Yazar Portal | Turkiye'nin Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Cahit Sıtkı Tarancı ve Şiir


10 Eylül 2010 00:00

Yorum Yapılmamış

ŞAİR OLMAYI MEFKÛRE EDİNMİŞ BİR ADAMIN ŞİİR GÖRÜŞLERİ CAHİT SITKI TARANCI
(Bu makale, Tasvir Gazetesi (Ankara)’nde (20 Ekim 2006, s.5.) yayımlanmıştır.)
Cahit Sıtkı Tarancı, mevcudiyetinin gayesini daha on dokuz yaşında iken çizmiş bir insandır: Talihinin bedbahtsızlığına ve çekmekle mükellef olduğu bütün ıstıraplara rağmen şair olmak.
 
Bütün her şeyiyle kendini şiire adayan Tarancı’yı, babası, derslerine engel olur gerekçesi ile bu şiir merakından vazgeçirmek istemiştir: [b]”Oğlunuzu teselli hususunda gösterdiğiniz ihtimam, serdettiğiniz deliller bana anlattı ki yüksek ve asil kalpli anne ve babaya mâlik olmak da başlı başına bir saadettir…”(5) .

Onun şiir yazmaya başlaması, bu sahada büyük ümitler beslemesi ve bütün varlığı ile şair olmak istemesi, içinde bulunduğu çirkinlik kompleksi ve boynunun kısalığı gibi fiziki kusurlarının bir neticesidir: “Hakikaten Nihal, gözüm çok uzaklarda ve çok yükseklerdedir. Tuttuğum yolda çok muhterisim. Beni tanıyanların vücudumdaki kusurların yanında ruhumun da birçok meziyetleri olduğunu takdir etmelerini elbette isterim. Mesut olmadıktan sonra muvaffak olabilmek büyük bir tesellidir”(1). İçinde bulunduğu bu menfi ruh halinden ve karamsarlıktan kurtulabilmesi için ona göre sanat bir kurtuluş yoludur: “Sanat, şiir benim için bir teselli vesilesi, bir kurtuluş kapısıdır…”(2). Benliğinde hissettiğin bu eksikleri ve her an içinde bulunduğu karamsarlığını kendisine hayat arkadaşı yapan Tarancı, bu yolda döktüğü gözyaşlarının şiirin yardımıyla kesileceği inancındadır:

“Kitaplara vakfettim hevesimi neşemi,
Onların kucağında kesilir gözyaşlarını.
Şiirde bulacağım ben yaldızlı Kâbemi;
Şimdilik karanlıklar somurtkan yoldaşlarım” (3).

 Galatasaray Lisesi ‘nde okurken şekillenen bu şair olmak mefkûresi, onun için, boş bir heves değil aksine varlığının yegâne temelidir: “Boş zamanlarımda ara sıra şiir yazıyorum. Ne yapayım benim zevkim, aşkım, gayem de odur.”(4) .

 

Babasının kişiliğinin hayranı olan ve onu çok seven Tarancı, sözlerinin kendisi için dikkate şayan bir özellik taşıdığını ve kendisi için beslediği ümitlerini boşa çıkarmamak için elinden geleni yapacağını ifade etmektedir: “Seciyesinin hayranı ve takdirkâr olduğum aziz ve biricik babacığım nasıl ki Gazi’nin nutku Türk gençliğine destur oldu, sizin de: “Benim senden pek büyük ümitlerim vardır… Bu ümitlerimin boşa çıkmamasına gayret et, hayatta her şeye gül, neşeli ol, insan ol…” sözleriniz içimde doğan yeni çocuğa, yeni gence hayat alfabesi, mücadelede muvaffakiyet, dünyada saadet desturu olacaktır…(6) . Tarancı için yaşamak demek, idealine erişmek için mütemadiyen bir cehd içinde bulunmak demektir: “Benim için yaşamak bir saadet değil, mütemadi bir sa’y ve gayret demektir… Mektepteki sevemediğim derslere çalışmak değil, mefkûremin esrarını anlayabilmek için sarf edeceğim gayrettir…( 7 ). O, bu uğurda bütün bir hayatim ortaya koymuştur: “Hayatim mefkûre uğrunda sönse de ona acımam… Mefkûre uğrunda şehit düşmek harpte vatan uğrunda şehit düşmekten bin kat hayırlı ve bin kat büyük ve mukaddes bir sevaptır. O kadar zavallı değilim! Eğer düşündüğüm gibi olsaydım ilk ve son işim intihar olurdu… Fakat hayır yaşayacağım”{8).

Tarancı, bütün amacının öldükten sonra ardında bir eser bırakmak ve memleketiyle kendi nâmını yükseltmek olduğunu söylemektedir: “Babacığım hayatta muvaffakiyet yalnız aç kalmamakta değildir… Asıl muvaffakiyet göçüp gittikten sonra ardında bir eser bırakmaktadır… Bu eseri meydana getirmek için saadeti memnu telakki etmeli…

Benim de çizilmiş bir mefkûrem vardır… Ben her şeyden evvel yaşamış olduğuma delil olmak için bir eser meydana getireceğim, nâmımızı, memleketimizi ve nihayet nâmımı yükselteceğim…”(9) . Tarancı, mefkûresinin bu dünyada para kazanmak değil, şair olmak olduğunu, şairlerin aç kalsalar bile değerli bir şahsiyete sahip insanlar olduğu fikrindedir: “Para kazanmak! Nasıl olsa ekmeğimi çıkarabilirim… Ne diyorum, bir şey yapmak, ölmez, yıkılmaz bir abîde yaratmak, işte şair mefkuresi…

Şairlerin açlığı bile ne kadar büyük olduklarına delil değil mi? Hakiki şair ahlâksız değildir, faziletin ta kendisidir… Şair kafasında ticaret usulleri, para kazanmak için türlü türlü kurnazlıklar yer alamaz…”(10).

Tarancı, uğruna çalıştığı bu yolda muvaffak olacağına emindir: “Ümitleriniz boşa çıkmayacaktır… Sizin hakkımdaki ümitleriniz benim mefkûremdir… Mefkûremin peşinden gitmek ve onu varlığımın esaslı laboratuarında eritmek, işte hayatta yapacağım ve şüphesiz de muvaffak olacağım…”(11) . Onun tek isteği sevdikleri tarafından da anlaşılmak ve desteklenmektir: “Siz bu saadeti arzu ettikten sonra, husule gelmemesinde mânâ yoktur.”(12) . O, bu başarısını ailesi içinde istemektedir: “Gelecek nesiller bir Pirinçizade(13) ailesinin var olduğunu bilecekler ve bu ismi hürmet ve takdirle anacaklardır… Siz haldeki saadetten mesulseniz, ben istikbaldeki şöhretimizi hazırlamakla meşgulüm…”{14) .

Cahit Sıtkı, genç yaşta kazandığı olgunlukla istidadını birleştirerek başarıya ulaşacağına emindir: “Zanedersem ne deliyim ve ne de çocukça şeyler düşünecek bir yaştayım!.. Vaktinden evvel acı bir surette pişmiş bir meyveyim ki varlığımda toplanan lezzeti şiirin ilahi kalbinde göstereceğim…”(15).

iire büyük önem veren ve onu varlığının esası olarak kabul eden Cahit Sıtkı, şiirlerinde ve davranışlarında samimi olmak taraftarıdır: “Kıymetin kol kola yürüdüğü kardeş samimiyettir. Mesela ben şiirlerimde gülmekten, neşeden, bahardan, bülbüllerden, güllerden bahsetsem yalan söylemiş olurum”(16) . Ayrıca Tarancı, müellif ile yazılan arasında sıkı bir ilişki olmasından yanadır: “İnsanın her yazısı kendinden, benliğinden bir parça olmalı nasıl ki bir kuşun kanatlarından bir tüy koparabilirsin, bir çuval parçası değil. Bu tüyle kuş arasında ne kadar sıkı bir münasebet varsa yazılarla muharrir arasında da öyle bir münasebet olmalı…”(17). Ve Tarancı, şiiri müstehzi bir biçimde ele alan kişilerden müşteki bir vaziyet takınarak eserle sanatkarın yekvücut olmasını istemektedir: “İş olsun diye, alay kabilinden, eğlence kabilinden şiir yazan delikanlıların haddi hesabı yok… Muvaffak olamamalarının sebebi meydanda.. Kendi kendilerini yazılarına koymuyorlar. Yazılan ile kendileri arasında hiç akrabalık, dostluk, yakınlık yoktur. Hâlbuki sanatkârla eser yekvücut olmalıdır… Bütün kıymet, güzellik burada”(18).

Şiirlerini daima kısa olarak yazan Tarancı, kız kardeşine öğüt verirken az ama öz yazma taraftan olduğunu ortaya koyuyor: “Asıl maksat, asıl sanat ve marifet az şeyle çok şey ifade etmektedir… Senin de buna alışmam çok isterim. Az yazmalı fakat öz yazmalı… Başkasının bir sahife ile ifade edebileceği bir fikri sen bir cümle ile ifade etmeğe çalış…

Söylediğin laf ne kadar veciz olursa o kadar lehindedir”(19) . Güzel şeylere karşı zaafı olduğunu söyleyen Tarancı, yazılarını şu desturla yazdığım söylüyor: “Güzel şeylere zaafım vardır… Tabii ruh güzelliğini kastediyorum… Fakat itiraf etmeli ki şekil güzelliği pek de yabana atılır bir nesne değildir… İş, mesele, hüner bu iki güzelliği mezcedebilmektir…”(20).

İmzasının haysiyetini ve şerefini her şeyin üstünde tutan Tarancı, şairin edebiyat için çalışan bir çırak olduğuna inanır. Cahit Sıtkı, şiirleri yanında birçok hikâye ve bir de roman(21) yazmıştır. Yalnız kendisi edebiyatta iş bölümünden yanadır: “… bir adam hem şair, hem hikayeci, hem romancı olamaz… İş bölümü her sahada cârîdir”(22) .

Tarancı, yazdığı şiirlerin mükemmel olmasını isteyen gerçek bir sanatkârdır: “Ben bir mısra üstünde bazen aylarca uğraşan titiz bir sanatkârım”(23) . Şiirlerini içinden gelen bir samimiyetle yazan Tarancı’nın, sosyal hayat içinde karşılaştığı hadiseleri şiirlerinde malzeme olarak kullandığı bir vakıadır: “… Şiirim ömrümün enstantanesidir.”(24).

1-Cahit Sıtkı Tarancı, Evime ve Nihal’e Mektuplar (Haz: İnci Engünün), Türk Dili Kurumu Yay:551, Ank., 1989, s.48
2- a.g.e., s.31
3- a.g.e., s.6
4- a.g.e., s.22
5- a.g.e., s.89
6- a.g.e., s.89
7- a.g.e., s.90-91
8- a.g.e., s.10
9- a.g.e., s.90
10- a.g.e., s.89-90
11- a.g.e., s.90
12- a.g.e., s.90
13- Cahit Sıtkı’nın Tarancı soyadını almadan önceki soyadı Pirinçcizâde’dir.
14- Cahit Sıtkı Tarancı, Evime ve Nihal’e Mektuplar (Haz: İnci Engünün), Türk Dili Kurumu Yay:551, Ank., 1989, s.89
15- a.g.e., s.91
16- a.g.e., s.35
17- a.g.e., s.36
18- a.g.e., s.31
19- a.g.e., s.42-43
20- a.g.e., s.70
21- “Korkuyorum” ,Hafta, nr.95-92; 18 İkinci Teşrin 1935-6 İkinci Kanun 1936. (7 tefrika)

22- Cahit Sıtkı Tarancı, Evime ve Nihal’e Mektuplar (Haz: İnci Engünün), Türk Dili Kurumu Yay:551, Ank., 1989, s.73

23- a.g.e., s.73
24- a.g.e., s.25

Mehmet Nuri PARMAKSIZ

Okunma Sayısı: 81

Yazarın Diğer Yazıları

Türk Edebiyatında Mektup Geleneği

Mektup, “Bir şey haber vermek, bir şey sormak veya istemek için, birine çoğunlukla posta yoluyla...

Ses ve Ahengin Önemi Üzerine

SES VE AHENGİN ÖNEMİ ÜZERİNE “Onlar ki kelâma can verirler” Şeyh Galip Her şair az...

Unutulmuş Bir Şair: Asaf Halet Çelebi

UNUTULMUŞ BİR ŞAİR: ASAF HÂLET ÇELEBİ “Bir aynada bambaşka zamanlar gördüm Geçmiş gelecek bir sürü...

Süveydâ’ya Mektup(XVI)

“Gamzende gizli bir dünyâ, kaşından öte yol mu var?” İdealsiz ve öylesine yaşarken, kaderin cilvesiyle...

Olcay Yazıcı ile Şiir Üstüne Sohbet

25 Ekim 2007 tarihinden itibaren, Türkiye Polis Radyosu’ndaki İmbikten Damlalar adlı programımda, her Perşembe saat...

Yorum Yazın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

Yukarı