Yazar Portal | Turkiye'nin Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Kızıma Mektup


11 Ekim 2010 00:01

Yorum Yapılmamış

Sonsuz sevgilerimle Kızıma…

Annen o muhteşem kadın, onca yaşanmışlığımın belki de en uzak değerli yıldızı, tanıştığımızda tüm hızıyla atan kalbim sanki bir lokomotifin son sürat gidişi gibi çırpınıyordu onun için göğüs kafesimde, hatırlıyorum da anlamsızlığın her tonunu barındıran yaşam skalasının renkleri arasında, yüzümü güldüren en güzel bağıştı ömrüme, hayatıma sevinç getiren yüreğimi yassılaştıran soğuk sinirimi içimden söküp alandı o.

Yitirmeyi aklımızdan bile geçirmediğimiz her değer bizimle ömür boyu hüküm sürebilir, yaşama müdahale etme ve kontrol şansımız olmayan dönemler vardır. 

Prangalanırız, isyan etmeden yaşamaya devam etmemiz gerekir tüm gücümüzle. Soğuk bir duvar dibi dilencisi gibi yığılıp kalmıştım sancılıydım, güzel yıldızımın yakın bir zaman sonra ellerimden kayıp gideceğini öğrendiğimde.

Kısa zamana sığdırabildiğim onu mutlu edebileceğimi düşündüğüm her yolu denemek için programlar yapıyor, yüzündeki gülümsemenin bir güneş gibi parlamasını sağlamaya çalışıyordum sürekli.

Koyu siyah saçlarının tel tel omuzlarına dökülüşünü izlediğimden habersizce, yanıma her gelişinde teninin kokusuna hasret düşeceğimin üzüntüsü içimi burkuyordu.

Yaprak gibi titriyorken kalbi, ellerini ellerimin arasına alıp birbirimizi kaybetme korkumuzu uyutup öylece susmaya niyetleniyorduk, tahta verandadan örülü balkonumuzda hamağın üzerinde en parlak yıldızın hayatına imreniyorduk, dolunayın ışığında üzerimize gelen hafif ısırgan rüzgârın rehberliğinde.

Farklı zamanların güneşiyle annenin yanında erkenden uyanıyor, mahmur uykulu yüzünün alnına yakışan arenasına bir öpücük konduruyordum ve yüzünün ayın hilal hali gibi güzelliğini yanaklarının ortasında beliren küçük çukuruna imreniyordum, gözlerimi rüyada olmadığıma inandırırcasına ovuşturarak.

Günün tüm saatlerini her anı değerlendirdiğimiz bir sürecin içerisinde çalkalanmaya başlamıştık, üzüldüğümü anlamasın diye türlü soytarılıklar yapıyor acıdan sarmalanmış yığınlar oluşturmamaya çalışıyorduk kendimize.

Birlikteliğimiz süresince hiçbir ayrıntıyı atlamadığımızın farkındalığıyla yeniden çoğalmak değimine yaklaşıyorduk, sanki her yeni gün birbirimizi yeniden keşfe çıkan seyyahlar gibiydik birbirimizin zihninde.

Sürekli yenilenmek kızım, bizim en iyi yapmaya çalıştığımız şeylerden birisi buydu sanırım, birbirimizin hayatlarına müdahale etmeden düşüncelerimizin zıt farklılığında yenilenmesine mutlu oluyorduk.

Bizim için uzun bir uğraştan ibaret değildi sevgi, değersizlikleri uzaklaştırıp anlam kazanmasını istediğimiz duyguları ve yaşadığımız güzel anların hatıralarını yeniden paylaşıp, mutluluğu çoğalttığımız bir oyunumuz vardı.

Adı ise ‘’suyun yüzüne bakmak’’ su damlası durduğu yerde uzun süre dayanamaz, ya buhar olacaktır ya da toprağa düşüp can suyu, sona doğru yaklaştığı düşünülse de hiçbir ayrılık bir son değildir.

Yağmurun her yeryüzüne düşüşünde birbirimize daha sıkı sarıldığımız günleri hatırlıyorum, Tahtadan dağ evimizin şöminesinde alev alev yanan bir ateşle bütünleşmişçesine ısınıyorduk, pencere önü kedileri gibi kararan gökyüzünün ne denli sinirlendiğine şaşırıyorduk, tabii ki ilk şaşkınlığımız değildi bu. Sadece ‘’ suyun yüzüne bakmak ‘’ için oyunun başlangıç noktasıydı.

Eğer sever gibi sarılırsan bir su damlasına, asla kendi yansımanı göremezsin bunu unutma, işte bu oyunun en önemli kuralı buydu, asla bir başka su damlasına gereğinden fazla sarılma.

Çünkü çok fazla sarıldığında karşındaki su damlasında kendi yansımanı göremez hale gelebilirsin, oysa olması gereken karşındaki su damlasında yansımanı görebilmektir, yansımayı ortadan kaldırırsan oyun başlamadan biter.

Sonun bir başlangıç olacağını kontrolsüzlükle tayin edemezdim.

Öfkenin insanı başkalaştıran zayıflığa sürüklediğine şahit olmadık, nedeni ise birbirimizi kendi eşitsizliklerimizle boğmadan sevdik, birbirimizin doğru olduğunu düşündüğümüz gerçekliklerini birbirimize dayatmadık ortak noktalarımızın güzel yanlarını bütünleştirdik.

Kimliklerimizden sıyrıldığımız son günlerimizdi onunla, bütünleşik bir yarım adaydık sanki niteliklerimizin bilincinden uzak, yaşamın tuzaklarından sıyrılmış ve gülümseyerek yalınlaştığımız yolculuğa hazırdık artık.

Onu Son yolculuğuna uğurlarken bana kimsenin hiçbir şeyin esaretinde kalmamam gerektiğine inandıran bir söz verdirdi ve korktukça tutsak, umut ettikçe özgür olabileceğimi tekrarladı.

Şimdi soracaksın bir gün bana ölümden sonra hayat varmıdır? Baba diye

Vardır elvet diyemem, yoktur demeye de dilim dönmez, bilmediğim bir düşü sana görüyorum dersem, yalanın elinden tutmuş olurum, yalana uzaklığımla anılmak isterim anılarında.

Sevgili kızım yıldızımı anneni uğurladığımda yeni doğan güneştin ellerime, bir gün bu mektubumu okurken sen, umarım bir parça ışık olacak yoluna, anlattıklarım bizim yaşadığımız gerçekliklerin karması, asla bunların ışığında kararlar vermeni beklemiyorum senden.

Yaşam Aşkın bizden öte olsun kızım, bilmediğin bir yöne gitmek isteyebilirsin, istemediğin yerde de duramazsın bir gün olurda gece gündüz aklına bulaşan bir düşünceyle çalkalanırsa yüreğin tek söyleyeceğim, içinden nasıl geliyorsa öyle davran

Okunma Sayısı: 67
Kategori: Ahmet TUNÇAY

Yazarın Diğer Yazıları

Altyapı

Başlangıç dokunuşu gibidir değişim start stop tuşu, yılların günlerden ödünç aldığı tüm yaşanmışlıkları sıralayan altyapıyı...

Uyandım.

Yüzümdeki iki dürbünün kapaklarını yavaşça araladım saatin kordonunun altında tenimde bıraktığı beyaz kırmızı izle göz...

Dönüş

Telkin tınısı sesiyle buhranlı bir hava eşliğinde gözlerinizi açtığınız sabahlar vardır. Koyu gri bir renge...

Cam Kenarı

Keskin köşelerine değdiğimiz ve yaralandığımız günlerin üzerinden yürüyoruz biz adımlarımız tek. Sokak boşluklarının, çocuk neşesiyle...

Azamaet

Siz Sürdürülebilir yaşanmışlıkların sancılarını çekerken, yolcuklarınıza eklenen hedefler yavandır. Zaman geçerli, hatırı sayılır noktaları ileriye...

Yorum Yazın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

Yukarı