Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Bindik Bir Alamete Gidiyoruz Kıyamete


31 Mart 2010 00:00

Yorum Yapılmamış

bindik bir alamete  / gidiyoz kıyamete
bindik bir alamete  / kıyamete amanin
yol dediğin yol gibi  / ulaşmalı bir yere
biz dön baba dönelim / geliyoz aynı yere
bu döngü kısır döngü  / başı varda sonu yok
dönüyom dönemiyom  / sonunda bir çıkış yok
yerel ve genel seçim  / seçin bakalım seçin
ki dön baba dönelim  / aynı yere gelelim
çete çeteye çatmış  / çete çete içinde
battık buruna kadar  / cafer getir peçete amanin
………
………
                              Cem Karaca

Yazın bir kenara… Erken yada zamanında bir seçim için herkes stratejisini şimdiden belirliyor. Görülen o ki, 2007 seçimlerinde Cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerinden yürütülmüştü tüm kampanya. Mağdur olan AK Parti yüzde 47’ye çıkmıştı. Şimdi kampanya demokrasi ve hukuk üzerinden yürütülecek. Bizlere gelişmiş ülkelerin seviyesinde bir yaşam biçimi vaat edenlerle, eskinin iyi olduğunu anlatanlar arasında yaşanacak tüm çekişme…

Yeni bir üretim tarzını anlamak ve anlamamak

Ülkede işler hiç iyi değil. Doğru. Bakmayın siz birilerinin iyi demesine. İşler gerçekten de kötü. Ama bir gerçeği de görmek gerekiyor. Dünyada ki yeni üretim tarzından bihaberlerin, şom ağızlılarında bugünü ve geleceği anlamaları da mümkün değil. Yani bilinen bir cümleyi şöyle değiştirmek gerekiyor. Bütün mesele yeni bir üretim tarzını anlamak yada anlamamak.
Türkiye’nin eskiden iyi olup olmadığı da tartışmalıdır. Öylesine uçmaya başladık ki, Türkiye’nin en iyi dönemi Cumhuriyetin ilk dönemleri imiş gibi bir hava çiziliyor. Yokluklar, yoksulluklar yokmuş gibi davranılıyor.

Dünyada iş bölümü yapılıyor. Herkes her şeyi üretmeyecek. Ya emek yoğunluklu üreteceksiniz yada sermaye yoğunluklu. Bazı ürünleri siz istenseniz de üretemeyeceksiniz. Yeni dünyada, eski üretim tarzında üretmeden de zengin olmak mümkün olacak. Çünkü yeni üretim tarzı yeni üretim ilişkilerini ortaya çıkardı. Yeni üretim ilişkileri yeni uluslararası ilişkileri. Yeni devlet biçimlerini. Yeni bölgesel işbirliklerini.

Dün emek yoğunluklu olan gelişmiş ülkeler bugün sermaye yoğunluklu ülkeler oldular. Onlar ithalat yapıyorlar. Dün araba, beyaz eşya üreten ülkeler bu üretimlerde ithalat yapıyorlar. Dün dünyanın en büyük tekstilcisi olan İngiltere artık tekstil üretiminde dünyada söz sahibi değil. 90’lı yıllarda Türkiye’nin yıldızı parlıyordu, artık Çin ve Hindistan’ın. Çünkü oralarda emek yoğunluklu. Siz aynı yolu izlemeyeceksiniz. İzlerseniz ise geleceğiniz yok. Aynı bakkallığın, at nalbantının günümüz dünyasında yürümeyeceği gibi.

İthal yapılarak da, ihracat yapabilecek yeni bir dönemin önü açılıyor. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde emek yoğunluklu sanayiler azalırken tabi ki, işsizlik büyüyecek. Sermaye el değiştirecek. Dünde değiştirmişti. Bugünde değiştirecek. Bundan korkmayacaksanız. Bu kötü bir şey değil. Dünyanın en büyük şirketi dünkü çelik üretiminde General Motors’du. Bugün ise iletişim şirketleri. İşte yeni dünyanın gerçeği.
Yeni zenginler ortaya çıkacak. Buda kötü bir şey değil. Dün dolar milyonerlerimiz bile yoktu, bugün dünyanın en çok dolar milyarderleri olan ülkelerin başında geliyoruz. Soruna nereden baktığınız önemli.

Muhalefet işsizlikle ilgili ne konuşuyor, ne öneriyor? Duyan var mı?

Evet gelelim ülkemize. Muhalefet sokakta işsizliğin, yokluğun olduğunu anayasa, darbeciler gibi konuların bilinçli olarak gündeme getirilerek gündem saptırıldığını söylüyorlar. Belki de haklılar. Ancak asıl soru şu. Hangi muhalefet partisinden emek yoğunluklu ve niteliksiz iş gücüne sahip ülkemizde hangi üretim alanlarında üreterek dünya ile yarış yapabileceğimiz ve ihracat yapacağımız konuşuluyor? Sorunun yanıtlarını ben duymuyorum, siz duyuyorsanız lütfen beni haberdar edin.

Eleştirmek tamam doğru. Ama ne yapılması gerektiğini de söylemek gerekmiyor mu? Anayasanızı demokratik bir anayasaya dönüştürmezseniz, dünyanın gelişmiş ülkeleri ile aynı işbirliği anlaşmaları içersinde olamazsanız. İşbirliği içersinde olamazsanız batarsınız. Ülkenizi gelişmiş ülkelerin hukuku seviyesine getiremezseniz, sermaye girişi sağlayamazsanız. Uluslararası sermayeyi topraklarınıza çekemezseniz martaval okur olursunuz. Vatandaşlarınıza hamaset yapmaya devam edersiniz. Geçici iktidarlar elde edersiniz ama dünyanın gelişmişliği içinde aynen Saddam’ın Irak’ı gibi olursunuz.

Ülkenizde terör devam ederken, kaynaklarınızı silaha ayırırken üretim yapamazsınız. İşsizlik sorununu azaltamazsınız.
Siyasetçilerin yolsuzluğunu konuşurken, bürokrasinin, askeriyenin yolsuzluklarını konuşmasınız, siyasetçiye, sivile öyle yada böyle dokunurken askeriyenin son 50 yılında yapılan ihaleleri konuşmasınız, emekli paşaların hangi bankaların başına pinekleyerek milyarlarca doların kimlere nasıl peşkeş çekildiğini konuşmasanız, 28 Şubat’ta bilmem kaç bankanın içinin nasıl boşaltıldığını konuşmaz ve sorgulamazsanız postalları yalamaya ve bunun adına da ulusalcılık ve miliyetçilik diyerek gün geçirmeye devam edersiniz.

Yeni süreçte ikili bir kutuplaşma daha çok hissedilecek

Evet, erken yada vaktinde seçimler yapılacak. Türkiye tarihinde ilk defa seçimler gerçek mecrasında tartışılacak. Türkiye’de uzun süredir yaşanan ikili kutuplaşma bu seçimlerde daha büyük hissedilecek.

Birinciler, herkes için ayrımsız demokrasi, hukuk, özgürlük ve ekmek talebi daha büyütecek. Terör durmadan, silaha ayrılan kaynaklar üretime ayrılmadan, yurttaşlarımız arasında ayrım yapmayan, ayrımsız eşit özgürlüklere sahip çıkan demokratik cumhuriyetidevleti yeniden inşaa etmeden büyük Türkiye Cumhuriyeti yeniden inşa edilemeyeceğini söyleyecekler.

İkinciler cumhuriyetin ve otoriter dev-letin aynı sürmesi için hamaseti büyütecekler. Milliyetçilik duygularımıza sesle-necekler, işsizlikten ve yoksulluktan dolayı gözümüzü korkutmaya çalışacaklar.

Ama bilin ki, tarihin tekerliğini geriye çevirmek mümkün olmayacak. Bakmayın siz tekere çomak sokma girişimlerine. Öyle yada böyle tarihin tekerliği dönmeye devam edecek.

Seçimlerde asıl kavga ve ayrışma bu mahalde yaşanacak. Ve bizim tercihimiz, Türkiye Cumhuriyeti’nin daha özgür ve demokratik olabilmesinden yana olacak. Çünkü zenginlik ancak böyle gelebilir. Yoksulluk ancak böyle yenilebilir.

Son söz: Demokratik olmayan ülkeler zenginleş(e)miyor. Zenginleşmeyen ülkelerde demokrasi, evrensel hukuk-adalet ve özgürlükler -hayat- zenginleş(e)miyor.

Okunma Sayısı: 150
Kategori: Ali TARAKÇI
Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları

Erdoğan Giderse Ne Olur?

Erdoğan giderse Türkiye Suriye’den çekilir. Erdoğan giderse FETÖ yeniden devlet olur. Erdoğan giderse APO affedilir,...

HDP’ye Kobani Operasyonları; Geçmişle ‘Hesaplaşma’ Vakti!

Neden böylesine bir dönemde HDP eski ve yeni yöneticilerine operasyon yapıldı? Kobani olayları nedeniyle yapılan...

CHP’Deki Bu Tartışma Kime Yarar? Vatandaş Kendi Derdine Yanar…

Vatandaşın tüketici kredisi ve kredi kartı borçları toplam 720 milyara yükselmiş. Açlık sınırı 2 bin...

Ah Muhtar Ah… Eksikleri Varmış… Televizyonu Yokmuş!

Bir Muhtar düşünün, sudan bahanelerle belediye tarafından yapılmış binaya taşınmıyormuş. Eksikleri olduğu için taşın(a)mıyormuş! Neymiş,...

Dünyada Üç Misli Artan Salgının Türkiye’de Yüzde 47 Artması Gerçek Olabilir mi?

Pandemi konusunda verilen veriler, ekonomik verilerimize benzemektedir.’ Rakamları vatandaştan gizlerseniz, var olan sorunu çözmüş gibi...