Yazar Portal | Turkiye'nin Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Kalitede Adım Adım / İşte Hüseyin Yıldırım

CANCA
Muhsin DURUCAN

16 Ekim 2018 00:02

Yorum Yapılmamış

Yaşama renk katan ve deneyime dayanan derin anlamlı sözler, ortaya döküldü bir bir… Özümseyerek dinledim. Neler mi? Sunayım:

Acılar paylaşılmakla azalır, sevinçler paylaşılmakla çoğalır.

İnsanlar, giyimleriyle karşılanır / düşünceleri ile uğurlanır.”

Hüseyin Yıldırım’ı içselleştirerek tanıyalım:

Atalarının doğup büyüdüğü Malatya’nın Fethiye kasabasına okul ve yol yaptırmıştır. Hizmetlerinden dolayı duyarlı bir yaklaşımla Sivas’ta bir caddeye Sivas Belediyesi tarafından ‘Hüseyin Yıldırım Caddesi’ adı verilmiştir.

Petekten damlayan bal örneği özlü ve özgün sözleri vardır. Derin anlam içerdiğinden dinleyeni ve okuyanı düşündürür! O’nun belirgin özellikleri:

Tanıdığım Hüseyin yıldırım;

-Milli boksör, kilosunda Türkiye boks şampiyonu,

-Boks Federasyonu Başkanlığı görevini yaptı,

-Her kesimden insanlarla iletişim içinde olan,

-İyiliksever, güler yüzlü ve cömert bir insan,

-Sivas Hizmet Vakfı kurucusu ve görev aldı

 -Sivas Spor’un kurucu başkanlığını yürüttü,

-Ülkenin bölünmez bütünlüğünü isteyen,

-Hoşsohbet ve konuşması dinlenebilen,

-Can dostu, cana yakın ve dost canlısı,

-Ülkesini ve İstanbul’u çok çok seven,

-Şanlı, şöhretli ve onurlu  bir iş adamı,

-Kültürün ve sanatın yakınında olan,

-Atatürk ilkelerine içten bağlı,

-Çayı içilir ve yemeği yenir,

-O, adam gibi’ adam…

Belli zaman dilimi sonrasında özlem güçlenir. O gereksinimden devinimle Ortaköy’e ziyaretine gittim. Her zamanki gibi yine candan karşıladı. Hal hatır sormaları, genel hal ve gidiş konuşuldu. Bir ahenk içinde edebiyat söyleşisi sürdü. Şiirden söz ettik.

Nazım’ın: “Kardeşlerim / bakmayın sarı saçlı olduğuma / ben Asyalıyım / bakmayın mavi gözlü olduğuma / ben Afrikalıyım…” dizeleri yorumlandı.

Öykü konuşuldu. Yıldırım, özgün seslendirmesiyle her zaman güncelliğini koruyan  aşağıdaki cinaslı dörtlüğü okudu:

“Düşer bir gün, düşer bir gün,

Yıkılır, düşer bir gün

Namerde düşen fırsat,

Bize de düşer bir gün.”

Yaşama renk katan ve deneyime dayanan derin anlamlı sözler, ortaya döküldü bir bir… Özümseyerek dinledim. Neler mi? Sunayım: “Acılar paylaşılmakla azalır, sevinçler paylaşılmakla çoğalır.” / “İnsanlar, giyimleriyle karşılanır / düşünceleri ile uğurlanır.”

Kendisine yazılarımın yer aldığı DESTAN-I KIRKPINAR Dergisinin sayılardan verdim. Göz attı. Kaliteli bulduğunu belirtti! Ayrıca özenle okuyacağım, dedi. Derginin imtiyaz sahibi Ağa Alper Yazoğlu’nu andık.

Çaylarımızı yudumlarken sözü pehlivanlardan açtı. Efsaneleriyle bezeyerek Sicimoğlu ve Kazıkçı Kara Bekir’i anlattı. Tekirdağlı Hüseyin ile ilgili bir anısından söz etti. Dilerseniz birlikte okuyalım.

Sicimoğlu Halil Pehlivan

Fahri Er’in ”Meşhurlar ve Sivaslı Pehlivanlar ” adlı kitabında Siciminoğlu Halil Pehlivan’ı şöyle anlatmaktadır:

“Soyca pehlivan olan Halil,1889 tarihinde Sivas/Yıldızeli ilçesinde Direkli bucağının Yücebaca köyünde doğmuştur. Babasının adı Celal’dir. Babası da pehlivandır. Hem de öyle kuvvetli ki beline bağladığı iple bütün bir köy halkını çeken ve yerinde kımıldamayan bir yiğit… O’na bu yüzden ‘Sicim’ lakabı takılmıştır olduğundan Halil’e de daha sonraları ‘Sicimoğlu’ denilmiştir.

Anadolu ve Sivas yöresinde yağlı güreşler Siciminoğlu Halil’in döneminde başlamış, Halil yaptığı güreşlerin çoğunluğunu yağlı olarak yapmıştır. Siciminoğlu Halil Pehlivan en olgun çağı  1927 yılında tartıda 96 kilo gelmiştir.  Boyu ise 185 cm. idi. Elbiseli iken ağırlığını göstermeyen, fakat soyunduğu zaman adaleleri uzaktan belli olan, geniş omuzlu bir pehlivan olduğudur.

Pehlivan, 1.Dünya Savaşına katılmış, Ruslarla yapılan bir muhabere sonucu tutsak düşerek Hazar Denizi kıyılarındaki bir kampa götürülmüştür. Bir gün Çariçe, esir kampına gelmiş, Halil Pehlivan’ı görmüş, O’nu Rus pehlivan ile güreşe davet etmiştir. Halil Pehlivan, Rusların başpehlivanını ezerek yenmiştir. Esirliği bittikten sonra Sivas’a dönen Halil, Sivaslıların yakından tanıdığı bir güreşçi olmuştur. Ünlü Mehrali Bey, Halil’i himayesine almıştır. Diğer illerden gelen başpehlivanlara karşı Sivas’ı Halil Pehlivan temsil etmiştir. Samsun, Amasya, Tokat, Yozgat ve Sivas’ta yaptığı yağlı güreşlerde hiçbir vakit başpehlivanlığı kimseye kaptırmamıştır.

1926-1927 tarihlerinde Sivas Vilayet Matbaası’nda dizgici olarak çalışan Halil Sami Özen, Siciminoğlu Halil Pehlivan’ın güreşlerini seyretmiştir. Siciminoğlu Halil Pehlivan, güreş yaptığı sıradaki üstün nitelikleri görmüştür. Güreşe çıktığında ufak tefek kimse görünüşlü fakat peşrev yaptıkça irileşirmiş ve göbeğinin üzerinde bulunan muskası ta boğazına yapışmış.

Güzel bir söylem var: ‘Yiğidin hasmı çok olur.’ İşte Sicimoğlu Halil Pehlivan da böyle bir hasım tarafından 1934 yılının ağustosunda gece harmanda uyurken tabancayla vurularak öldürülmüştür. Sivaslıların kalbini fetheden Siciminoğlu Halil Pehlivan, bu dünyadan göçüp gitmiştir.

‘Siciminoğlu Halil Pehlivan’ adlı destan, 1991 yılında Âşık Ummani’den derlenmiştir. Asıl adı Ali Osman Bektaş olan Âşık Ummani, 1924 yılında Sivas Yıldızeli ilçesine bağlı Sarıçal  (Çerdiğin) köyünde doğmuştur. Âşık Veysel gibi çok küçük yaşta iki gözünü kaybetmiştir. İlk zamanlar usta malı deyişler söyleyip çalan Ummani, daha sonra taşlama-yergi ve ağıt türünden eserler de  vermeye başlamıştır.”

http://fullreels.com/en/video/PNGvgDFbLN8/Saricalli-Ali-Ummani-Halil-Pehlivan-Destani

Kazıkçı Kara Bekir Pehlivan

(Akkoyun, Sivas 1805?-1872)

Karakucak ile güreşe başlayan pehlivan, kazık oyunundaki ustalığı nedeniyle Kazıkçı adını almıştır. 93 Harbine topçu askeri olarak katılmış, gösterdiği yararlıklardan ötürü çavuşluğa kadar yükselmiştir. Savaştan sonra kumandanı Hüseyin Paşa tarafından Rusçuk kalesine götürülerek burada yağlı güreşe başlamıştır. Kısa sürede yağlı güreşte de başarı göstermiştir. Kırkpınar’da başpehlivanlığı kazanmış ve İstanbul’da da huzur güreşlerine çıkmıştır. Bahçe kenarına tel germek için tuttuğu kazıkları balyoz kullanmayıp eliyle yerleştirmesi, ‘kazıkçı’ ön adını almasını sağlamıştır.

Tekirdağlı Hüseyin Pehlivan

Dostumuz, spor adamı, cana yakın insan ve gönül adamı Hüseyin Yıldırım, önemli bir anısını şu cümlelerle aktardı:

“Günümüzden 60-65 yıl kadar önce Sirkeci’de Filibe Köftecisi yakınındaki kuru fasulyesi meşhur bir lokantaya girdim. Yana masadaki bir kişi dikkatimi çekti. Bir somun koltuğunda,  bir başka somun masada… Bir baş iri soğanı yumrukla vurarak kırdı. Kuru fasulyesiyle yemeyi, olanca iştahıyla sürdürdü!

O’nun Tekirdağlı Hüseyin Pehlivan olduğunu algıladım. Ben sporcuyum, boksörüm, dedim.  Bir tabak da ben kuru fasulye söyledim. Yemesini sürdürdü. Sonra vedalaştık.”

Hüseyin Yıldırım’a esenlikler diledim. Görüşmek üzere, dilekleriyle ayrıldık…

*

Okunma Sayısı: 23
Kategori: Muhsin DURUCAN
Etiketler: ,

Yazarın Diğer Yazıları

Öksel Demir ve kitapları

“Sanat, güzelliğin ifadesidir. Bu ifade sözle olursa şiir, Ezgi ile olursa musiki, Resim ile olursa ressamlık, Oyma ile...

Zengin ve Yoksul Kavramı

Zengin (Varsıl) : Parası, malı çok olan, varlıklı, varsıl, variyetli, fakir ve yoksul karşıtı. Gösterişli. Yararlı...

Altın Kemerli Güven Ağa Rüzgârı

”Veren el, alan elden daima üstündür Atalar sözü Çanakkale-Lapseki Çardak Yağlı Pehlivan Güreşleri’nin son üç...

Bursa’da Zaman

Uludağ’ın eteğine yaslanmış, Haklı yere yeşil Bursa ün almış. Uzun yol caddeler, selamlıyordu Bir yanda...

Öğretmen

“Bir millet eğitim ordusuna sahip olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin,...

Yorum Yazın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

Yukarı