Yazar Portal | Turkiye Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

“Eğmeyen” ve “İtmeyen” Eğitim İstiyorum!

Yusuf Özkan ÖZBURUN

09 Ekim 2011 00:00

Yorum Yapılmamış

Amerika’da sayıları milyonları bulan bilinçli anne-babaların devletin eğitim sistemlerine çocuklarına emanet etmek konusunda mevcut milli eğitime güvenmeyip kendi kişisel girişimleriyle ev okulculuğu (home schooling) yaptıklarını duymuş muydunuz?

Tek tip adam yetiştirme anlayışı üzerine kurulu kalıplanmış okul müfredatlarıyla yetinmeyip, özel müfredatlar oluşturup uygulamaları, kendi aralarında dayanışma içinde birbirlerinin çocuklarına öğretmenlik yapmaları, eğitim ve öğretimin mekanını ve pedagojik yöntemini kendi kendilerine belirlemeleri de işin cabası…

Okul ortamlarının psikolojik ve fiili şiddete açık hale gelmesi hatta bu şiddeti üretmesi, uyuşturucu ve diğer zararlı alışkanlıkların edinilme mekanları haline gelmesi, zihinsel ve ahlaki bozulmaların temelini teşkil edecek davranış kalıplarının öğrenilmesine uygun zemin hazırlaması gibi pek çok faktör de bunu (evde okulculuğu) zorunlu kılıyor elbette….

Tek tip müfredatla sisteme uygun kafalar yetiştirmeyi amaçlayan, ‘iyi insan=iyi vatandaş’ anlayışıyla bireyi mevcut resmi ideolojiye göre kodlamaya çalışan ideolojik devletler (ki aslında devletin ideolojiden arınmış bir hizmet aygıtı olması gerekir), zihinler üzerinde faşizan bir tekel kurmaya çalışırlar.

Böylece temel amacı hür düşünen, üretken bir zihne sahip çocuklar ve gençler yetiştirmek olması gereken, insan yeteneklerini sonuna kadar geliştirmeyi amaçlayan, biçimsel bilginin (iki kere ikinin kaç ettiği, Alparslan’ın Malazgirt Savaşı’nı kaçta yaptığı, suyun kaç derecede kaynadığı gibi bilgiler biçimsel bilgidir) yanında ve hatta daha fazla ahlaki erdemleri yaşayarak kavratmaya adanmış, sınırlar ötesi düşünen ve hisseden, uluslar üstü boyutta kendini ifade edebilecek, kalbi ve ruhu aşkın bilgiye açık olgun insan yetiştirmek olan Talim ve Terbiye, ‘Milli Eğitim’e indirgenir, daraltılır ve baskıcı, otoriter bir mahiyete bürünür.

Hal böyle olunca daraltılmış, açıkça olmasa da yapısı gereği baskıcı, insanı geniş anlamda donandırmak yerine kendi resmi mantığına göre şartlandırmaya militanca inanmış, insan zihnine ve duygularına çok küçük yaşlardan itibaren sistemli olarak müdahale ederek onun farklı ve üretken (creativ) yanlarını budayan, adeta yetenek ve düşünce özürlü hale getiren, ödül ve ceza, başarı ve başarısızlık anlayışını da bu zihniyet üzerine kurup eğitimden geçenleri köpeğin kuyruğunu yakalamaya çalışması gibi bir kısırdöngüye mahkum eden bir eğitim biçimi ortaya çıkar. Bu eğitim, her insan tekini ‘eğen’ ve ‘iten’ bir sisteme dönüşür… Eğitim hürleşme yolu olmaktan çıkar, daraltılmış kafalar, söndürülmüş gönüller, kısırlaştırılmış yeteneklerden oluşan bir esaret biçimine dönüşür. Bilgisi arttıkça sıkıntıları artan, öğrendikçe zihni miyoplaşan, eğitildikçe yetenekleri yavanlaşan bir kesin inançlılar topluluğu (bir tür zombiler de diyebiliriz) ortalığı kaplar. Bu tür kapalı sistemlerde okul binaları bir kışlaya ya da hapishaneye, öğretmenler gardiyana, idareciler hapishane müdürüne, pisikolojik rehberlik uzmanları da hapishane papazına dönüşürler… Temel amaç bu genç kitlenin beyinsel ve bedensel enerjisini kontrol edip gütmek olur… Sözkonusu enerjiye bir mecra hazırlayıp insani gelişim ve verim yönünde sevketmek gözlenen bir durum değildir…

Kainat ve ötesine uzanan bir boyutta düşünen, dünya kültürü olan, ahlaki erdem derinliğine sahip, yetenekleri üst düzeyde gelişmiş her insan ideolojik devletin kurmaylarını korkutur, bürokratik rejimi (demokratik rejimi değil) ürkütür, büyük sermaye sahiplerini tedirgin eder (yeteneksiz yığınlar ucuz işgücüdür çünkü ve bu vahşi sermayenin müthiş işine gelir, pazarlık gücü olmayan vasıfsız insan tipi onlar için idealdir)…

İşte bu yüzden eğitim ve toplum üzerinde devletçiliğin ve milliyetçiliğin derinden hissedildiği toplumlarda insanlar içine çekilir, üretkenlikleri biter, basit birer uygulayıcı haline gelirler. İleri düzeyde, sanat, edebiyat, düşünce ve bilim oluşturamazlar… Gündelik hayatın baskıcı çarkının dönmesine yardımcı olacak ucuz, pespaye, derinliksiz, anlık haz ve unutmaya dayalı bir ‘zanaat’ kültürü ortaya çıkarırlar… 1917 bolşevik devriminden sonra Rusya’da dünya çapında bir düşünür, edebiyatçı, bilim adamı vs.nin çıkmamasını ne ile açıklarsınız? Aynı durumu Türkiye’nin tek parti ve sonrası dönemine de uygulasanız üç aşağı beş yukarı aynı vahim manzara ile karşılaşırsınız…

Konuyu teorik düşünme biçiminde daha fazla devam ettirmemiz mümkün olduğu halde daha somut hale getirecek olursak; kanaatimiz o ki,

a) ‘Okul’ ve ‘başarı’ya bakışımızı yeniden gözden geçirip bazı köklü girişimlerde bulunmamız zorunludur. ‘Okul’un yanında ve paralelinde evin bir okul haline getirilmesi, evde daha geniş ve derin bir anlayışın çocuğa ve gence kazandırılması kaçınılmazdır.

b) ‘Zeka’ ve ‘başarı’ ilişkisinin herkese özel ve özgü ele alınması, öğrenciye (talep eden demek daha isabetlidir) özgü bir yaklaşım benimsemek daha isabetli olacaktır. Hatırlarsanız, çok kısa bir zaman öncesine kadar, (hatta hala günümüzde bile) zekanın bir sayısal bir de sözel olmak üzere iki tür olduğuna inanılırdı ve öğrenciler buna göre acımasızca kategorize edilirdi (ki halkımızın çok büyük kısmında bu anlayış bugün bile devam etmektedir). Kafası matematik ve fenne yatkın olan çocuklara aferin çekilir, adam olacak zeki çocuk muamelesi yapılır, sosyal alana yatkın olan çocuklara çoğunlukla idiot, embesil ya da moron gözüyle bakılırdı. Bu zihniyetin kıyımından geçmiş nice kuşaklar nice zeki insanlar vardır ki hadde hesaba gelmez…

c) Ödül ve ceza sistemini klasik koşullandırmanın kamçısına dönüştürüp, öğrenmek için değil not alıp sınıf geçmek ya da sınav kazanmak için öğrenen bomboş insanlar yetiştiren mevcut yapı sorgulanmalıdır…

d) Başarılı olmayı sadece yüksek puan almak, yüksek not almak ya da iyi bir üniversiteye girmeye endeksleyen, bir insanın potansiyelini açığa çıkarmasını, ahlaki erdemler kazanmasını, ruhsal ve manevi disiplin kazanmasını, yeteneklerini keşfedip geliştirmesini başarıdan saymayan mevcut algılama gözden geçirilmeli ve çocuklara bu yeni çerçevede muhatap olunmalıdır…

e) Bataklığı kurutmadan ya da yeni ziraat alanları açmadan sivrisineklerin etkin yöntemlerle öldürülmesi üzerine kafa yormanın faydasız olduğunu bilerek saydığım bu maddeler yazının diğer kısmıyla bağlantılandırılıp yeniden düşünülmelidir….

Okunma Sayısı: 80

Yazarın Diğer Yazıları

Modern Dünyada Aileyi Anlamak (II)

Evimizin ya da apartman dairemizin kapısından adımımızı atar atmaz bir maskeli balonun içine düşmez miyiz?...

Modern Dünyada Aileyi Anlamak (I)

Meşhur Byron, “Şaşırtıcı olan şu ki, ne kadınlarla ne de onlarsız yaşanamaz” demekle, erkek olan...

Seyyah ve Turist

Seyyah, bir gezinmeci değildir. Gezdiği yerlerin koleksiyonunu yapan bir mekan oburu hiç değildir. Arkasına pervaneli...

“Biz” Deyince ne Anlıyoruz?

İnsanın kendini tanımlama girişimi (haddini bilme), temel varoluş gerekçesini oluşturuyor. Tanımlama, ancak kendine kıyas edeceğin,...

“Dindar Nesil” Nasıl Yetişecek?

‘Dindar’ kelimesini duyar duymaz zihni ‘kindar’ çağrışımından öteye zihni erişemeyen, kırmızı görmüş boğa gibi burnundan...