Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Bursa’da Fil Cinayeti


25 Haziran 2020 00:02

1 Yorum

Biliyorum, başlık sizi çok şaşırttı. Doğrusu okuduğumda ben de çok şaşırmıştı. Maalesef insanların öldürülmelerine tarihten alıştık. Tarihte, insanların binek ve tarımsal faaliyetlerde kullandıkları hayvanların, besledikleri at, koyun, keçi ve sığır sürülerinin hayvanların hastalık nedeniyle kırıldığını, kıtlık ve kuraklıktan öldüklerini biliyoruz. Hayvanlar kıymetli olduğu için mecbur kalmadıkça öldürülmezdi.

Tabi av amacıyla öldürülen hayvanlar bunların dışında. Çoğu zaman domuz, tilki, kurt ve benzeri hayvanlar için sürek avları düzenlenirdi.

İlk gördüğüm hayvanat bahçesi Bursa’daki Kültürpark’ta yer alan hayvanat bahçesiydi. Ana kapıdan sola dönüp yürüdüğünüzde hemen hemen çocuk sesleriyle dolu cıvıl cıvıl hayvanat bahçesine ulaşırdınız.

En çok ilgiyi tavşanlar görürdü. Kafesleri nispeten genişti. Çocuklar tavşanlara yiyecek olarak ot, havuç gibi yiyecekler verirlerdi.

Değişik yerlerde kafeslerde kuşlar, kuğu, ördek, kaz, tavuk ve horozlar, yılanlar bulunurdu. Büyük hayvanları sayarsak domuz, ayı, birkaç aslan, kurt ve tilki aklımda kalanlar. Birkaç metrekarelik dar kafeslerde zavallı hayvanlar eziyet çekerlerdi. Doğal olarak zavallı hayvanlar çok yaşamazlardı. Sonra Kenan Evren’e Çin ziyaretinde ördek hediye edildi. Ördekler çoğalınca bir kafes daha eklendi ve Pekin ördeği tabelası kondu.

Sonra, Bursa Belediye Başkanlığına seçilen Erdem Saker, gerçek bir hayvanat bahçesi yaptı. Bu hayvanat bahçesi Avrupa’nın sayılı bahçeleri arasına girdi.

İnegöl’de yılda iki defa kurulan panayırlara mutlaka hayvanat bahçesi veya hayvan sirki çadırları gelirdi. Küçücük kafeslerde genelde yurdumuzda yaşayan tilki, kurt, yabani domuz, yavru ayılar bulunurdu.

Çadırların önünde “Afrikanın balta girmemiş ormanlarından getirilen vahşi hayvanlar” afişi bulunurdu. Bazen, bir çığırtkan elinde megafon benzer şeyleri bağırırdı

Boa yılanlarını sık görürdük. Bazen çadırdaki panayırcı boa ile oynardı, beline veya boynuna sarardı. Aslan, kaplan görmedim ama çadırın üzerinde resimleri olurdu.

Ender hayvan olarak sadece fok’u söyleyebilirim. Fok, kolay bulunuyordu sanırım. Karadeniz kıyısında yaşayanlar fokları derilerinden iyi “Çarık” yapıldığı için avlarlarmış. Kara lastik çıkınca fok avı bırakılmış. Yirmi yıl önce Atlas dergisinde Karadeniz’deki son fok kolonisini yok eden adamı yazıyordu. Hayvanat bahçeleri ve panayırcılara fok avlarmış. Aynı yıllarda çıkan başka bir sayıda da Egede 1930-1940 yılları arasında son kaplan ailesini yok eden avcıyı yazıyordu. Adam, sürekli avladığı kaplanlardan birinin postuyla dolaşırmış.

Ciddi manada hayvanat bahçesini 1971 yılında İzmir’e gittiğimde Fuar alanında görmüştüm. Buradaki hayvanat bahçesi 1936-1937 yıllarında Türkiye’de ilk hayvanat bahçesi olarak Kültürpark içinde 18 dönümlük alana kurulmuştur. Hayvanat bahçesinde taşınmadan önce 21 tür memeli, 50 tür kanatlı, 17 tür sürüngen olmak üzere 88 tür ve 1000 adet hayvan barınıyormuş.

Aklımda iki hayvan kaldı. Daracık bir alana hapsedilmiş fil Pak bahadır. Ölümü gazetelerde haber oldu. Ölümle yalnızlıktan kurtuldu.

1948 yılında Pakistan’da doğa Pak Bahadır 1954 yılında İzmir’e getirilmişti. 2007 yılında vefat ettiğinde 59 yaşındaydı. Sürekli betona basmaktan ayakları iltihaplanan Bahadır, ameliyat esnasında hayatını kaybetti.

Diğer aklımda kalan Nil Kaplumbağasıydı. Bu kaplumbağa, o zaman kadar fiilen veya resimlerini gördüğüm kaplumbağalardan çok farklıydı, yassı bir gövdesi vardı.

Aslan, kaplan ve benzeri hayvanları sirklerde de gördüğüm için sanırım o kadar etkilemedi.

Gelelim Bursa’daki filin öyküsüne, İzmirli bir girişimci olan Mehmet Çevik, İzmir fuarının hayvan pavyonunun işletmesini kazanır. İzmir Fuarı öncesi başta bir fil ve zürafayı Bursa’daki kültürparka getirip, übretli olarak meraklılara gösterir. Yaz mevsiminde bu jayvanlar Bursalıların ilgisini çeker. Ancak geride bıraktığı bir hesap peşini bırakmaz.

Bursalılardan büyük bir ilgi gören fil, kısa bir süre sonra ölür.  5 Ağustos 1959 tarihli Hakimiyet gazetesinde filin ölümü ön sayfada haber olur.  İki ton ağırlığındaki filin ölümü şaşkınlıkla karşılanır. Filin görünür bir hastalığı yoktur. Filin değeri 85 bin lira gibi büyük bir meblağdır.

Veterinerlerin fil üzerinde yaptığı otopsi, filin zehirlendiğini göstermektedir.

10 Ağustos tarihli gazetede ölen fille ilgili bir haber okuyoruz: “Fil’e göztaşı yutturanlar”.  Haberin devamında, “Kibrit başı rejiminden sonra zehirli elma da fayda etmeyince göztaşı yutturarak zehirledikleri için 150 lira almışlar.

İlginç olan, fili zehirleyenlerin İzmir’de filin sahibi Mehmet Çevik tarafından yakalanmaları olmalı.10 Ağustos tarihli Hakimiyet gazetesinde olaya geniş yer verilir.

Polisin yaptığı tahkikat sonunda Çetin Şencan ve arkadaşı Abdullah Uluer, fili öldürmek suçundan tutuklanırlar. Sanıkların ifadesinden olayın İzmir’de yapılan bir ihaleden kaynaklandığı anlaşılıyor. Daha önce İzmir Fuar alanındaki “Hayvanlar pavyonu” nu işleten Kel lakaplı Hüseyin, ihaleyi kaybetmeyi sindiremez. Hayvanlar Pavyonunu işletirken yanında çalışan hayvan bakıcılarını Bursa’ya gönderir. İhaleyi kazanan Mehmet Çevik, hayvan bakıcılarından Çetin ve Abdullah’ın hal ve hareketlerini beğenmez, onları işten çıkarır.

Mehmet Çevik, İzmir Fuarı öncesi para kazanmak için başta fil ve zürafa olmak üzere birkaç ilgi çekecek hayvanı Bursa’ya getirir ve Kültürpark’ta meraklılara ücret karşılığında göstermeye başlar.

Kel Hüseyin, bakıcılara Fil ve zürafayı öldürmeleri için 150 lira verir ve Bursa’ya gönderir. Hayvanların eski bakıcıları diğer bakıcıların şüphesini çekmeden hayvanlara yaklaşırlar. Hayvanlar, eski bakıcılarını tanıdıkları için tepki göstermezler.

Önce onlara içerdiği fosforla zehirlenmeleri için kibrit başı yuttururlar. Bu netice vermeyince bu iki hayvana zehirli elma yedirmek isterler. Zürafa elmayı yemez, fil yer ama zehirlenmez. Bunun üzerine iki kafadar filin üzerinde yoğunlaşırlar. Piyasada rahatlıkla bulunan ve bitkilerdeki zararlıları öldürmek için kullanılan bir zehir olan “Göztaşı” üzerinde yoğunlaşırlar. Filin içeceği suya göztaşı katarlar. Bu suyu file içirirler. Bu defa amaçlarına ulaşırlar ve fil zehirlenir.

Filin sahibi olayı öğrenince eski bakıcılarından şüphelenir ve polise teslim eder. Sanıklar bu iş için Kel Hüseyin’den bu iş için 150 lira aldıklarını itiraf ederler.

Bakıcılardan ve Abdullah aynı şekilde “Hayvan Pavyonu” sahibini de aynı metotla zehirlemek istemişler, ama zehirlemeyi başaramazlar ve bu suçtan beraat ederler. (16 Ağustos 1959 Hakimiyet)

Dizgici, haberde iki hata yapar, Birincisi pavyon sahibi Mehmet’i Ahmet yapar. İkincisi de 150 lirayı, 150 kuruş olarak dizer.

Okunma Sayısı: 998

Yazarın Diğer Yazıları

Vakıf Üniversiteleri-Yeni Üniversiteler ve Acı Bir Deneyim

Dünyanın en milliyetçi halkı kimdir? Diye sorduğunuzda benden alacağınız cevap Kırım Tatarlarıdır. 1944 yılında Stalin...

Milli Eğitim Bakanına Açık Mektup

Eğitim konusundaki tecrübeniz başlangıçta herkesi umutlandırmıştı. Tecrübenize diyecek yoktu, tek kusur eğitim alanına yatırım yapmış...

Mezarında Bile Rahat Bırakılmayan Şehzade Cem Sultan (IV)

MEMLUKLERİN HEDEF ALINMASI Padişah II. Bayazit’ın Memlûklerle savaşmasını altında Şehzade Cem’e kucak açmaları yatar. Gerçi,...

Mezarında Bile Rahat Bırakılmayan Şehzade Cem Sultan (III)

Cem Sultan, 25 Şubat 1495’te vefat etti. Osmanlı ile papaya karşı ittifak halinde olan Napoli...

Mezarında Bile Rahat Bırakılmayan Şehzade Cem Sultan (II)

Sultan II. Bayezid, ordusuyla birlikte Cem Sultan’ın üzerine yürüdü. Yenişehir Ovası’nda 20 Haziran 1481 tarihinde...

Yazıya Yapılan Yorumlar

  1. Marry GRÜNBART dedi ki:

    150 lira ya da kuruş ya da hiç için cinayet, mebla yüksek olsa da suçtur.

    İnsan varoluştan günümüze suça meyl eden korkunç bir canlı.

    Ufacık çıkarlar uğruna ya da büyük çıkarlar uğruna insanlıktan çıkmak kabulenilir şeyler değil.

    İnsan doğanın dengesini bozan tek canlı türü, bu çok acı.