Yazar Portal | Turkiye'nin Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Bakanlar ve Görenler!

İSTANBUL GÜNLÜĞÜ
Mehmet Emin BALLI

16 Ekim 2017 00:04

Yorum Yapılmamış

Bakmak sıradan, görmekse derinliği ifade eder. Bakmak sadece gözle, Görmekse aklın kalple göze sirayet etmesiyle gerçekleşir. Baktığını görür, işinizi severek ve tekniğinde yaparsanız her zaman sizi yukarı taşır, istisnalar hariç!.. Bir kez daha yaşayarak tecrübe ettik…
Hemen söyleyelim, bu bir övgü değil, realitenin ta kendisidir; ne de olsa öğrenmenin yaşı yoktur ya ta beşikten mezara kadar, biz de hem öğretici hem de öğrenci olmaya devam ediyoruz.
Allah hamuruna koymuşsa çok yönlü yetenek sihibidir bazı insanlar – neye el atsak yakışıyor sanki- farklı yeteneklerimizin keşfi için her sene mutlaka bir kursa giderim.
Bildiğiniz gibi Halk Edebiyatı Dergisi diye aylık dergi çıkartıyoruz arkadaşlarımızla beraber. Edebiyat demek, yazmak ve yeni şeyler üretmek demektir. Bizlerde işimizi önemsediğimiz için kes-kopyala-yapıştır değil, Özgün yazın ve tasarımları önemsiyoruz. İşte bendeniz derginin grafik tasarımını yaparken en çok görsellerde zorlanıyorum. Malumunuz görselliğin ön plana çıktığı bir çağdayız. Edebiyat dergisi sadece yazılardan ibaret değil, uzun yazıların arasına arada bir görsellik serpiştirmek gerekiyor. Bunu da yaparken internetten indirmek değil kendi görsellerimizi kullanmak önem arzediyor. Hatta yazdığım kitaplarda da bu eksikliği hissediyorum. Bende kendi özgün görseller oluşturmak için uzun zamandır bir arayış içine girmiştim.
Bu ihtiyacı gidermek için karakalem çalışması için kursa gitmeye karar verdim. İşte, iki gün önce başvurduğum bu kurs ile ilgili anımı paylaşmak istiyorum sizlerle:
Bakmayın siz eskisine, şimdi İSMEK kursları çok daha kaliteli. Hocaları seçilerek geliyor. Bende İSMEK Karakalem kursu için bu sene başvurdum.
Kursların açıldığı gün İSMEK’ten bir mesaj aldım: 10.08.2017 günü saat 10:00 da, Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde sınavınız var! Neyse o gün geldiğinde 35×50 duralit resim kâğıdı, bir kurşun kalem, silgi ve kalem tıraşı alıp, Pazar günü bir çoğu evinde mışıl mışıl yatarken, bendiniz üşüten yağmur cisesinden korunmak için sarıldığım sımsıcacık şemsiyemin altında yollara düşüyorum.
Tam saatinde istenilen yerdeyim. Kapıdan selam verip giriyorum. Sınavın başlamasına birkaç dakika kala etrafımı gözlemliyorum, ben hariç hemen hemen herkes birbirini tanıyor!
Sınav hocaları geliyor ve biri prosedürü anlatmaya başlıyor: “2. seviye Karakalem çalışmasına katılabilmeniz için, şimdi tahtaya yazacağım şu 5 sorudan sınava tabisiniz; Perspektif, Oran orantı, Işık gölge, Tonlama ve Kompozisyon yerleştirme. Her birinden 20 şer puan alacaksınız. Şimdi 5 adet obje koyacağım bunlara bakarak bu sorular ışığında çizim yapacaksınız. Başvuran kişi sayısı 50 ama sadece 20 kişi alabileceğiz. Çünkü mekan sıkıntımız var tek sınıf olacak!” Sonra da masa üzerine koyduğu toprak testi ve sağına bir kitap, onun üzerine taze yeşil biber, soluna bir cam su bardağ, onun da önüne bir küçük krom çaydanlık yerleştirerek, “Başarılar dilerim 2 saatiniz var!”
Deyince, o an benim omuzlarım düşüyor! Ne tahtadaki soruların mahiyetini biliyorum ne de ilk 20 kişi içerisine girmenin ne mümkün olabileceği! Halbuki hem çok hevesim var bu işe, hem de ihtiyacım!
Neyse, ben çaresiz önümdeki objelere gözlerimi dikerken, sınıftaki diğer kişiler hızla kaleme sarılıp çizimlerine başlıyorlar. Sonra başımı etrafa çevirip 5 dakika onları izliyorum. Her biri, gözlerini yumarak ellerindeki kalemi havaya kaldırıp önümüze konan objelere doğru tutarak mesafe ölçer gibi bir şeyler yapıyorlar. Bir de sağım ve solumdakilerin önlerine açtıkları 10-15 kalem çeşitlerini görünce iyice tırsıyorum. Sınav hocasının arada bir konuşmalarında dayanarak tahmin yürütüyorum ki sınıftaki hemen hemen herkes Karakalem 1. Seviyesini bitirip gelmişler! O an alıyorum ki doğru yerdeyim ama doğru zamanda değil!
Derin bir tasavvurun ardından, gözlerim masa üzerindeki objelere kilitleniyor ve onlar sanki dile gelip “Sen 15 yaşında liseler arası resim yarışmasında 1 incilik ödülü almamış mıydın? Korkma, ne görüyorsan onu çiz ve arkana da bakmadan çık git” diyorlardı adeta.
Her zamanki gibi, bir gayretle silkiniyorum ve “Bismillah” deyip, önümdeki resim kağıdını ortalayıp ilk kalem vuruşunu yapıyorum. Belki de hayatımda ilk defa kopyalama yapıyor ve ilk defa duygularımı karıştırmadan ne gördüğümün aynısını çiziyordum. Halbuki kitap yazmak için, tarihçilerin çektiği fotoğrafa aklıyla bakıp duygularıyla resim çizen bir tarihi romancı olan ben!..
Herkes kafasını kaldırmadan harıl harıl önündeki kağıt üzerinde yoğunlaşıyor. Bense onların aksine sürekli objelere bakıp inceliyorum.
Oturduğumuz yuvarlak masa etrafında onların çizdiklerini görmek mümkün, ben de sınavın bitmesine az süre kala etraftakilerin resimlerine göz ucuyla bakıyorum ve o merakım beni çok şaşırtıyor! Zira çizilenler resim değil adeta birer tablo gibi duruyor!.. Çünkü süslü-püslü ve özentili çizilmiş resimler karşımda duran objelerden çok daha güzel(!)
Benim çizdiğim resimse adeta köylü kadın sadeliğinde, süslenmemiş:)
İşimi bitirdiğimi düşünerek, resim kağıdını çevirip arkasına adımı soyadımı yazıyorum. Sonra da yerimden kalkarak sınavımı sonlandırmak için sınav hocasına yönleniyorum ve kağıdı uzatırken sınav hocasından, “Daha 20 dakikanız var, acele etmeyin isterseniz, üzerinde biraz daha çalışabilirsiniz, mesela gölgeleme falan…! Deyince, tebessümle, “Resmi ilk veren ben olmayıp” farklı bir düşünce ile yerime geri dönüp, objelerin üzerinden bir kez daha geçiyorum. Biraz daha dikkatli bakınca da testinin üzerindeki ince çatlakları fark edip onu çiziyorum ve biraz daha ışık yansıması ile gölgeler üzerinde duruyorum.
“Sınav süresi bitti” denince, herkesle birlikte resim kağıdımı teslim edip sınavdan karamsar ayrılsam da dilimde şöyle bir duaya dönüyor; “Yarabbi niyetimi biliyorsun, heves değil bu bir ihtiyaç!” ve ıslak şemsiye altında evimin yolunu tutuyorum.
Eve geldiğimde, oğulcuğum, “Baba nasıl geçti sınavın?” diye soruyor. Bense, yukarıdaki yazdıklarımı anlatınca “Olmadı seneye 1.Seviyeden başlarsın, hayırlısı olsun!” diyor.
Fakat çizdiğim resimdeki gayretimi görmüş olmalılar ki kıymetli hocalarımız;
Hemen ertesi gün cep telefonuma bir mesaj geliyor: “Bağlarbaşı İSMEK’te katılmış olduğunuz Karakalem 2. Seviye sınavında başarılı oldunuz 15.10.2017 saat:09:00 dersleriniz başlayacaktır.”

Okunma Sayısı: 48
Etiketler:

Yazarın Diğer Yazıları

Sakın Hastalanmayın!

Hastalanmamak mümkün mü, evet mümkün/se… Hastalıktan değil, Hastaneye gitmekten korkuyoruz! Çünkü hastaneler yetersiz… Doktordan değil,...

Suçlu Kim?

Kim suçlu; Öğretmen mi? Öğrenci mi? Sistem mi? “Matematikten 1 soru çözen, kimyadan, fizikten 1...

Soyağacı Uyarısı!

Birçok insan dedesinin Ertuğrul Gazi’ye dayanacağını zannetmiş olacak ki, ilk günden e devletin yeni soyağacı...

Zeytin Dalı’ndan Zeytin Dağı’na!

Türk ordusu, terör tehdidini yok etmek için sınır ötesi operasyonda… Ayakkarınıza taş değmesin Mehmetçik… Zor...

Neyiniz Vardı da Osmanlı Sizi Sömürdü!

OSMANLI NEYİNİZ VARDI DA SİZİ SÖMÜRDÜ! Makalemize, Profesör İhsan Süreyya Sırma’nın bir anısıyla başlayalım: “Kuveyt’e...

Yorum Yazın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

Yukarı