Yazar Portal | Turkiye'nin Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Süvedâ’ya Mektup (VII)


23 Ağustos 2010 00:02

1 Yorum

“O sabır ağacında meyve geç olgunlaşır.”
 
Sabretmek kolay değil, hele beklenen sevgiliyse. Sabırsızlığımızın kaynağı, fıtrâtımızın mayasıyla ilgili olabilir mi? Olgunluk, teslimiyetle mi tecelli eder? Aşkıyla beni alabora eden güzel, bunca yaşattığın karşısında hâlâ sana karşı ikilemler yaşamam, aşkın yolunda daha kemâle eremediğimi mi gösteriyor?

İnan ki, Nirvana’ya ulaşmak sana ulaşmaktan kolay. Seni ilk defa gördüğüm yerde nöbetteyim; ama sen yoksun. Geleceğine inanıyorum; fakat beklemek o kadar zor ki, zaman zaman uyanıkken bile kabuslar görüyorum ve hüzün yağmurları birden bire sağanak halinde yağmaya başlıyor. Adını bile bilmediğim sevgili, sen masumsun. Bu hale düşmemde tek suçlu var, o da benim. Ziyân ettiğimiz şu günleri geriye getirmek keşke mümkün olsaydı.

Bazen, simânı ilk gördüğüm an, sana dair duygularımı açıklamadığım için nedâmet duyuyorum. Ahmaklığıma ve basiretsizliğime yanıyorum. Habire, buluşmamıza ait kurduğum hayaller hafızamı meşgul ediyor. Her şeyim sen oldun; gecem de, gündüzüm de…

Her türlü sıkıntıdan azâde olmuş bir gönlün sarhoşluğunu bozacak tek şey, beklenip de gelmeyen sevgilidir. Benim gibi, felâketini kendi hazırlayan başka biri bulunabilir mi? “Kapı ne kadar büyük olursa olsun, onu açan küçük bir anahtardır.” Sözündeki inceliği kavrayamayanlar, kapının büyüklüğüne takılıp kalanlardır. Oysaki anahtarın adını bilenler, mutlu sona ulaşanlardır. Her kapıyı açan tek bir anahtar var sevgili, onun adı da: Cesaret.

Senin yokluğunu, ancak Divan şairlerin beyitlerini anlamaya çalışırken unutuyorum. Fuzuli, Baki, Nef’i, Nâili… Fuzuli, gereksiz, beyhude; Baki, sonsuz; Nef’i, faydalı olan; Naili de, erişen demek. En çok da Naili’yi kıskanıyorum mahlasının anlamından dolayı. Acaba ben sana kavuşabilecek miyim? Vuslâtın o dayanılmaz ateşi bizi de yakacak mı? Kendimi şair olarak görmesem de, bana yakışacak isim herhalde, “Nihâni” olurdu. Gizli sevdâ çektiğimden ve bendeki gizleri açığa çıkartacak, ruh eşimi bulamadığımdan dolayı.

Ne olursa olsun, bekleyeceğim. Ab-ı hayâtımı bir kez bulmuşken, kaybetmeyi göze alamam. Seni gördüğüm an, cesaretimi kıran, aşkımı sana söylemekten kaynaklanan bir korku değildi. Alacağım cevaba karşı içimde yaşadığım çelişkiydi.

Aşkımızın fidanını, senden izinsiz büyütmeye başladım sevgili. Gün geçtikçe gelişiyor ve gürleşiyor; zamanı gelince de, meyve vermeye başlayacak. Olgunlaşıp da dalından koparılmayan her şey yere düşer, ziyan olur. Aşkımızın hebâ olmasına izin verme. Yokluğuna dair gönlümden yayılan serzenişlerimi duy ve geç olmadan gel be güzel.

Mehmet Nuri PARMAKSIZ

Okunma Sayısı: 95

Yazarın Diğer Yazıları

Türk Edebiyatında Mektup Geleneği

Mektup, “Bir şey haber vermek, bir şey sormak veya istemek için, birine çoğunlukla posta yoluyla...

Ses ve Ahengin Önemi Üzerine

SES VE AHENGİN ÖNEMİ ÜZERİNE “Onlar ki kelâma can verirler” Şeyh Galip Her şair az...

Unutulmuş Bir Şair: Asaf Halet Çelebi

UNUTULMUŞ BİR ŞAİR: ASAF HÂLET ÇELEBİ “Bir aynada bambaşka zamanlar gördüm Geçmiş gelecek bir sürü...

Süveydâ’ya Mektup(XVI)

“Gamzende gizli bir dünyâ, kaşından öte yol mu var?” İdealsiz ve öylesine yaşarken, kaderin cilvesiyle...

Cahit Sıtkı Tarancı ve Şiir

ŞAİR OLMAYI MEFKÛRE EDİNMİŞ BİR ADAMIN ŞİİR GÖRÜŞLERİ CAHİT SITKI TARANCI (Bu makale, Tasvir Gazetesi...

Yazıya Yapılan Yorumlar

  1. Çapar Kanat dedi ki:

    Yazınızı okudum.
    Çapar Kanat
    Çiftçi-Çiğ Süt Üreticisi

Yorum Yazın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

Yukarı