Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Kaybeden Şehir İzmir

Fırat DURMAZ

29 Temmuz 2012 00:01

Yorum Yapılmamış

İzmir siyaseti hakkında kafama estikçe yazar dururum. Bir çoğunu ise yarın birgün başıma iş açmayım diye karaladığım sayfalarda bırakır hıncımı hain terör mevzularında alırım. Kellemin koltuğumun altında olduğumu bile bile, terörün karnını tıka basa doldurduğu bir şehirde yaşasam bile cesur hallerimi gösterebileceğim bir konunun varlığına sığındığım oluyor. Aslında İzmir siyaseti sözü yanlış oldu galiba. İzmir'in genel durumu desek daha iyi olur sanırım. Yerel yönetimin işini doğru yapmadığı görüşünü ciddi şekilde savunanlardan biriyim. Elbette ki bu benim pencerem. Ve olayları kendi bakış açımla değerlendirerek olaylara boyut kazandırıyorum.
 
Takipçilerimize de farklı bakış açıları sunarak, ideolojileri ardına sığınmalarını bir kenara bırakarak bir de beni dinlemelerini farklı ufuklara göz atmalarını temenni ettiğimi güçlü sesle dile getiriyorum. Geçenlerde İzmir'in yerel basın kuruluşlarından birinin düzenlediği kentsel dönüşüm paneline bildiğiniz üzere Çevre ve Şehircilik bakanı Erdoğan Bayraktar, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım ile birlikte İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu ilçe belediye başkanları ve Ege bölgesinde bulunan diğer illerin belediye başkanlarının da içlerinde bulunduğu zengin bir kadro katıldı. Konu adından da belli olduğu üzere Kentsel dönüşümdü. Ve bana sorarsanız çok geç kalınmış bir zirveydi. Suçu kimde ararsınız? Muhafazakar İzmir'e otobüslerle getirdiği yoksul Doğu ve Güneydoğulu vatandaşları Kadifekale ve İzmir'in diğer çevrelerine yerleştiren merhum İhsan Alyanakta mı, yoksa kentsel dönüşüm projelerini bir türlü onaylamayan hükümet görevlileri mi? Birinci seçenek bir hayli tartışılır. Fakat ikinci seçenek bana tamamiyle politik kokular yayıyor.
 
2002 yılı öncesi kentsel dönüşüm konusunda Cumhuriyet Halk Partisi hangi adımı atmış ta bugün kalkıp hükümetin bu projeleri dolaylı yoldan askıya aldığını iddia ediyor. Diyelim ki aldı. Adama demezler mi düne kadar neredeydin efendi? Neredeyse dedelerimizin zamanında " Heyelan bölgesi oralar, istimlak edilecek diye rivayet edilen" Kadifekaleyi yıllar sonra kentsel dönüşümün bir parçası haline getirmeniz sizin başarılı olduğunuzu söylemek için yetmez. Yıkılan 1900 küsur binayı kağıt üzerinde göstererek koltuklarınızdan yıkılan bölgenin çevresindeki Afrikanvari oluşumu gözardı edemezsiniz..
 
Yıllarca oy toplamak adına dokunmadığınız, senelerce acaba ne yapsak elektrik versek mi, okul yapsak mı karakol kursak mı diye tartışmalar büyüttüğünüz Kadifekaleyi süre gelen süreçte kendi ellerinizle büyüttüğünüzü inkar edemezsiniz.. İzmir'in bir veya iki neslinin belki de İzmir'in en önemli tarihi değeri olarak nitelendirilecek bölgesinden uzak kaldığını ne komiktir ki o bölgelerle televizyonlarda ve konuşmalarda tanıştığını yok sayamazsınız.
 
Aynı yöneticiler gençliğin İzmir'in merkezine yani Tepeciğe yenilenen ismiyle Yenişehir'e ancak ve ancak Trafik şube veya askerlik şubesine başvurmak için gittiklerini, doğum yapan ana bacılarını doğum hastanesine götürmek için , bir de şehrin göbeğindeki fuhuş ve pavyon batağının içine merak ederek bulaşmasıyla tanıştıklarını da bilmezler. Çünkü onlar ancak bir semtin adını değiştirerek yenileyeceklerini düşünen zihniyetlerden. Söylenecek çok söz var. Belediye kadrolarını Hemşehrilerin Kültür ve Dayanışma derneğine dönüştürmek başlı başına alçaklıktır. Oy toplamak adına yürütülen bu faaliyetler politikanın iki yüzlülük demek olduğunun en büyük kanıtıdır.
 
Düne kadar Akparti hükümetiyle hiçbir şekilde görüşmek istemeyen adını bile duymaya tahammül göstermeyen birtakım çevreler nedense bugünlerde bu çevrelerle bir hayli haşır neşir oldular. Bunun sebebi ne acaba? İzmir'in önümüzdeki yerel seçimlerde kaybedileceği korkusu mu sardı yoksa. Yıllarca yaptıkları kadrolaşmanın bedelini ödeyecekleri zamanın geldiğini mi düşünüyorlar? Bütün yöneticilerin günahını almak hiç birimizin haddi değil biz sadece dışarıdan gözlemlemiş olduğumuz hususları yazıyoruz.. Samimi ve bu şehri seven yöneticiler içinde gizlenerek bu şehrin ve insanların kanlarını gizliden gizliye emerlerken bir yandan o gariban insanlara ideoloji aşılayanlar yastığa başlarını koyduklarında rahat uyuyabiliyorlar mı? Uyuyorlar gayet tabi. Bunlar değil mi geri kalmış gecekondu bölgelerinde bile hizmet götürecek mahalleleri çabukça kaynayabilecek oy toplayabilecekleri çoğunluğun olduğu yerlerden seçenler. Ben ne söylesem boş, onlar ne konuşsalar da!
 
Büyükşehir belediye başkanımız, hükümetin uzak durduğu ve yatırımları kısıtladığı bu şehre yakınlaşmasını elbette seçim stratejisi olarak algılıyor ve kitleleri ideoloji üzerinden harekete geçirmek konusunda çaba sarfediyor. Bu şehir artık ideoloji hikayelerine itibar göstermemeli. Ben istiyorum ki yeni bir parti İzmir yönetimini devir alsın biraz da onlar ne yapıyor görelim. Bu şehir zaten layık görmediği takdirde bu oluşumları indirmeyi bilecek güçte ve erdemdedir. Fakat bu akparti yönetimi devralsın çığırtkanlığı değildir. Bu İzmir'i kim iyi yönetecekse ya da bunu iddia ediyorsa o gelsin bir de ona şans tanıyalım demektir. Mütevaziliktir. Bu şehrin insanının Efelenen yapısına, Kemalist zaaflarına sığınarak bunlar Atamızı sevmiyor hepimiz İran gibi olacağız naraları ve yaygaralarına başvurarak daha kaç sene bu şehrin yönetimini işgal altında tutacaksınız? Emin olun ki o dediğiniz İran modelini uygulamaya koymaya kalkacak olan her kim olursa karşısında beni ve benim gibi düşünen insanları bulacaklardır. Fırsat buldukça İzmir'in benim gözümde en özü sözü bir ve dobra gazetecisi Hasan Tahsin Kocabaş'ı izlemeye gayret gösteriyorum. Yaz dönemi nedeniyle programlarına ara vermesi benim için bir hayli üzücü oldu.
 
Çünkü bir yerlerde hala bu şehri ve insanını düşünen, zümreye değil genele hitap eden birilerinin bulunduğunu görmek ve bilmek bir hayli sevindirici. Neyse konumuza dönmek gerekirse, başkanımız kentsel dönüşümün olması gerektiğini fakat dolaylı yoldan bu işe Toki'nin el atmaması gerektiğini, binaları yükselterek gecekonduları yıkarak bu sorunun çözülemeyeceğini bu şehir için intihar olacağını dile getirdi. Ben de soruyorum saygı değer başkanımıza. Bu şehire en büyük intihar o gecekondu bölgelerinde, namı değer gettolarda dışlanmış yeni bir neslin intihar eşiğine gelmesi değil mi? İzmir'de daha ne kadar insan heyelan tehlikesiyle baş başa kalacak? Huzursuzluğun ve asayişsizliğin kol gezdiği mahallelerinde daha ne kadar öfke biriktirecekler? Terörün kendine mevzi bulduğu semtlerden şehrin göbeğine daha ne kadar sempatizan ihraç edecekler? Bölgesel ayrıştırma yaratarak içinde bulundukları ülkenin bayrağını ve hududunu hiçe sayarak bir semti sözde hayali bir ülke olarak niteleyecekler? Sizler oy toplayarak bunları görmezden geleceksiniz. Ta ki bu ateş sizleri de gelip yakıncaya kadar.
 
Bence ne olursa olsun kentsel dönüşüm bir an önce gerçekleşmeli. Yolun başındayız çünkü. Yapılacak çok iş var. Limana Avm mi yapılır ne yapılır bilmem ama gecekondulaşmanın önüne geçildiği bir kentsel dönüşüm istiyor bu şehir ve insanı. O gecekonduları görüp şehrinden utanan sosyete de bunu istiyor, o insanların o standartlarda yaşamasına kahrolan halkta. O halde rant hedeflenerek yapılacak dönüşümlerden evel gecekondulaşmanın bir an evel çağdaş konutlara dönüştürüldüğü bir dönüşüm istiyoruz. Biliyoruz bu çok zor. Ama bırakın hayal kurmakta mı parayla?
 
 Park ve sosyal yaşam alanlarının içinde olmadığı bir dönüşüm mümkün değildir diyor başkan. Biz de soruyoruz Karşıyaka ve Güzelyalı gibi yüksek yaşam standardı olan vatandaşları barındıran ilçeler dışında hangi semtimize basketbol sahası yapmışlar. Sembolik olarak dikilen iki potayı saymaz isek bu sosyal yardıma. Daha kaç nesil hem sosyal yaşam alanlarından mahrum kalacak ve hala çatısı akan gecekondularda yaşamaya devam edecek. Biz buradan sesleniyoruz, biz spor yapacak alanlar yaratabiliriz yeter ki sen çağdaş konutları kazandır bu güzel şehre başkanım. Biz bunları dile getirirken başkanımız hala ideoloji peşinde Şakran cezaevi dolaylarında protesto yapmakla meşgul. Öyle ya böyle bir şehirde sığınacak tek şeyleri var. O da ideoloji. Görünen köy klavuz istemez….
 

 

 

Okunma Sayısı: 117
Kategori: Fırat DURMAZ
Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları

Aydınlık Türkiye Beklentisi

Adalat ve Kalkınma Partisi farklılıkları bir araya getirerek güçlendiğini unutarak, özlemini duyduğu Türkiye tablosuna kavuşabilmek...

Tek Yol Expo

Expo heyeti bildiğiniz üzere İzmir'de incelemelerde bulunmakta. 2020 yolunda ilerlerken bırakacağımız izlenim bir hayli önemli....

AB Kriterleri Ve Yeni Anayasa Süreci

Anayasa süreci ve sonrası belli ki çok baş ağrıtacak. Öyle ki, laikliğin yeni anayasa içerisinde...

Ayrışma Türkiye Değerlerine Sahip Çık

Türk olmayı içine sindiremeyen bünyelerin uzun yıllardan beri yürütmüş olduğu politikaların başında, kendisini Türk olarak...

Avrupa Birliği ve Osmanlı Rüyası

Avrupa Birliği, bildiğiniz üzere 1963 Ankara Antlaşmasıyla başlayan süreçte elli yıldan beri ülkemizi kapısında bekletmeye...