Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Gız Öğretmen(Kız Öğretmen) / İmece (IV)


19 Kasım 2020 00:01

1 Yorum

Kışı yeni atlatmış, bahar yağmurlarının sıkça yağdığı günlerdeydik. Çocukları öğle tatiline göndermiştik. Dershanede öğleden sonraki dersler için hem hazırlık yapıyor hem de dinleniyordum. Aşağılardan bir çağrı geliyordu:

“Şükran Öretmen! Şükran Öretmen!”

Okulun merdiven başına çıktım. Bahçe kapısında Dağlı Mustafa Tetik Abi eliyle,

“Gel! Gel! Gahveye bi araba memur geldi. Seni gö(r)mek istiyola(r).” diyordu. Merdivenlerden hızla indim. Durumu öğrendim. Benim yazdığım mektup incelenmiş, değerlendirilmiş. Durumu öğrenmek için değişik birimlerden görevliler gelmişler. Yolda, bi güzel çamura batmışlar. Ütülü pantolonlar mahvolmuş. Köyün kahvesine uğramışlar bu halleriyle. Mustafa Abi’nin anlatımıyla köylülere sorup soruşturmuşlar beni. Aman ne övmüşler ne övmüşler bu garibi canım köylülerim! Artık kafalarında hiçbir soru kalmamış, sıra benimle konuşmaya gelmiş. Kahveye çağırmışlar.

“Kahveye niye gideyim? Onlar buraya gelsin abim. Okulun içini, dışını da görsünler. İhtiyaçlarımızı daha iyi anlarlar.”

“Haklısın Şükran Öretmenim. Hadi ben hemencik haber uçuruverem o beylere!”

Aradan yarım saat geçmedi. Görevliler cipten indiler. Okulun tahta kapısının önünde sıraya dizildiler. Kapıdan içeri sırayla girerken benimle tokalaşıp kendilerini tanıttılar. Yol İşleri, Özel İdare, Milli Eğitim ve daha birçok birim görevlileri bir arada köyümüze gelmişler; mektubumda yazılanları hem birebir yaşamışlar hem de köyümüzün hallerini, okulumuzun ne durumda olduğunu beş duyuları ile algılamışlardı. Hep birlikte, merdivenlerden okul binamıza çıktık. Tek dershaneliydi okulumuz. Girişteki küçücük salonu dershane olarak kullandığımızı açıkladım. Müdür odamızı, evraklarımızı kısaca gösterdim. Eksiklerimizi tek tek anlattım. Hayranlıkla beni dinliyorlardı.

Bir görevli:

“Hoca Hanım. Başbakanlıktan emir aldık. Mektubunuzda yazılanlar doğru ise istenilenlerin yapılmasını emrettiler. İçiniz rahat olsun. Bizler her şeyi gördük ve yaşadık. Köylülerin kalbini fethetmişsiniz. Hepsi sizi kendi kızları gibi seviyor. Köyünüz hem suya hem elektriğe hem yola kavuşacak! Söz veriyoruz.”

Sevinçten çığlıklar atmak geldi içimden, kendine sahip çıktım ama. Gözlerimde sevinç pırıltıları ile ellerine sarıldım hepsinin; teker teker teşekkür ettim. Hem onlara hem devletimin yöneticilerine.

Üçüncü öğretim yılı başlarında beş buçuk kilometrelik su demirinin verileceği, yolun havalar ısınınca açılacağı haberini aldığımda; sevinçten ne halde olduğumu tahayyül edebilir misin? Gözlerinin önünde canlandırabilir misin? Doğru Raşit Amca’ya gittim. Nefes nefese anlattım. Meğer ona bildirilmiş. Hemen kahvede toplantı yapmaya karar verdik. Önce kahvede sonra caminin yan tarafındaki meydanlıkta toplandık. Her zaman olduğu gibi çatlak sesler o zaman da vardı. Birileri imece şeklinde çalışmaktan kaçıyordu. Benim ve Muhtar Raşit Amca’nın açıklamaları ile sakinleşti ortalık. Herkesin iş durumuna, zamanına göre plan yapılacaktı. Kararlar alındı ve ben gönlüm huzurlu, içim ferah bir şekilde göreve devam ettim.

Öğretim Yılı sonuna doğru dozerler geldi! Şimdiye kadar duyulmamış gürültülerle dozerler yolumuzu açmaya başladılar. Aman Allah’ım! O gün şimdi gibi gözlerimin önünde. Zeytin ağaçları devrilen kadın olsun, erkek olsun; anama, babama sövmeye başladılar. Gülüp geçtim tabii. Gelecek nesillerin bu yoldan nasıl faydalanacaklarını, köyümün kalkınmasında yolun önemini, bugün kızanların gelecekte beni anlayacaklarını zaten biliyordum.

Dördüncü öğretim yılımda tayinim Aydın’ın sahil köyü olan Güzelçamlı’ya çıktı. İki öğretim yılı sonunda Almanya’ya işçi olarak gittim. Evini satmak zorunda kalan babama bir dairecik almak, yüksek tahsilimi yapmak en başta gelen amaçlarımdı. Almanya’da misafir işçi olarak çalışıyordum. Bir gün postadan bir mektup çıktı. Kardeşim Mustafa Katırcı’dan! Mektubun içeriği içime su serpti:

Sevgili Şükran Öretmen.”

Göyümüz hem yola hem suya gavuştu. Göyümüzün dört bölüğüne şarıl şarıl içme suyu getirildi. İmece usuluyle! Şükürle olsun başardık. Yolumuz da açıldı. Almanya adresiğizi Adil Bey Amca’dan aldım. Allah tuttuğuz toprağı altın etsin. Hem bu dünyada hem öbür dünyada mekânınız cennet olsun inşallah.

Gardeşiğiz Mustafa Katırcı

Abla! Bizim gardeşlimiz bazara gada değil, mezara gadar.” dediğini beynimin derinlerine yazdığım Mustafa Katırcı; kilometrelerin ardında bana öğretmen olduğumu unutturmuyor, içimdeki meslek aşkını yeniden ateşliyordu.

Almanya’ya işçi olarak geldiğim ilk üç yılımda; siyah önlüklü, beyaz yakalı öğrencilerime duyduğum özlemi sana nasıl anlatabilirim? Şu kadarını söylesem, birazcık olsun hissedebilir misin? Rüyalarımı süsleyen en başta öğrencilerimdi. Çoğu kez ağlayarak uyanıyordum. Yüce Allah’ın sonsuz hikmetleri bitmiyor. Aileme, vatanıma, nilletime, devletime olan yürek bağım ve emeklerim; Almanya’da Türk Öğretmeni olarak çalışmamın tohumları oldular. 1972 Yılının sonunda işçi olarak geldiğim Almanya’da, 1976 yılının ekim ayında Türk Öğrenciler için açılan İki Dilli Türk Sınıflarında göreve başlatıldım.

Tam otuz altı sene sonra Gaffarlar Köyü’ne gittim. Onlarla buluştum. Alman, emekli doktor arkadaşım Silvia ile köyümüzü gezdik. Bir gece Mustafa Katırcı’nın evinde kaldık. İçecek su evlerinin içine kadar gelmişti. Geçmişi konuştuk uzun uzun. Dertleştik. Hasan Özcan’ın evinin bahçesindeki çardakta toplandık. Beni duyan gelmişti. Doğan bir bebeğe adımı vermişler. Resmimi duvarlarında, kitaplarının arasında saklamışlar. Sevinç gözyaşları döktük. Öğrencilerimi gören Silvia dayanamdı, gözlerinden yaşlar akmaya başlayınca:

“Neden ağlıyorsun Silvia?”

“Otuz altı sene sonra bu nasıl sevgi? Hem öğrencim dediğin bunlar senden yaşlı görünüyor.”

Yok yok, öyle değil. Ben on yedi, onların arasında ise on bir, on iki, hatta on üç yaşında olanlar vardı. Hem köy işleri ile bizim yaptıklarımız tartıya konulabilir mi? Onlar benim fedakâr, asil köylülerim! Bu Millet onların hakkını nasıl öder bilemem. Onları gelen sayar; oy için, giden soyar; cepleri için.”

Ey kendini bu mesleğe adamış Türk Öğretmeni!

Ülkemizde kırk bine yakın köyümüz var. Türk Milleti’nin geleceği; köylümüzün ulaşacağı ilimde-bilimde aydınlık, huzur, zenginlik, bolluk ile doğru orantılıdır. Sakın unutma!

Köy Öğretmenlerimizin işi bitmiş değil. Genç meslektaşlarıma inanç, cesaret ve hizmet aşkı ile yanan bir yürek diliyorum. Kırk bine yakın köyümüz ve bizlerin efendisi köylümüz hizmet bekliyor!

 

Şükran GÜNAY’dan

Şükranca

 

Okunma Sayısı: 979
Kategori: Şükran GÜNAY

Yazarın Diğer Yazıları

Nürnberg’te Kar Yüreğimde Hasret Var

NÜRNBERG’TE KAR YÜREĞİMDE HASRET VAR Arkadaşım, kış gelince geceleri camlar buğulanıyor ve pencerelerin altında su...

Hans Sachs Çeşmesi veya Evliliğin Döngüleri (II)

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre dünyada 2 milyara yakın kişi fazla kilolu ve bunların 600...

Hans Sachs Çeşmesi veya Evliliğin Döngüleri (I)

Çeşme, Braunschweig sanatçısı Jürgen Weber (1928-2007) tarafından tasarlanmıştır. Weber, bu eserinde medeni durumun sevinçlerini ve...

Gız Öğretmen(Kız Öğretmen) /İmece (III)

Şubat tatilinde Kuşadası’na gittim. Sömestir tatil dönüşü (karne tatili) unutamayacağım an(ı)lardan biridir. Koçarlı’dan bizim dağ...

Gız Öretmen(Kız Öğretmen) / İmece (II)

Bazı anıları kağıda dökebilmek kolay değil. Kısaca yazamıyorsunuz. Ne kadar uğraşsanız elinizden gelmiyor. Bedeninin ve...

Yazıya Yapılan Yorumlar

  1. Ayşe Naz YILMAZ dedi ki:

    Herkesin okuması gereken bir yazı. Ellerinize sağlık hocam.