Yazar Portal | Turkiye'nin Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Sokratın Papazları

SANATA DAİR
Prof.Dr. Levent SEÇER

10 Eylül 2018 00:02

Yorum Yapılmamış

Mistisizmi yaşayan bir toplum, ve  aldığı din afyonuyla günlerdir hatta yıllardır uyuduğu uykudan bir türlü uyanamayan, ama uyandırıl mayan korkak bir toplum değil miyiz?

LORD BERTRAD RUSSEL  ” Sokrat kötü bir papazdı ”  dediğinde, şimdi benim ülkemde topluma narkoz veren kaç papaz var acaba?

Bu papazlar yıllardır topluma din saygınlığını kullanarak, sen görme, duyma, anlama, ama sadece alkışla diye mistisizmi aşılamışlar. Kendi çıkarlarını geleceklerini düşünerek, her zaman inanç saygınlığının da adının yerlerde kalması onların umurunda olmamış.

Siyasette politikacının kendi itibarını kişilik ve saygınlığını kazanmış olması gerek. Bugüne baktığımızda bu saygınlığı hak eden kaç siyaset adamı var acaba?

Şimdi Sokratın Papazları dediğimizde, acaba günümüz Türkiye’sinde kaç papaz var dersiniz? Türkiye Atatürk devrimlerinden sonra belkide ilk defa çok önemli bir sınavdan geçecek, seçimler yaklaşırken yaşananlara baktığımda, benim ülkemi yönetecek nitelikte bir lideri göremiyorum.

Şimdi sorsanız, acaba  neden siyaset yapıyorsunuz, ya da yıllardır hala o koltuğa bağlanmanızın nedeni nedir deseniz, öyle sanıyorum ki buna sağlıklı bir yanıt verecek bir siyaset adamına rastlamak mümkün değil.

Ülke çıkarlarını gözeten, adalet hak hukuk diyen, insan hakları ve özgürlükleri konusunda kararlılık gösteren, demokrasinin bir hoşgörü kültürü olduğunu, kavgaya yer olmadığını, özgürlüklerin ve her türlü düşüncenin koruyucusu olduğunu unutmayan, uluslararası saygınlığımızın daima önemini kavrayan, sanat ve sanatçıya her zaman destek olan, yoksula insanca davranan, kadın haklarına saygı duyan, düşüncesinden dolayı yazar düşünür gazetecinin hapsedilmediği bir ülke sözü verebilen, en önemlis yalan söylemeyen ve namus şeref değerlerinin asla dışına çıkmayan, vatandaşını korkutmayan gülen insana huzur veren bir lider resmini görmek nasip olacak mı?

İşte bunu söylemek mümkün değil, öyle sanıyorum ki bunları sorgulayacak bir toplum var mı derseniz, işte bunu görmek de hiç bir zaman gerçekleşmeyecek biliyorum. Korkan mutsuz bir toplum nasıl kendini yöneten biri ya da birilerini sorgulama cesaretini kendisinde görebilir? Siyasetin içine kavgayı ve korkuyu getirmek, toplumun korkarak yaşamasını ve sonrasında  istemediği halde teslim olmasının adını var olan anlayışın koyması çok kolay. Özellikle Türkiye 24 Haziranda yeni bir döneme girecek  çok önemli bir değişim yaşayacak,  toplumun  yeni bir tarihin adını koyması için kendi kararını özgürce korkmadan vermesini sağlamak, daha şimdiden özgürlüklerin kısıtlanması ve korkuların yaşanması demokrasinin hala yaşanmadığı bir düzende daha da tıkanıp kalması demek değil mi?

Kısır çatışmalar her geçen zaman kendini göstermeye başladı, demokrasi kavga etmek değildir, kendi içinde tüm değerlerini kaybetmiş, uluslararası saygınlığının yok olduğu, ve siyasal söylemlerin   çağdaş düşünce anlayışının dışına çıkarıldığı biçimde açıklamalar yapmak sözde bir demokrasi anlayışına hizmet eder.

Toplumun olayları algılama biçimi yok, sadece dinliyor bakıyor alkışlıyor ve neden alkışladığının bile farkında değil.

Ömer Hayyam demiş ” Celladına aşık olmuşsa bir millet, ister ezan ister çan dinlet, şayet hiç bir şeye itiraz etmiyorsa sürü gibi illet ona, müstehaktır  yaşadığı yaşayacağı her türlü zillet” Gelecek zamana baktım yaşanacaklara, otoriter bir anlayışa teslim edilen sistem de tüm çağdaş değerlerin tükenmesi anlamın geliyor. Parlamenter sistemin yok sayılması demokrasinin bütünüyle unutulması değil mi? Tek bir anlayışın kararıyla demokrasi nasıl toplumsal yaşamın içinde yer alacak acaba? İnadına parlamenter düzenden vaz geçip adının hala belli olmadığı bir sisteme sürüklenmenin  maksadını topluma nasıl anlatmak gerek, anlatmak gerek ki gerçekler yaşanası biçimde ortaya çıkarılsın. Ama kör olmuş, sağır olmuş duymayan bu toplum 16 yıl değil 26 yılda geçse, ve hala yaşıyor olsa da  her defasında inançlara olan duyguların sadakatini kullananlara inanacaktır.

Demokrasi çok seslilik her türlü düşüncenin özgürce paylaşılması demektir, bugün düşünen yazan aydın yazar gazeteci hapsedilmişse, ve düşüncelerini toplumun aydınlanması konusunda paylaşamıyorsa, ve sokağa çıkıp özgürce ben yaşamak istiyorum Atatürk’ü seviyorum, insanca yaşamak hakça yaşamak özgür olmak istiyorum deme şansı yoksa ve en kötüsü korkuyorsa , hala ortaya çıkıp topluma yalan söylemenin ve Türkiye özgür demenin bir anlamı var mı kendini sanatçı sananların, ”Avrupa da sokağa tüküremezsiniz ama Türkiye’de her şey özgürce yapılıyor” demiş.

Özgürlüğün hala ne anlama geldiğini kavrayamayanların  birilerine zaman zaman yaptıkları bir yağdanlık yalakalık değil mi?

İnsan hak ve özgürlüklerinden anlamayanlar nasıl oluyor da böylesine anlamsız açıklamalar yaparlar anlamak mümkün değil. yere tükürmemek bir toplumsal kültürün göstergesidir. Ama kültürden anlamayanaların böyle açıklamalarının sadece  yalakalıktan öteye geçmediğini görmek gerek.

2018  seçimleri bana göre yeni bir tarihin yazılması demektir, bu yeni tarihin adı da özgürlüklerin mutluluğun huzurun adının yazılması anlamına geliyor.

Tarih Cumhuriyeti yazdı bir kere ve asla silinmesi mümkün değil, Atatürk devrimlerinin aydınlığın çağdaşlığın şimdi daha da güçleneceğini düşünüyorum. Türkiye asla karanlıklara geri dönmeyecek buna inanıyorum. Toplum yaşadığı Mistisizmin etkisinden kurtulabilir ve gerçekleri görebilirse, her birine Sokratın papazları dediğimiz liderlerin, şimdi söylemlerinde daha gerçekci olmalarını ve topluma daha inandırıcı kalıcı huzur ve mutluluk özgürce bir yaşan özgür olabilmenin değerlerini anlatmaları gerekmez mi?

Siyasi anlayışların birlikte paylaşıldığı bir Türkiye, şayet her şey vatan içinse gerisi teferruat değil mi? Bir dönem biter, bir dönem başlar , inat siyaseti içinde olmanın ülkeye ne kadar zarar verdiğini görmek gerek. Darmadağınık bir gösteri, kendi inandıklarına düşüncesine sahip olduğu siyasi anlayışa bağlı kalmayıp, hepsine ihanet etmenin acaba yaratacağı çağrışımların farkındamı Sokratın Papazları demek geliyor içimden.

Ama her şeye rağmen aklıma gelen tek çözüm, Çağdaş bir demokrasi anlayışı, İnsan hak ve özgürlükleri  Atatürk cumhuriyetinin sonsuza kadar aynı saygınlıkta kalması.  Bu sefer inanıyorum ki Türk halkı bunu görecek ve Aydınlığı seçecektir. Türkiye Bunu hak ediyor Karanlıkları değil.

Prof . Dr. Levent Seçer

Okunma Sayısı: 8

Yazarın Diğer Yazıları

CHP Artık Kendisini Sorgulamalı.

Seçimler sonrasında yazıp yazmamak konusunda çok düşündüm. Ama her şeye rağmen toplumun her konuda aydınlatılması...

Karanlık Her Yeri Kaplamasın…

Okumayan okuduğunu anlamayan duymayan sağır kör bir toplum nasıl gerçekleri görebilir anlayabilir?  24 Haziran da...

Karanlık Her Yeri Kaplamasın…

Okumayan okuduğunu anlamayan duymayan sağır kör bir toplum nasıl gerçekleri görebilir anlayabilir?  24 Haziran da...

Tükenen Özgürlük…

Özgürlük dediğimizde önce KÜBA geliyor insanın aklına,  devrime özgürlüğe adını yazdıran  CHE GUEVARA’nın Küba da...

Adını Unutan Kadın…

Özgür olmayı insanca bir yaşam için hayata tutunmayı, insan olmanın anlamını sevginin değerini kul olmamayı,...

Yorum Yazın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

Yukarı