Yazar Portal | Turkiye'nin Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Ekmeğini Simitten Çıkaran Adam

GÜLİSTAN
Zeki ORDU

11 Şubat 2018 00:02

Yorum Yapılmamış

Ekmeğini taştan çıkarmak diye bir tabir vardır. Genellikle işi zor olan, geçinmek için fazla zahmete katlanan, nafakasını temin etmek için yılmadan usanmadan çalışanlar için kullanılır. Bu tür insanlar çok çalışıp az kazanırlar. Takdir edilen tarafı şudur ki kimseye muhtaç olmazlar, alın terleriyle hayatlarını idame ettirirler.

Bu deyim daha çok vasıfsız işçiler için kullanılır. Bunların sigortaları yoktur. Bütün gelirleri o günkü kazandıklarıdır.

Bu tür kişilerin en zoruna giden şey horlanmalarıdır. Horlanma her zaman sözle olmaz. Bir bakış, bir duruş onları horlamaya yeter. Mesela milyonlarca parayı bir çırpıda harcayıp, bir fakirin üç-beş kuruş zor eden malı için pazarlık yapanlar olur. En pahallı eşyaları kullanmak onlar için onur(!) meselesidir ancak akşama kadar bir bağ maydanozu satmak için çaba sarf eden birine “Bunlar solmuş, şu fiyata versen olmaz mı” gibi sözler söyleyenler olabilir.

İnsanın aklına yanlış şeyler gelmiyor değil. Acaba bu insanlar daha rahat geçinse ben bu ‘maydanozu’ başka yerden temin edemem mi sanıyorlar.

Eskiden fakirin hep fakir olması zenginin işine gelir gibi yarı ideolojik bir anlayış vardı o geldi aklıma.

Bu yüzden seyyar satıcılara hep takdirle bakmışımdır. Çünkü onlar aslında eli öpülecek kişilerdir. Çalmazlar, dolandırmazlar, kimseyi kandırmazlar ve geçinmeye çalışırlar.

Günlerden bir gündü.

Bir hastanenin önünde simit satan bir satıcı gün boyu elindeki simitleri satmak için bir noktada dururdu. Belli ki müesseseden izinliydi. Veya kimse ona bir şey demiyordu. Ne zaman o hastaneye uğrasam o simitçiyi orada görürdüm.

Bir gün yine yolum hastaneye düştü. Simitçi aynı yerde duruyordu. Hastanede çalışanlar öğle yemeğine çıkmışlardı. Yani çalışan insanların acıkma zamanı gelmişti. Simitçi de çalışıyordu ve o da insandı. Onun da vücudu açlığa belli süre dayanabilirdi. O halde o da beslenmeliydi.

Ancak diğerlerinden bir farkı vardı. Bu önemli bir farktı. Diğerleri işlerini kısa bir süre terk edip tekrar işlerine döneceklerdi. Herkesin yaptığı iş belliydi. İşyeri belliydi. Saati beliydi. Ücreti belliydi.

İşte bu kadar belirli şeylerin yanında bir belirsizlik vardı ki o da seyyar satıcının durumu.

O bulunduğu yeri terk edemezdi. O da öyle yaptı. Gelirken yanında getirdiği ekmeği katıksız yemeye başladı. Bir simit ile bir ekmek aynı fiyattaydı. İnsanlar bir simit ile doyamazlardı. Yani sattığı şeyi doyana kadar yemiş olsa ne kazanacaktı ki? O da işin ekonomik tarafını seçti. Bu seçim istekli bir seçim olamazdı. Çünkü o bir ev geçindiriyordu.

Simit satıcısını ekmek yerken uzaktan seyrettim. İçim bir tuhaf oldu. Bir halime baktım bir de ona. Ekmeği her ısırışında, ayakta ve hayatta kalma mücadelesi veriyor gibiydi. Çünkü o yaşadığı ve az da olsa kazandığı müddetçe ailesine de nafaka sağlayacaktı. Ben ise tok karnına ona üzülüyordum. Böyle üzülmek kolay.

Ey simitçi kardeş! Ey buna benzer iş yapan seyyar satıcılar! Siz kötü bir şey yapmıyorsunuz. Ancak toklar açın halinden anlamıyor.

Ey toklar!

Siz hiç aç ve işsiz kaldınız mı?

Mutlusunuz değil mi?

Biliyorum suç sadece tokların da değil. Ama işin içinde bir terslik var bunu da biliyorum.

Okunma Sayısı: 21
Kategori: Zeki ORDU

Yazarın Diğer Yazıları

Huylunun Huyu

Anıl ile Sevinç birbirlerinden hoşlanırlar. Burası güzel. Sonra baş başa görüşürler. “Hoşlanma” işi daha da...

Mavi Flüt

Zaman nedir? Zamanı tarif etmek mümkün mü? Zaman öyle bir şey ki, nerede başlayıp nerede...

Yar Yarası Var Bende

Bu zamana kadar beş yazı yazdım Neşet Ertaş için. Maalesef iki tanesi kayıp. Belki bir...

Köstekli Saatler

Eşya yalnızca eskiyerek çekilmez hayatımızdan. Eskimek, kullanılamaz hale gelmektir. Ya tamiri gerekir, ya yenisini almak....

Yumurtanın Boyu Nasıl Ölçülür?

Eski bakkalları bilir misiniz diye abes kaçacak bir soru sormayacağım. Çünkü bakkallar eskide kaldı zaten....

Yorum Yazın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

Yukarı