Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Bandırma’yı AB’ye Taşıyan STKlar


04 Eylül 2007 00:03

Yorum Yapılmamış

Bandırma günlerdir Türkiye’nin gündeminden düşmez oldu.

İlki malum eski belediye başkanımız, yeni Balıkesir Milletvekilimiz Cemal Öztaylan’ın muhabbetleri!…

Diğeri ise Bandırma Belediyesi hayvan barınağında kuduz nedeniyle 280 köpeğin itlaf edilmesi.

Bu olayın duyulmasının ardından Erdem Özcan’ın aracılığı ile telefonumu öğrenen bir hayvanseverin son derece duyarlı bir tepkisiyle karşılaştım.

Önce, birkaç elektronik posta göndermek için e-posta adresimi isteyen bu hayvanseverin gönderdiği mesajların ardından, son birkaç gündür yüzlerce mesaj yağmaya başladı posta kutuma.

Türkiye’nin dört bir tarafından geldiği gibi, Almanya’dan da gelen mesajlarla, dolmaya başladı. Böylesine örgütlü, böylesine tepkili ve böylesine de seslerini duyurmayı iyi bilen bir sivil toplum kuruluşu, herhalde ülkemizde az bulunur.

Doğayı ve Hayvanları Koruma Derneği olarak kısaca DOHAYKO olarak anılan bu çevreci ve hayvansever örgüt, aynı zamanda başta Balıkesir Valisi olmak üzere Bandırma Kaymakamlığı, Bandırma Belediye Başkanlığı, Bandırma İlçe Tarım Müdürlüğü olmak üzere çeşitli kamu kurumlarını da elektronik posta yağmuruna tutarken, aynı zamanda konuyla ilgili bakanlıkları da aynı yağmurla baskı altına almaya çaba sarf ediyorlar.

Dediğim gibi yurdun dört bir yanından yağan mesajların yanı sıra yurt dışından da gelen tepki mesajları, özellikle bakanlara kadar ulaşıp, konu hakkında ne yapıldığı, neler yapılacağı, hukuk yoluyla soruluyor ve karşılığı isteniyordu.

Bakanlığın emri ile insan sağlığının ön plana alına-rak, kuduz mikrobunun in-sanlara bulaşmaması için Bandırma Belediyesi hayvan barınağındaki ve çevresindeki tüm köpekle-rin itlaf edilmesini istemesi, tüm bu tepkilerin de kaynağını oluşturuyordu.

Aslında, doğruyu söylemek gerekirse, Bandırma olarak bu STK hareketinden bizlerin öğreneceği çok büyük şeyler vardı.

Herşeyden önce, meydana gelen bir olaydan dolayı sivil toplumun gösterdiği tepki, duyarlılık ve sesini duyurma hareketi vardı bu mesajlarda.

Tarım Bakanlığı’nın emriyle itlaf edilen 280 köpek için ortalığı deyim yerindeyse ayağa kaldıran bir STK’nın duyarlılığı ile, dünya yıkılsa umurunda olmayan bir kentin duyar-sızlığı karşı karşıyaydı.

Yıllar yılı Bandırma’da sokak ortasında, açıkta gıda maddeleri satıldığını yazdık, görüntüledik, fotoğraflarla en açık şekilde dile getirdik.

Bunun yanı sıra, Bandır-ma’da yıllar yılı gıda ima-lathanelerinin kesinlikle denetlenmediğini, bu ne-denle de Bandırmalılar’ın devletin bu duyarsızlığı nedeniyle bozuk gıda maddeleri tüketmek zorunda kaldığını da vurguladık.

Ama üzülerek söylemek gerekir ki, kendimiz söyle-dik kendimiz dinledik.

Ne yaparsak yapalım, ne yazarsak yazalım, ne görüntüler ortaya koyar-sak koyalım, üzerine adeta ölü toprağı serpilmiş Bandırma’da, ne bir STK, ne de herhangi bir sivil inisiyatif grubu sesini çıkarmıyordu.

Bu denetimsizliğin tek nedeni devlet birimlerinin duyarsızlığı olduğu için onların bu ilgili birimleri ise içten içe bize kin biliyor, karşı karşıya geldiğimiz kimi yerlerde, dişlerini gıcırdatarak, “Çok ağır şeyler yazıyorsunuz!..” diyerek aba altından sopa göstermeyi kendine hak görüyordu.

Tüm bunları yaparken de, “Kardeşim neden görevini yapmıyor, buraları denetlemiyor, halkın sağlığını böylesine feda etmesine neden oluyorsunuz da, tek başına bana niye efelik yapıyorsunuz?” dediğimiz zaman ise aldığımız cevap çok daha ilginç oluyordu!.. Çünkü, bir takım rantların kapanması istenmiyor, artık mafyalaşmış bir düzene de karşı çıkılması istenmiyordu. Ne kadar büyük bir acıydı bu oysa.

Aslında, kanunlarımıza göre ülkemizde rüşvet almak suçtu. Ama, siz bu ülkede rüşvet aldığı gerekçesiyle kaç kişinin cezaya çarptırıldığını gördünüz? Cumhuriyet tarihi boyunca, topu topu olsun da 100 kişidir. Ya da biraz daha fazlası.

Peki, bu suçu işleyen sadece bu kadar kişi mi var bu ülkede? Elinizi vicdanınıza koyun da söyleyin. Sade vatandaş olarak, herhangi bir işinin halledilmesi için ya da işlediği herhangi bir suçunun görmezden gelinmesi için kaçımız, rüşvet vermedik?

Sade vatandaşı bırakın, devlet memurunun devlet memuruna verdiği rüşvetler de söz konusu.

İşin acı tarafı, bu ülkede rüşvet almak serbest ama bunları yazmak yasak. Yazdığınız takdirde, rüşvet alan değil de, yazan suçlanıyor.

İşte ne yazık ki, bizdeki hukuk düzeni de böyle…

Dediğim gibi, bu milletin sağlıklı gıda maddelerini yemesi için devletin kontrol birimlerinin yerine getirmemesi nedeniyle, son derece sağlıksız gıda maddeleri ile beslenirken, bu kontrolü yapması gerekenlerin de, bu kontrolleri yapmamaları nedeniyle farklı birşeyle beslenmeleri, duyarsızlığın temel kaynağını da oluşturuyordu.

Ha, ispat var mı diye sorarsanız, sohbet sıralarında öğrendiğimiz bir takım duyumlardan öteye gitmez. Belge derseniz de, ünlü bir işadamımızın ünlü bir sözünü hatırlatmak zorunda kalırız; “Rüşvetin belgesi mi olur …..  ………venk!..” diye.

Ama yıllar yılı bu kontrolsüzlüğün nedeni eğer merak konusu olmuyorsa, bu bile belge değil midir?

Neyse, biz dönelim tekrar asıl konumuza. Şap hastalığı yüzünden yüzlerce hayvanın, kuş gribi yüzünden de milyonlarca kanatlının itlaf edildiği bir ülkede tek bir tepki sesi yükselmezken, köpeklerin itlaf edilmesi, bir hayvansever kuruluş tarafından Türkiye’nin ayağa kalkmasını neden oluyordu.

Demek ki, Bandırma’da insan hayatı ve hakları bedava, hayvan hayatı ve hakları ise çok değerliydi.

Bunun aksini savunan biri varsa nedenleri ile yazarsa, seve seve bu köşede yayınlarım.

Ama gerçekçi bir şekilde yazarsa. Palavra değil.

Baykal’ın yerel  basın düşmanlığı.

Belki CHP’liler bozulacak ama yine de artık kesinlikle inandığım bir konuyu bir kez daha dile getirmek zorundayım; CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, kelimenin tam anlamıyla bir yerel basın düşmanıdır.

Evet, evet yanlış okumadınız, tekrarlayayım Baykal, yerel basın DÜŞ-MA-NI-DIR…

Son yaptığı hareketle bu düşmanlığını bir kez daha ispatlamış ve gözler önüne sermiştir.

Televizyonlarda izlemiş, gazetelerde okumuşsunuzdur mutlaka.

Ezeli ve ebedi kanlısı Mustafa Sarıgül’ün haberini manşete taşıyan Körfez gazetesini, masaüstünde gören Deniz Baykal, önce bir el darbesi ile yere atıp, daha sonra da ayağının altına alıp saklamaya çalışmış.

Bu bir anlamda, bin yıldır(!) CHP’nin başında bulunup da, daha birkaç bin yıl daha ayrılma gibi bir düşüncesi olmayan Deniz Baykal’ın, yerel basına verdiği değerin de göstergesidir.

Hadi, ben buradan açık açık sesleniyorum. Eğer yiğitse, eğer cesaretliyse, eğer sıkıyorsa bir Hürriyet, Milliyet ya da Cumhuriyet gazetesine aynı hareketi yapsın da göreyim.

Eğer onu yaptığı bu hareketinden dolayı sırtımda taşımazsam namerdim.

Tabii yapabilirse.

Ama yapamayacağına da iddiaya girerim. Çünkü, yaygın basına böyle bir hareketi yapacak cesaret nerede Onda… Onun gücü ancak yerel basına yeter.

Zaten seçimlerden çok önce, “Medya bizim söylemlerimizi vermiyor. Bize düşmanca tavır sergiliyor. Bizi halktan uzak tutuyor” diyerek, aklınca yaygın basın ve yayın kuruluşlarına giydirme cesaretinde bulunmuştu.

Ama seçimler öncesi milyon dolarları verip de o yaygın basında CHP’nin ilan ve reklamlarını yayınlatınca, söylediklerinin sadece yerel basın ile ilgili olduğu anlaşılmıştı.

Çünkü, o kartel basını dediği medyaya milyon dolarları gözünü kırpmadan akıtan Deniz Baykal, yerel basına da üçün birini göstermişti.

Benim asıl üzüldüğüm ise, yerel bir gazeteyi ayaklarının altına alarak çiğneyen CHP Lideri Deniz Baykal’ın, kalitesini gösterdiği bu hareketinden dolayı orada bulunan gazeteci arkadaşların gerekli tepkiyi göstermemesiydi.

İsterdim ki, oradaki tüm arkadaşlar Deniz Baykal’a yaptığı bu terbiyesizce hareket karşılığında hakettiği tepkiyi gösterip, orayı terkedeydiler.

Ne kadar güzel olurdu.

Bu hareketleri de, nasıl o gazeteyi yere atıp ayaklarının altına aldıysa, yine yaygın basın-yayın kuruluşlarında yayınlanıp, onun tavrına karşılık yerel basın mensuplarının da karşı tepkileri de yer alacaktı. Ama arkadaşlar büyük bir fırsatı kaçırmış oldular…

Okunma Sayısı: 185

Yazarın Diğer Yazıları

Başkan Adaylarını Açıklayın

Türkiye’de herhangi olağanüstü bir durum olmadığı takdirde (ki, bunu garanti etmek de mümkün değil ya!..)...

ATV’nin Nasıl Bir Ayrıcalığı Var?..

Geçtiğimiz günlerde bir kez daha yazdım, ama dayanamadık tekrar gündeme getirmekte yarar olduğunu düşündüm....

Fırsatçılara Fırsat Tanıyanlar!..

Malum önümüz Ramazan… 11 ayın sultanı, kutsal ay… Bu ayda dini duygularımız had safhaya yükselirken,...

Kim Durduracak Bunları?

Türkiye’de özellikle doğu ve güneydoğudan sonra, büyük kentlere sıçrayan, bombalama, patlatma ve orman yangınları ile...

Ha Tabanca… Ha Araba!…

Sabah haberlerini gazete başlıklarından okuyup, ilgi çekici olanların da spotlarını okuyan sunucu, bir haberin üzerinde...