Yazar Portal | Turkiye'nin Interaktif Kose Yazarı Gazetesi

Atı Alan Çanakkale’yi Geçti


18 Mart 2009 01:03

Yorum Yapılmamış

(Çanakkale ruhsuzluğunun neresindeyiz)

“bir asker için mutluluk veren bir şey varsa, Türklerle omuz omuza savaşmaktır diyebilirim. Fakir insanlardı; buğday kırığından yapılmış çorba en önemli yemekleri idi; sağlıksız  su içerlerdi; çamur barınaklarda yatarlardı; fakat en modern silah ve araçlarla donanmış düşmanlarına karşı aslanlar gibi savaşırlardı. Bu insanların kalplerinde sadece ve sadece ulvi bir vatan sevgisi vardır. Ölüme onlar kadar gülümseyerek giden bir millet daha görmedim.

Beşinci Osmanlı Ordusu Kumandanı

Mareşal Liman Von Sanders

                                                               ********

ÇANAKKALE. Bir milletin sistemli ve  istemli olarak yok edilmesinin ve o milletin bağlı olduğu dinin şeytanlaştırılarak iş görmez hale getirilmesinin , tarihin fotoğraf albumünde yer alan en kanlı siyah beyaz resimi. Bahsedilen millet İslam milleti. Bahsedilen din İslam dini.

Seküler – laik kesim tarafından hurafeler yığını olarak adlandırılan ve sözde dincilerin (ki bahsedilen mütedeyyin kesimdir) abartılan manevi duygularını (yine belirtmeden geçemeyeceğim: toplum içinde namaz kılmak bile bu insanlar için abartılmış bir manevi duygu olarak görülür)   barındıran bir coğrafya. Coğrafya demekle hata etmiş olabilirim. Zira coğrafyalar sadece harita üzerinde kalan kara parçaları olmaktan öteye geçemezler. Bir çoğrafi bölgenin alameti: iklimi, yüz ölçümü, metre kareye kaç mm yağış aldığı ve ve sair şeylerdir. O bir kara parçası olmaya mahkumluğu içinde barındırır. Metre kareye düşen mermi ve kan miktarını,  kendi dar sınırlarını aşarak İslam ümmetinin geniş sınırlarına varmayı  başarabilen yüzölçümünü, 1 metre küp havanın içinde uçuşan KUR’AN harflerini ve 250.000 ölmeyen diriyi beynimize hapseden bir mekana coğrafya denemez. Adını koyamadığımız  ve bu ad koyamamanın aczini yaşadığımız  acıklı    bir resim Çanakkale.

1099 da II. Urbanus’un başlattığı haçlı zihniyetinin çağlara yayılmasının sonucu  ve bu zihniyetin kendini hapsettiği seküler – kapitalizmin insanlığın son kalesi olarak adlandırılan Osmanlıya yani islam’a karşı giriştiği  bu ucube hareketlenmeyi o ucube zihniyetten ithal edilmiş (anmaları ve değerleri haftalara ve günlere hapsetme geleneği) bir davranış biçimi ile anma, anlama ve anlamlandırmanın burukluğu her zamanki gibi yer ediyor içime. Çanakkale = 18 Mart  Eşitlemesi yaparak tarihin bu kötü  ama bir o kadarda ders veren senaryosunu bir güne hapsetmek insanaltı bir davranış ne yazık ki. Bütünün halini görüp, onu düştüğü yerden kaldırmak için bireysellikten soyutlanmış insan tipinin  toplu halde çekilmiş bu fotoğrafını senede bir gün hatırlamak. Böyle  yapmakla diri kalan o ölülere en büyük kötülüğü yapıyoruz inanınki.

********

Tarihin o sayfalarını karıştırdığımızda aslında Çanakkale de kaybetmediğimizi İslam’ın bize bahşettiği Cihad ruhu ile( ki şimdilerde ne yazık ki diğer kavramlarımız gibi içi boşaltılarak hadım edilmiştir) ağır aksak da olsa kazandığımızı görürüz. Görülen başka bir şey ise  7 düvele karşı kazandığımız zaferin  insanlığın kaybetmesine engel olmadığı , yetmediği ,yetirilmediği  küre haline getirilerek küreşelleştirilen dünyanın hal ve ahvali… Ahmet Cevdet paşa tarafından “insanlığın son kalesi” diye adlandırılan   ve  gerçek anlamda medeniyet tasavvurunun pratikteki yansıması olarak değerlendirebileceğimiz Osmanlının tarih sahnesinden al aşağı edilmesi  emanetin al aşağı edilmesi  şeklinde bilinmeli. Mümin (yani emin olan. emine kökünden gelmiştir ve can ile malın emanetinde bir kusur  bulunmadığı zat anlamına gelir) ‘in  emanete hıyanetlik içinde bulunmayarak fethettiği yerdeki gayri müslimi yani ermeniyi, yani rumu, yani süryaniyi  ve yahudiyi sulh ve sukun içinde yaşatması; bir zaman sonra müminin al aşağı edilerek  ve oluşturulan berrak medeniyetin kötülenerek tekil medeniyetlerin kurulup kaosa yol açmaşı, Osmanlının kazanmış-kaybeden bir kimliğe bürünmesinden çok Osmanlının değil insanlığın kaybettiğini gözler önüne  seriyor.

Cetvel devletleri olarak adlandırmamızda bir sakınca olmayan ve sınırlarının sömürülecek maden miktarı çeşidine göre değiştirildiği  devletlerdeki kaos tam bu noktada iyi bir örnek teşkil ediyor. Irak’ın tabut devleti olması , Filistin’in  caniliğin adı olarak tarih sayfasında yer edinmesi , Afganistan’ın kokain ticaretindeki kelebek vadisi ile anılması, Ermenistan büyük olma hayali peşinde koşturularak orda burada katliam yapması ,Yunanistan enosis hayali ardında sürüklenip başkalarının kültür mirasını kendi kütüğüne yazmaya çalışması, Sırbistan’ın  soykırım maşası haline gelmesi ve dünyanın gün yüzü görmemesi emanetin ehline verilmemesinden kaynaklanmakta.  İşte haçlı seküler zihniyetin emanet anlayışı. Kendinden olmayanı yok etmek ve veya ettirmek. Oysa insanlığın selametini sağlamak için evinden geri dönmeyeceğini kesin olarak bilerek çıkıp gitmişti geri dönmeyen İslam evlatları. İste iki taraf arasıdaki fark burada karşımıza çıkıyor.

Bir taraf yaşatmak için ölüyor diğer taraf öldürmek için öldürüyor.

                                           ********

– Süleyman çavuşum çokça mermi lazım. her yanı ecnebiler sarmış

– Hani nerdeler Ahmet

– Her yerdeler kumandanım .her taraftan sarmışlar bizi. Ahada biri elinde parım parım parlıyan bir aletle ordan oraya koşturuyor. Bombamıdır nedir.

– Evladım onlar ecnebi değil. Onlar Türk, onlar Kürt ,onlar Laz , onlar Çerkez

– Olur mu kumandanın. Bunlar nasıl Türk , nasıl Kürt, nasıl Laz, nasıl Çerkez. Hiç bize benzemiyolar. Sanki hepsi ecnebi

– Yazık ki evladım biz batı olmak için batılılarla şavaşıp  didinmişiz MÜTEESSİRİM !

Atı alan  Çanakkale yi geçti ne yazık ki. Çanakkale ruhu dıştan ve en çokta içten gelen sağanak yozlaştırma hareketiyle kevgire döndü General Jean Hamilton’ın  Türkleri cenab –ı Allahlarından ayırmak için yapıp ettikleri bizleri ayıramadı CENAB –I ALLAHTAN. Sonra istekli bir şekilde gürûh halinde kendimiz ayrıldık. Ve  ortada ruhu çalınmış bir “laikruh” kavramı kaldı. İnanın bana yukarıda bir dakikada uydurduğum bu diyalog  aslında gerçeğin ta kendisi. Değerlerimizi ve değerlerimize bağlı olarak ta değerimizi yitirmemek için verilen  o muharebelerdeki en vasat iki adamı alıp koysanız vatanın en ucube yerine bunlar kafir diye taşa tutarlar adamı. E bizde onlara yobaz deriz ne olacak ki. Burjuvazi kesimimiz yapmıyor mu bunları. Daha geçenlerde kartel medyasının baş yazarlarından biri TRT ye Çanakkale dizileri çektiği için gericilik damgası vurup yobazlıkla suçladı. Siz  şimdilerde gördünüz mü (yani 10 yıllık süre zarfı içinde)devlet  sistemimiz içinde yer alan elitokrasi  birilerinin ÇANAKKALEDE KUR’AN okutturduğunu. “ hadi ordan be: laikliğe ve cumhuriyetin temellerine aykırı bir davranış bu” diyorsanız; Bende size orda ölen hiçbir insanın (ki tüm İslam çoğrafyasını içinde barındırır) laiklik için ölmediğini söyler ve sizi vicdanınızla baş başa bırakıp eğer varsa tabi kahırdan kafa derinizi yemenizi seyrederim uzaktan. Şimdi 250000 şehidi anmak için amuda kalkarak 1 dakikalık saygı duruşuna davet ediyorum  ruhsuzluğu ruh edinenleri.

                                           ********

18 mart yaklaşıyor. Anın bakalım 250.000 şehidi. Yakında kafileler halinde türistik bedevi develer gibi gidenler görülür oraya( gerçek anlamda ziyaret edenleri saf dışı tutmak lazım). Onlar bizi yaşatmak için öldüler bizse ölmüş ceset torbalarına benzedik. Fotokopi makinesinin altına sokulup bir güzel batının fotokopisi olduk.

Çanakkale ruhunun ruhsuzlaştırıldığını kendi gözlerimle görme fırsatım oldu. Ruhsuzluğu ziyaret ettiğimi bilmiyordum oysaki  ben. Ziyarete gitmeden önce orda dökmek üzere bir  avuç göz yaşı saklamıştım  ; oraya gittiğimde göbeği orası burası açık üniversiteli genç türk kızlarını ve onlara sarmaşık gibi yapışan genç oğlanları görünce eve döndü  yazık ki gözyaşlarım. Bir zerre bile göz yaşı akıtamamak içime zehir olup aktı. Anın bakalım. Hem ne ile anacaksınız onları. Arkalarından bir fatiha okumayı becerememekle mi. Yada kos koca taş yontuları onların başlarına dikerek mi. Medeniyetleşerek  ! onları anma hakkını elimizden kaybettik biz. Bende sözün bittiği yer burası.ama bilinmeli ki Çanakkale sözün başladığı yerdir.

Onların bize sunmaya çalıştığı hayata ulaşmaya çalışmadıkça Çanakkaleler kaçınılmaz bunu bilelim. Onların rahat uyumaları için yapacağımız en iyi şey budur bu oldu bu olacak. Başka yol yok

                                            ********

Hayatımda tanıdığım  gerçek anlamda medeni insanlardan biri olan Yusuf Kaplan’ın uzun süre evvel kaleme almış olduğu yazıdan beynimde yer eden bir bölümü aktarmak istiyorum. 

Çanakkale’de, İstiklâl Savaşı’nda yedi düvel tarafından dışardan teslim alınamayan bu ülke, laikleştirilerek, İslâmî iddialarından, rüyalarından vazgeçirilerek içerden teslim edildi: Yedi düvelin dümen suyundan giden, onların seküler projelerini bizzat uygulayan yerli sömürgeciler tarafından kendi-kendine sömürgeleştirildi; ve “Çanakkale” geçildi.

Böylelikle “Çanakkale”‘ye hayat ve vücud veren o asîl ruh gitmiş, yerine asalak bir gürûh gelmiş oluyor.

Yeniden ÇANAKKALE GEÇİLEMEZ  diyebilmemiz dileğiyle: Saygı ve hürmetlerimle

Okunma Sayısı: 61

Yazarın Diğer Yazıları

Bir Kavram; Bir Devrim. Bereket…!

Başlıkta kullanılan deyim Yahudi sosyal hayatında içselleştirilen bir çıkarımdır. İçi boşaltılmayarak özüne sadık kalınan  kavramsal...

Bir (1) in İhtişamı

Hayatım boyunca anlamadığım iki şey  olmuştur. Bunlardan  birisi ünlü Türk bilgini ve  alim Harezmi’nin icadı...

Dipsizliğin Dibini Bulmak Mümkün mü?

Zaman ve mekan kavramlarının orta yerinde eğreti duran insan denen varlık gün geçtikçe edepsizlik denilen...

Bir Ben Yok Oluyor Benin İçinde!

Nerden başlasam diye düşündüm o kadar zaman İsrail hakkındaki bu yazım için. O kadar çok...

İşaret Parmağındaki Metaryalist Öte

Varlığı ve varoluştaki özün salt maddeden ibaret olduğunu varsayan görüştür materyalizm. Bir başka deyişle yokluğun...

Yorum Yazın

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.

ÇÖZÜM ORTAKLARIMIZ

Yukarı