Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Bu Sistemle Kimi Kandırıyoruz?

Fırat DURMAZ

27 Ocak 2010 00:01

1 Yorum

Eğer başarılı olmak konusunda kriter her daim yanlışı yapmak ise ben başarılı olmak istemiyorum..

Üniversite öğrencisi genç bir kardeşiniz olarak, yazıyorum bu yazıyı. Bugün Sayın Fırat Durmaz’ı bir kenara bırakın ve kardeşiniz, bir yeğeniniz veya oğlunuz yerine koyun beni. Yazmak öyle birşeydir ki an gelir, dökülür sözcükleriniz dilinizden. Siz ise dökülen sözcükleri tutar, cümleler kurar kağıda dökersiniz, birşeyler anlatmaya çalışırsınız birilerine. Ufak tefek sahtekarlık oyunlarıyla başlarız sahte davranmaya. Bize özgü değil ya dünyada böyle uyarız, devam ederiz böyle yaşamaya. Çocuksu, zararsız sahtekarlıklarımız vardır önceleri. Kimimiz elektrik kesildiği için dün gece ödevimizi yapamamışızdır, kimimiz ise sular. Espri yapmayı da o sıralarda öğreniriz, sorumluluk denen gerçeği de.

Hoştur tebessüm kokan şakalar, geciken ödevler, hasta olma numaraları. Matematik anlamadığımız için soruların cevaplarını kafadan sallayarak defterimize geçiririz. Kimimiz İngilizce dersinde hocanın verdiği yabancı kelimelerin tercümesini kafadan sallayarak geçirir günlerini. Beden eğitimi derslerinde koşar gibi yapıp bir kuytuda dinleniriz kimi zaman. Bunun gibi bir çok yanlış ama masum olaya tanıklık etmiş, hatta zaman zaman bu yanlışların içinde az da olsa bulunarak çocukça masumluklar yapmış biri olarak masumluğun, çocukça şakaların yerini acımasız gerçeklere bıraktığını gün gün, saat saat, dakika dakika farkediyorum.

Hemen hemen hepimizin okul döneminde, bir tane dahi olsa kaldığı veya çalışamadığı derste kopya çekme faaliyetinde bulunduğu olmuştur. Çeşit çeşit yöntemleri vardır, filmlerde konu, okullarda muziplik konusu olmuştur. Ancak bu masum kopya çekme numaralarımızın hepimize ters teptiği belli zamanlar vardır. Eğer siz bu konuda profesyonellik sınırını aşmadıysanız. En fazla bir uyarı alır, ilkokulda belki veliniz çağrılır kulağınız çekilir ya da lisede hocanız o dersten sınava özgü sıfırla ödüllendirir sizi ya da diğer sınavda gözlerini üzerinize dikerek size gereken cezayı fazlasıyla vermiş olur zaten. Birtakım esnekliklerin de verdiği rahatlıkla bitirirsiniz liseyi ve herkes üniversitenin bambaşka bir ortama sahip olduğunu söyler. Derken kendinizi üniversitede bulursunuz…

Hepimizin farklı farklı anıları vardır. İki yıllık veya dört yıllık farketmez. Hepimiz başka heyecanlarda, başka atmosferlerde mesleğimize, daha da önemlisi hayatımıza dair tecrübe edinme fırsatı buluruz. Kimimiz ufak bir şehrin en ücra yerinde kurulmuş benim yüksek lise diye tabir ettiğim yerlere yani iki yıllık yüksek okullarda okuma hakkını kazanırız,kimimiz ise ülke çapında saygınlığı kanıtlanmış üniversitelerde dört yıllık öğrenci ünvanıyla kendine yer bulur. Hayatımızın, o gününe dek yaşadığımız herşeyin bir kenara bırakılması istenir. Geldiğimiz noktanın hakkını vermemiz gerektiğini anladığımız, hatta bunun fazlasıyla dikte edildiği zamanların içindeyizdir artık. Ne yanlış eğitim sisteminin genç öğrencinin içinde yarattığı boşluğu doldurabilir herhangi biri, ne de birinin sorduğu ” Ne Öğrendin?” sorusuna cevap verememenin boşluğuna kimse anlam verebilir.

Elbette ki beş parmağın beşi bir değil. Kendisini mesleğine adamış, işini gönülden yapan, gerçekten ait olduğu yerin okulunu okuyan insanlarımıza lafımız yok. Onları takdir ettiğimi her fırsatta dile getiriyorum. Benim şikayet ettiğim ise eğitim sisteminin gençlerimizin ilgi alanlarına doğru yönlendirme konusunda yeterli olmadığı. Son yıllarda mesleğe yönlendirme, okul tercihleri vs konusunda atılan adımlar var. Buna yönelik daha önceleri yapılmış bir çalışma yoktu bildiğim kadarıyla. Öyle ki lise hazırlık sınıfında ingilizce eğitim görmüş ve arasından iki yıl geçmiş lise ikinci sınıf öğrencisi olmuş bir gençken, rehberlik hocama utana sıkıla yanlış tercihte bulunduğumu söylediğim zaman, istersen düz liseye geçebilirsin tavsiyesinin bana tavsiyeden çok hayata dair anlamlar yüklediğinin farkına vardığım zamandı. Bir sene fazla okuyarak Anadolu Lisesi mezunu ünvanını almak mı dedim kendi kendime, bir yıl fazla okuyarak düz lise mezunu olmak mı? Tabi o zamanlar daha herşeyin farkında olamadığımız zamanlar. Birşeyler bir süreç ve her geçen zaman yeni şeyler katıyoruz kendimize. Cep telefonunun tuşlarına dokunduğumuz ilk zaman duyduğumuz heyecanı, ya da bilgisayarı ilk defa kullanırken gözlerimizde beliren o merak uyandıran ifadeyi her daim içimizde barındırıyoruz ya, zaman geçtikten sonra sıradanlaşıyor artık bizim için onlar da. İşte öyle umutlarımın sıradanlaştığını gördüğüm an sitem yüklü yakarışlar beliriyor içimde. Anadolu Lisesi mezunu koca bir hiçim artık. Çocuk yaşta peşimizden at koşuştururcasına zorla yaptırılmak istenen tercihler, ileride hepimizin başına bela oluyor. Her zaman öğrenci kardeşlerimin şikayetlerini dile getiren biri olarak biraz önce benzetme yaparak belirttiğim o hiç ifadesi emin olun birçok onurlu gencin içinde mevcut. Müjde katsayı farkı kalkacak ve istediğimiz bölüme gidebileceğiz. Evlilik yaşına gelmiş, sistemin yanlışlığından kaynaklanan cefayı fazlasıyla çekmiş kaybetmişler ordusuna katılmış bir hiç olarak geri dönmeyi hangimizi isteyecek sorarım?

Şu an benim bu düşüncelerimi savunacak en azından bir sınıf dolusu genç tanıyorum. Hiçbirinin amacı diğerlerinden farklı değil. Diploma uğruna okuyan, okulu bittiğinde hayatın onları nereye savuracağından haberdar olmayan genç topluluğu. Birileri bizim birşeyler öğrenmemizi istemiyor. Kuşaktan kuşağa ben okuyamadım sen oku oğul, yada kızım cümleleri bugüne dek gelinmişse, biz de buna uyarak ne yapıp edip kendimizi okumuşlar sınıfının içinde görmek için elimizden geleni yapmışsak ve elimizde olan kağıt parçasının dışında koca bir hiçse ben başarılı olmak istemiyorum zaten. En başta belirttiğim mevzuya geri dönüyor ve yakındığım konuyu dile getiriyorum. Gençlerin durumunu, tabi ki hepsini değil iyi kötü anlatmaya çalıştım. Kimimiz harç zamlarını protesto ediyor, kimimiz istemediği siperlerde saf tutuyoruz. Sistem bizi hep taraf olma konusunda zorluyor. Burada bahsettiğimiz eğitim sistemi aman ha yanlış anlaşılmasın. Yoksa diğer sistemleri şikayet eden bir hayli insan var zaten bir de biz eklenmeyelim.

Ahmet Şerif İzgören, onu anlatmaya gerek yok, bileniniz vardır. Birçok kuruluşta genel müdürlük yapmış, danışmanlık hizmeti vermiş, bir çok seminer vererek yurt içi ve yurt dışında birçok platformda başarısını kanıtlamış bir insan. Şu an ise bir yayınevinin yönetim kurulu başkanlığını yapmakta. Şimdi neden mi bunu söyleme gereği duydum? izlediğim bir seminerinde Kıbrısta öğretmenlik yaptığı sırada Türk ve Yabancı öğrencilerden oluşan bir sınıfta öğretmenlik yaptığını, dikkatini çeken hususun Türk öğrencilerin birşeyleri öğrenmek yerine, hep ezbere dayalı eğitimlerini sürdürdüklerini söylemişti. Hoş, devamında Türk öğrencilerin aslında yabancılardan daha başarılı olduğu konusuna bağladı ve bu konuda zerre şüphem yoktur söyleyim orada söylediği o cümle benim ne kadar doğru düşündüğümü hissetmeme sebep oldu. İşte bu sistem yüzündendir ki; bu yüzden öğrenimimizin ilk dönemlerinde ilköğretim, ortaöğretim yıllarında ya ezberleyerek ya da kopya çekerek bir yerlere gelme amacını güdüyoruz. Üniversiteye geldiğimizde ise öyle bir durumla karşılaşıyoruz ki, ya hafızası çok kuvvetli biri olmamız gerekiyor başarılı olabilmemiz için. Ya da çeşitli yollardan kopya çekerek bu konudaki uzmanlığımızı gösteriyoruz. Burada bunu söyleme amacım sadece bizim ülkemizde bunun olduğu anlamında değil. Sadece sistemin bizi buralara getirdiğini dile getirmekti amacım. Öyle ki insanlar artık ben okumadım sen oku devirlerini geçip, okuyupta ne olacaksın deme pozisyonundalarsa eğer burada bir pürüz var demektir.

Aslında şikayet amaçlı yazdığım bir yazıydı ve dile getirmek istediğim konu kopya çekmek konusuydu. Nereden nereye, öğrencinin sorunlarından, geleceğinden bahsetme fırsatı buldum. Yani eleştirdiğim konunun birebir oyuncusu olduğumu hissettim. Şu sıralar üniversite ikinci sınıf öğrencisiyim ve yanlış tercihlerimin kurbanıyım. Sorun bende mi yoksa sistem de mi bilemiyorum ama her ikimizin de yanlışının olduğu gayet açık. Ancak daha hayatının dörtte birini dahi tamamlamamış olan çocuk denilebilecek yaşta bireylere hadi artık seçimini yap demenin bizden kaynaklı yanlışların içinde olduğunu sanmıyorum. Bizden sonraki nesillerin yanmaması adına üzülerek dile getiriyorum bu konuyu. Sistem düzeldiğinde imkanı olanlar okuma fırsatı bulacak, yaşı kaç olursa olsun, okuyamayanlar ise keşkeler içinde boğulacaklar. Ne kadar karamsarım değil mi? Ne yazık ki acı gerçekler bunları gösteriyor.

Gençleri kopya çekmeye, tüm ömürleri boyunca  kopya çekerek yaşatmaya alıştırmayı bırakın artık. Öyle ki dört tane önemli addedeceğim mesleki dersimden bütünleme sınavlarına kaldım. Final sınavında gördüğüm manzara gerçekten üzücüydü. Yapamadığı için başı önünde insan mı ararsınız, kopya çekmek için şekilden şekile giren mi? Ve biliyor musunuz; bu kardeşiniz kopya çekmediği ve temeli olmadığı için final sınavlarında utandırıcı notlar aldı. Ailem ise benim dürüstlüğümü bildikleri için anlayışlarını esirgemediler. Onlar ki gece gündüz demeden çalışarak bizi bir yerlere getirme çabasında olan insanlar. Kendi yemeyip yedirenler, kendi giymeyip giydirenler. Yine de kendileri için değil her zaman sen kendini kurtar anlayışı içinde olanlar. Bu olanlarda onların ne suçu var? Bu düzende ayakta kalmaya kendim için değil, onlar kendilerini kurtar dedikleri halde ben onların yüzünü kara çıkarmamak adına elimden geleni sonuna kadar yapacağım. Kopya çeken gençleri geçiren zihniyet, benim herşeyi bir kenara bırakarak sadece üniversite hocasıdır diye saygı duyduğum, gözlerine baka baka kopya çekmeyi kendime yakıştıramadığım gibi, isterdim ki o büyüklerimiz o değerli hocalarımız da hakkıyla çabalayanları görüp ona göre değerlendirme yapsalardı. Dedim ya suç onlarda değil kimsede değil suç bizi böyle yaşamaya mecbur edenlerde. Belki bütünleme sınavlarında da başarılı olamayacak hatta bir yılımı yani bir dalı eksilteceğim hayat denen ağacın dallarından. Ancak ben dürüstlüğümden taviz vermeyecek hakkımla birşeyleri kazanmanın peşinde olmaya devam edeceğim. Birileri her ne kadar kopya çekemeyen geri zekalı sıfatını taktılarsa da etiketime…

Not: Öğrenci veya öğretmen kardeşlerimizin tümüne yönelik karalama veya  kötüleme amaçlı bir yazı değildir. Eğer yanlışım olduysa affınıza sığınırım…

Mail Adresim:  firat.durmazz@gmail.com

Okunma Sayısı: 161
Kategori: Fırat DURMAZ
Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları

Aydınlık Türkiye Beklentisi

Adalat ve Kalkınma Partisi farklılıkları bir araya getirerek güçlendiğini unutarak, özlemini duyduğu Türkiye tablosuna kavuşabilmek...

Tek Yol Expo

Expo heyeti bildiğiniz üzere İzmir'de incelemelerde bulunmakta. 2020 yolunda ilerlerken bırakacağımız izlenim bir hayli önemli....

AB Kriterleri Ve Yeni Anayasa Süreci

Anayasa süreci ve sonrası belli ki çok baş ağrıtacak. Öyle ki, laikliğin yeni anayasa içerisinde...

Ayrışma Türkiye Değerlerine Sahip Çık

Türk olmayı içine sindiremeyen bünyelerin uzun yıllardan beri yürütmüş olduğu politikaların başında, kendisini Türk olarak...

Avrupa Birliği ve Osmanlı Rüyası

Avrupa Birliği, bildiğiniz üzere 1963 Ankara Antlaşmasıyla başlayan süreçte elli yıldan beri ülkemizi kapısında bekletmeye...

Yazıya Yapılan Yorumlar

  1. Uğur ÖZALTIN dedi ki:

    Öğrencilerin özel kabiliyetlerini geliştirme ve özel kabiliyetlerinin tahlil edilmesi konusunda öğretim öğretmen kadrolarının bilinçlendirilmesi şart bence

    TV lerde çocukların hünerleriyle kazandıkları programlar artırılmalı teşvik görmeli diye düşünüyorum