Yazar Portal | Turkiye'nin Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Karlı Kışlı Ankara Günleri

CANCA
Muhsin DURUCAN

08 Ocak 2019 00:02

Yorum Yapılmamış

Gökyüzü kapkara bulutlandı,

Deli bir fırtına esti yöremde.

Gözlerim, tanıdık iki göz aradı

Ayazlanan doğaya bakakaldım,

Bir anda yanım, yörem karlandı

Karlı kışlı Ankara günlerimde…

MD

Aralık ayının son haftası… Pendik Tren İstasyonu… YHT’in 5 numaralı vagonunda yerimi aldım. Derin düşünceler içinde yol alırken güneşini yitirdiğim mevsimin karabasanı

ağırlığını koydu!

Dört buçuk saat sonra Ankara Gar… Oradan Aşti… Upuzun salonu adımlarken iki gözüm çevrede gezindi. Belki de tanıdık yüz aradı.

Binerek yol aldığım Beypazarı aracından Nasko önünde indim. Tırmanarak otele geldim. Devasa bir tesis… Daha çok yaz yeri… İşlemler sonrası odama… Umduğumdan da sıcak ve iç açıcı buldum!

Hafta süresince gözlemledim! Tesisin bölüm müdürü Nadir Şahin’i tanıdım. Ülkemizin güneyindeki turistik otellerde başarıyla görev yapan bir turizm insanı… Cana yakınlığını gösterdi! Kahvesini yudumladım. Söyleşimiz sürdü. “Bir acı kahvenin kırk yıl hatırı var.”

Yüreğime yudum yudum işlendi.

Resepsiyonda (Ön büro) genç, güler yüzlü, çalışkan ve pratik görevlilerden; Yasin Sucu, Ali demir, Derya Er ve kat görevlilerinden Emine Hanım, tanıma fırsatını bulduğum soğuk ortamın sıcak insanları oldu!

***

Nasko’daki odamın penceresi önüne sandalye attım. Çayımı yudumlarken iki gözümle yakından uzağa dalışla yağan ve kara dönüş yapan yüzü soğuk yağışı seyre daldım. Cenap Şahabettin’in ünlü Elhan-ı Şita’sını aygıttan okumadan geçemedim.

İşte Elhan-ı Şita ve Günümüz Türkçesi

Elhan-ı Şita

Bir beyaz lerze, bir dumanlı uçuş, (Bir beyaz titreyiş, bir dumanlı uçuş,)

Eşini gaib eyleyen bir kuş gibi kar (Eşini kaybeden bir kuş gibi kar)

Gibi kar (Gibi kar)

Geçen eyyâm-ı nevbaharı arar… (Geçen ilkbahar günlerini arar)

Ey kulûbün sürûd-i şeydâsu, (Ey kalplerin divane şarkısı)

Ey kebûterlerin neşideleri, (Ey güvercinlerin şiirleri)

O baharın bu işte ferdâsı (O baharın bu işte yarını)

Kapladı bir derin sükûta yeri (Kapladı bir derin sessizliğe yeri)

Karlar (Karlar)

Ki hamûşâne dem-be-dem ağlar. (Ki sessizce arasıra ağlar)

Ey uçarken düşüp ölen kelebek (Ey uçarken düşüp ölen kelebek)

Bir beyaz rîşe-i cenâh-ı melek (Bir melek kanadının beyaz püskülü)

Gibi kar (Gibi kar)

Seni solgun hadîkalarda arar. (Seni solgun bahçelerde arar.)

Sen açarken çiçekler üstünde (Sen açarken çiçekler üstünde)

Ufacık bir çiçekli yelpâze, (Ufacık bir çiçekli yelpâze,)

Nâ’şun üstünde şimdi ey mürde (Cansız bedenin üstünde şimdi ey ölü)

Başladı parça parça pervâze (Başladı parça parça altın kırıntıları)

Karlar (Karlar)

Ki semâdan düşer düşer ağlar! (Ki gökyüzünden düşer düşer ağlar!)

Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar; (Uçtunuz gittiniz siz ey kuşlar)

Küçücük, ser-sefîd baykuşlar (Küçücük, beyaz başlı baykuşlar)

Gibi kar (Gibi kar)

Sizi dallarda, lânelerde arar. (Sizi dallarda, yuvalarda arar.)

Gittiniz, gittiniz siz ey mürgân, (Gittiniz, gittiniz siz ey kuşlar,)

Şimdi boş kaldı serteser yuvalar; (Şimdi boş kaldı baştan başa yuvalar)

Yuvalarda -yetîm-i bî-efgân! – (Yuvalarda -feryat etmeyen yetîm-)

Son kalan mâi tüyleri kovalar (Son kalan mavi tüyleri kovalar)

Karlar (Karlar)

Ki havada uçar uçar ağlar. (Ki havada uçar uçar ağlar.)

Destinde ey semâ-yı şitâ tûde tûdedir (Ey kış göğü, elinde yığın yığındır)

Berk-i semen, cenâh-ı kebûter, sehâb-ı ter… (Yasemin yaprağı, güvercin kanadı, ıslak bulut…)

Dök ey semâ -revân-ı tabiat gunûdedir- (Dök ey gökyüzü -doğanın canlılığı uykudadır-)

Hâk-i siyâhın üstüne sâfî şükûfeler! (Siyah toprağın üstüne katışıksız çiçekler!)

Her şahsâr şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek! – (Her ağaçlık yer şimdi -ne yaprak, ne bir çiçek! -)

Bir tûde-i zılâl ü siyeh-reng ü nâ-ümid… (Bir gölge yığını ve siyah renkli ve ümitsiz)

Ey dest-i âsmân-ı şitâ, durma, durma, çek. (Ey kış göğünün eli, durma, durma, çek.)

Her şâhsârın üstüne bir sütre-i sefîd! (Her ağaçlığın üstüne bir beyaz örtü!)

Göklerden emeller gibi rizan oluyor kar (Göklerden emeller gibi dökülüyor kar)

Her sûda hayâlim gibi pûyân oluyor kar (Her mutlu hayalim gibi koşarak düşüyor kar)

Bir bâd-ı hamûşun Per-i sâfında uyuklar(Sessiz bir rüzgar tüylü bir kanatta uyuklar)

Tarzında durur bir aralık sonra uçarlar, (Yolunda durur bir aralık sonra uçarlar,)

Soldan sağa, sağdan sola lerzân ü girîzân, (Soldan sağa, sağdan sola titreyerek ve kaçışarak)

Gâh uçmada tüyler gibi, gâh olmada rîzân (Bazen uçmada tüyler gibi, bazen dökülmede)

Karlar, bütün elhânı mezâmîr-i sükûtun, (Karlar, sessizliğin dualarının bütün nağmeleri )

Karlar, bütün ezhârı riyâz-ı melekûtun. (Karlar, ruhların bahçelerinin çiçekleri )

Dök kâk-i siyâh üstüne, ey dest-i semâ dök. (Dök siyah toprak üstüne, ey göğün eli dök.)

Ey dest-i semâ, dest-i kerem, dest-i şitâ dök: (Ey göğün eli, izzetin eli, kışın eli, dök )

Ezhâr-ı bahârın yerine berf-i sefîdi; (Bahar çiçekleri yerine beyaz kar)

Elhân-ı tuyûrun yerine samt-ı ümîdi. (Kuşların nağmeleri yerine ümidin suskunluğunu.)

***

Bir sabah uyandığımda gökten yere kar tanelerinin düştüğünün ayırdına vardım. Kimi zaman artıyor, kimi zaman azalıyordu. Etkisinden bir türlü kurtulamadığım karın olumsuzlukları benliğimi yeniden sardı!

Dünden bugüne karın bendeki derin izlerini anımsadıkça içim acır! Unutamıyorum! Kar neleri yapmadı ki bana… Neleri mi? Kısa kısa aktarayım:

1) İlkokul öğrencisiyken karlı-tipili bir günde annemi yitirdim!

2) İlçem ile köyüm arasındaki tipili bir günde at üstündeki yolculuğumda 2 saatlik yolu 12 saatte alabildim!

3) Ağrı’daki ilk öğretmenliğimde kara tutuldum. Sırtımda 10 kg’lık erzakımla karın örttüğü yolda azdım! Yanımdan geçen kurtlarla dans ederek uzun süre sonra okuluma ulaşabildim!

4) Yine aynı görev yerimde ısının-43’lerinde umarsızlıktan tezek sobasını kucaklamam… Kurdun kapıyı tırmalaması!

5) Denizli-Ankara arası bir otobüs yolculuğumda Afyon/ Gömü’de kar ve tipinin aracımızın boyunu aşmaya durduğu 24 saat boyunca herkesin umudunu yitirmeye başladığı!

6) Bir kış günü karlar arasında babamı toprağa teslim etmem!

7) Meslek yaşamımdaki karlı günlere rastlayan sürgünlerim, kıyımlarım…

***

Kimi gün karlara basa basa otel çevresinde yürüyüşümü gerçekleştirdim. Acıtan ayaza koşut o tertemiz havayı bol bol soludum! Günümüz Edebiyatı konulu toplantıya katılmak üzere Ankara’ya gidiş, dönüş sürdü.

***

Necati Cumalı’nın “Kar Aydınlığında” başlıklı şiirinden uyarladığım dizeler, anılar sayfamda nakış nakış yerini aldı! Bu duygusal yaklaşımla yazımı noktalıyorum.

“Sen sıcaktın yataklar sıcak,

Pencerende aydınlık kar

Ateşim, aydınlığım, sevgilim

O günlerin tadı başka nerde var?

On sekizlik âşıktık, deliydik

Seviştikçe ağardı karanlıklar

Bunca dağın karlarını erittik.

*

Okunma Sayısı: 93
Kategori: Muhsin DURUCAN

Yazarın Diğer Yazıları

Ünlü Ressam Cemal Akyıldız

“Sanat güzelliğin ifadesidir. Bu ifade sözIe oIursa şiir, nağme oIursa musiki, resim iIe oIursa ressamIık,...

“İstanbul Mutfağı” Konferansı

”Acıkmak bir hastalıksa yemek onun ilacıdır.” Vedat Başaran İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürlüğünce Topkapı...

Eyvahhh Çantam!

“Aceleci sinek, süte düşer.” Kaşgarlı Mahmut “Acelecilik, her işte hatayı getirir.” Herodot “Acele etmenin anlamı...

Büyükada’da Bir Gün..

”Tabiat, insanın öğretmenidir. Hazinesini onun buyruğuna verir. Gözlerini açıp zihnini geliştirir ve kalbini temizler.” Gerard...

Hececi Şairlerin İstanbul Buluşması

Şair, ruhun ressamıdır. Disraelli Şair bolluğunda şiir kıtlığı vardır. Serhat Kestel İçinde olmayan şiiri başka...

Yorum Yazın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

Yukarı