Yazar Portal | Turkiye'nin Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Hardt ve Negri’nin Haklı Savaşa Bakışı Üzerine Bir Değerlendirme


15 Mart 2019 00:03

Yorum Yapılmamış

Haklı savaş düşüncesi aynı anda hem devlet egemenliğinin sınırlarını tartışmaya açar hem de bu yolla adil savaş ile savaşta adalet gibi konularında normatif yanı ağır basan bir meşrulaştırma düzeyini tutturmaya çalışır. Haklı savaş tezleri realist bakış açısını sınırlandıran niteliğiyle özellikle de demokrasiyle yönetilen ülkelerde kamusal alanı geliştirici bir işleve sahip olmuştur. Savaş meselesi köktenci bir şekilde uygarlıkla da ilgilidir. Öldürme yasağı üzerine kurulu uygar dünyada savaş yoluyla izin verilen öldürme eyleminin gerekçelendirilmesi uygarlık içerisinde istisnanın sınırlarını açıklığa kavuşturulması gibi bir sonucu da beraberinde getirir. Bu bağlamda haklı savaşın öncelikli amacı savaşı haklılaştırmak değil onu sınırlamaktır.

Bugünün dünyasında ise Hıristiyan politik teolojisi içerisinde olgunlaşan haklı savaş kavramlaştırması insani müdahale temelli yeni bir olgusal zeminde kendini tartışılmaktadır. İnsani müdahale tartışmalarının geldiği düzey meşru savunma hakkını aşan bir haklı savaş tahayyülü yaratmıştır. Hardt ve Negri bu yeni savaş kavrayışını kendi imparatorluk analizleri içerisinde değerlendirir. Onlara göre geleneksel egemenlik aşınmaktadır. Bu nedenle savaşın istisna, barışın ise norm olduğu hakim bakış açısı geçerliliğini yitirmiştir. Sayısız iç savaş ve terör saldırısının olduğu bir dünyada savaş ne egemen güçler arası bir ilişki kurma biçimi ne de istisnai bir eylemdir.

Savaş ile siyaset arasındaki sınırları bulanıklaştıran ve savaşı toplumun olduğu her yere yayan bu yeni savaş olgusu bir dizi kalıcı sonucu beraberinde getirmektedir: Her şeyden önce savaş gibi kriz anlarında anayasayı askıya alıp yürütmeye aşırı şekilde yetki veren Alman istisna hukuku savaş ve kriz artık her yerde ve her zaman görüldüğünden istisna olmaktan çıkarak kalıcı hale gelmiştir. Bugünün dünyasında güçlü yönetim ve hukukun askıya alınması normal, özgürlükler ise istisnai bir konumdadır. Bir diğer mesele iç-dış ayrımına yöneliktir. Savaşların sınırları uzamsal ve mekânsal olarak belirsizleştiği için iç güvenlik dış güvenlikle birleşmiştir. Güvenliğin temel politik hedef olduğu çağcıl durumda asker ile polis arasındaki ayrım anlamını yitirmiş, düşük yoğunluklu savaşlar aynı zamanda yüksek yoğunluklu polis müdahaleleri haline gelmiştir. Hardt ve Negri’ye göre savunma yerine güvenliği ön plana çıkaran bu bağlam değişikliği biyopolitik bir zeminde sonuç doğurmaktadır. Güvenlikçi bakışın muhalefetin hareket alanını daha da daralttığı ve muhalif unsurlara düşman gibi davranılmasına zemin hazırlayan bir politik iklimi normalleştirdiği söylenebilir. Sonuç olarak denilebilir ki haklı savaş meşru savunma hakkı olmaktan çoktan çıkmış imparatorluğu meşrulaştıran bir etik politik enstrümana dönüşmüştür.

Hardt ve Negri’nin haklı savaş kavramlaştırması birkaç bakımdan eleştirilebilir: Her şeyden önce imparatorluk analizine konu olan ulus devletlerin ve klasik egemenlik anlayışının aşındığı tezleri bugün için küreselleşmenin daha etkin olduğu dönemlere göre daha az popülerdir. Sağ popülist siyasetin güçlü ulus devlet çağrısı küresel siyasetin temel belirleyeni haline gelmiştir. Bu bağlamda Hardt ve Negri’nin savaşa bakışında güncelliğini yitirmiş bir okumanın teorik yükü vardır. Bir diğer sorun şiddetin olduğu her yerde savaşı gören indirgemeci bakışta kristalize olur. Oysaki savaş her hangi bir şiddet türü değildir. Çağımızda alışılagelmiş savaşların nadiren gerçekleşiyor olması terör eylemleri ve toplumsal ayaklanmaları kendiliğinden bir şekilde savaş kategorisine sokmaz. Siyaset yapıcıların güvenlik kavramına yoğun bir şekilde başvurduğu noktasında Hardt-Negri analizinde belli ölçüde bir haklılık payı vardır. Ancak Charles Tilly gibi tarihsel sosyologların başarılı bir şekilde ortaya koyduğu gibi zor aygıtının örgütlenme biçimi hiçbir zaman tek bir güzergahı takip etmemiştir. Ayrıca polis ile ordunun ayrışması modern devletin en bilinen özelliklerinden birine karşılık gelir. Güvenliği daha fazla vurgulayan bir siyasal çerçeve içerisinde yaşıyor olmamız ne zor aygıtı içerisindeki farklılaşma düzeyini ne de güvenlik-özgürlük sarkacının özgürlük odağındaki gelişmeleri görmemize engel değildir.

 

Okunma Sayısı: 32

Yazarın Diğer Yazıları

Arendt’in Siyaset Felsefesi Üzerine İki Eleştiri Odağı

Arendt’in siyaset felsefesine katkısı iki başlık altında analiz edilip eleştirilebilir: Düşünürün felsefi odaklarından ilki emek,...

Murray Bookchın Düşüncesi Özelinde Toplumcu Ekolojizmin Eleştirisi

Bu çalışmanın amacı Bookchin’in eko-anarşist perspektifi üzerinden toplumsal ekoloji anlayışının eleştirel bir değerlendirmesini yapmaktır. Anarşizmi...

Popper’ın Marx Eleştirisi Üzerine Düşünceler

Popper’ın siyaset felsefesinin temelinde totalitarizm eleştirisi yatmaktadır. Onun için totalitarizm eleştirel akılcılığa karşı yanlışlanamayan kuram...

Tarih ve Siyaset

Önceleri insan olabilecek her yerde yaşıyordu. Mağara köşelerinde, ağaç kovuklarında, çayırda, çimende üst üste ve...

Yorum Yazın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

Yukarı