları

Kadının Yeri Ne Oldu?

İnsan cinsinin yarısı kadınlardan oluşmaktadır. Sırf bu yüzden olsa bile eski çağlardan beri, kadının toplum...

Kerbela Faciası

Kerbela Faciası, bir tarih olayına indirgendiği için mi yeterince anlaşılamamaktadır? Belki bu yüzden...

İç Savaşın Başlaması

Beraberliğin yürümediği durumlarda ayrılık bir çare, bir çözüm olarak görülebilir. Ancak ayrılıkta çoğu kere yeni...

Kalpak

Kalpak’ın siyasi bir kavga aracı olacağını muhtemelen hiç kimse tahmin edememiştir. Onun bir siyasi ideolojinin...

AB Bakanlığı Ne İş Yapar?

Her yıl AB tarafından görevlendirilen birisi Türkiye’deki uygulamaların AB kriterlerine ne ölçüde uyum sağladığına dair...